Google Play Store
App Store

Nehir söyleşi kitabı “Hayatımız Güzeldir” sadece Ataol Behramoğlu’nun anılarını içermiyor; düşünsel dünyasının kapısını ardına kadar açıyor. Toplumsal kırılma, çatışma, ayrışma anlarıyla yüzleşen sıradışı bir metin çıkıyor karşımıza.

İyi ki doğdun Ataol Ağabey: Bir kuşağın hafızası

Yıl: 1982. Barış Davası yargılamaları en ağır haliyle sürüyor. Pek çok isim ise daha yargılama aşamasında demirparmaklıklar arkasında alınıyor. Küçücük bir koğuşta kimler yok ki. Herkes alt alta üst üste yatıyor. Derken bir grup pipo sevdasına kapılıyor. Her yer dumanaltı. Göz gözü görmüyor. Gencay Şaylan da eline pipoyu alınca Ataol Behramoğlu; “Yeter artık! Adi suçluların yanına gitmek için dilekçe vereceğim” diyor. Hüseyin Baş'tan hızlı cevap: “Bizden daha adisini bulamazsın!” Meselenin aslında yalnızca pipo olmadığını Baş çok iyi biliyor. Bir grubun Orhan Apaydın’a karşı tavrı onu gerçekten de adi suçluların koğuşuna itiyor.

Çok değil bir yıl sonra… Ara kararla salınan Behramoğlu’nun duruşmasına o zamanki eşi Ludmilla gitmiş. Kocasına sekiz yıl ceza verileceğini öğrenince koşar adım eve ulaşmış. Nefes nefese; “Ataol kaç” diyