Google Play Store
App Store
İstikamet emeğin Türkiye’si

İlknur BAŞER*

Tokat Şık Makas işçilerinin direnişlerinin parçası olan 16 Kasım mitinginde işçilerle hasbıhal ettik. İşten çıkarmalardan önce 3500 işçinin çalıştığı ve sendikalaşmanın olduğu fabrikada, iş kazalarının boyutlarını işçilerden dinlediğimde rejimin sömürü boyutlarını bilmeme rağmen tüylerim ürperdi.

Aynı günlerde Birgün’de Prof Dr. Aziz Çelik iş cinayetlerinin SGK raporlarına göre yayınlanan rakamlarının gerçekte iki katı olduğunu SGK verileriyle ortaya koymuştu. Ancak işçilerden dinlediklerim; bu rakamların da buzdağının görünen yüzü olduğunu gösterdi.

İşçiler; çalışırken günde neredeyse iki üç işçinin parmaklarının koptuğunu, kotların işlemden geçtiği çamaşır makinasında unutulan işçinin bir-iki saat makinada santrifüj olduğu ve ciğerleri patlamak üzereyken çıkarılıp hızlıca ortamdan uzaklaştırıldığı vb gibi iş kazalarının çoğunun kayda geçmediğini belirttiler.

Kaza geçiren işçilerin ise; işten atılmak ve başka yerde işe giremeyeceği tehditlerine maruz kaldığını paylaştılar. İş güvenliği önlemlerinin kağıt üzerinde kaldığı, denetimlerin haberli, göstermelik yapıldığı ülkede iş kazalarını bildirmemek patronlardan beklenendi. Soma, Ermenek, İliç, Dilovası’nda.. işçi katliamlarının yaşanması da tesadüf değildi.

AKP ile emek rejimi genel olarak; düşük ücretler, sendikasızlaştırma, esneklik, denetimsizlik, kölece çalıştırma üzerine kuruluydu. İşçi sınıfı yaşamak için çalışırken parça parça kaybettiği organlarıyla yavaş yavaş ölüme yatırılıyordu. Sermaye düzeni işçileri; yedek işgücü ordusu, işsizlik, açlıkla tehdit ediyordu. Yıllardır topraktan koparılarak mülksüzleştirilen, işçileştirilen emekçiler; bu kez sermayenin ucuz emek cenneti ülkelere göçüyle işsizleştiriliyor.

2025 yılı bitmeden iki bin tekstil fabrikası kapanarak Mısır’a göç etti. On binlerce işçi işsiz kaldı ( kadın işçiler ağırlıkta ).

Kapanacak işyeri sayısının daha da artacağını söylemek müneccimlik olmaz. Benzer durum Cumhuriyet döneminde ülkenin sanayileşme hamlesi için kurulan Divriği demir madenleri için de geçerli. Önce maden özelleştirildi, bugün daraltacağız diyerek işçi çıkarılıyor.

Sermaye ucuz emek, hammadde için dünyayı dolaşırken, tek adam rejimi sermaye lehine düzenlemeleri emir telakki ediyor, hukuk sistemini patrona koruma kalkanı yapıyor. İşçi sağlığı-güvenliğini maliyet kalemi gören sermaye artı değeri arttırmak için işçinin hayatını yok sayıyor.

Hakları için direnen Şık makas işçisi; ‘bizim valimiz yok mu? Devletimiz yok mu? Bizi neden görmüyorlar’ diye bağırırken gerçekte iktidarın patronun yanında saf tuttuğu gerçeğiyle yüzleşiyor.

Engels’in İngiltere’de emekçi sınıfların durumu kitabı: sanayi devrimi ile topraktan koparılıp işçileştirilen milyonların kölece çalıştırılma örnekleriyle doludur.

Engels eserinde 1844’lü yılların İngiltere’sinde çocuk, kadın, tüm işçilerin uzun çalışma saatleri, barınma, beslenme, iş kazaları ve sefaletini ortaya koyar.

Kitapta ‘fabrikalar cenin tarlalarına dönüşmüştü’ cümlesi; 16-18 saat aralıksız çalıştırılan kadınların fabrika yanındaki depolarda baygın yatarken uğradıkları tecavüz sonrası düşükleri anlatmak için kurulmuştur.

Yine; kopan bacak, kollar, yarı aç çalıştırılan işçiler, 3-4 yaşında minik parmakları sermayenin kullanımına sunulan çocuklar.. Kitapta; işçi sınıfının sağlığı ile ilgili bahsedilen raporda, Manchester’daki işçi çocukların %57’inin 5 yaşını doldurmadan öldüğü belirtilir. Engels; ‘bir birey, bir diğerine bedensel zarar verir ve bu ölümle sonuçlanırsa buna insan katli, bunu yapan kişinin önceden bilmesine cinayet deriz.

Aynı şekilde toplum da yüzlerce proleteri kılıcın ya da kurşunun yol açacağı ölümler kadar vahşice, doğal olmayan, zamansız bir ölümün pençesine ittiğinde, binlerce kişiyi yaşamı için gerekli olan şeylerden yoksun bıraktığında ve yaşayamayacağı koşullara sürüklediğinde ve bu binlerce insanın yok olacağını bile bile bu koşulların sürmesine izin verdiğinde cinayet işlemektedir.’

Kitabın yazılmasının üzerinden 175 yıldan fazla zaman geçti. İşçi sınıfı yıllar içinde örgütlü mücadeleyle bir dizi kazanım elde etti. Hatta bazı ülkelerde adaletsiz düzeni yıktı, isyan bayrağını indirmedi. Emek ve sermayenin savaşı hep sürdü. Reel sosyalizmin yıkılışıyla ‘ilan edilen’ sınıflar bitti tezine rağmen bugün katmanlaşmış yapısıyla işçi sınıfı tüm çıplaklığıyla ortada. Temel çelişki bellidir.

Kapitalist sanayi devriminin üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen bugün; İleri kapitalist ülkeler dışındaki çevre ülkelerde işçilerin çalışma, yaşam koşulları 19. Yüzyıla dönüyor. Düşük ücretler, ‘modern’ kölelik düzeninde ölümcül çalışma ve yaşayamamak. Bir yandan teknolojik devrim, yapay zeka kullanımının iş piyasasına etkileri ve işsizliği arttırma tartışmaları yürütülürken, diğer taraftan işçiler, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide gel git yaşıyor.

Neo-liberalizmin yarattığı, bireycilik, yabancılaşma, örgütsüzlük; işçilere çaresizliği, kaderciliği, değiştirilemezliği aşılayan cemaat-tarikat ağları..sermaye düzenini besliyor. Geniş emekçi kitleleri derin yoksulluk, geleceksizlik içindeyken; emperyalist tekeller ve yerli işbirlikçi sermaye tarafından desteklenen tek adam rejiminin ömrü bu kadar uzamazdı.

Elbette tek adam rejiminin ömrünü uzatan bir sürü etkeni sıralayabiliriz. Ancak bugün rejimin ömrünü uzatan en temel mesele; emekçi kitlelerin düzenin tekerine çomak sokacak örgütlülüğünün olmaması.

Ülkenin dört bir yanında direnişlerde yada örgütsüz tek tek hakkını ararken, iş cinayetlerinde MESEM’lerde öl(dürül)en çocukların, işçilerin sesi yankılanıyor. Geniş emekçi kitlelerinin talepleri belli.

İnsanca yaşam, insanca düzen. Milyonların yaşaması için; ölümcül düzeni üreten, sömürüyü derinleştiren tek adam rejiminin yıkılması en acil ihtiyaçtır. Bu yıkımda katalizör görevini birleşik mücadele yürütecektir.

Emeğin Türkiye’sini kurmaya giden yol ise; bölüşümü değiştirecek ideolojik, politik mücadelededir. Yürüyüşümüzün istikameti bellidir.

*SOL Parti Sözcüsü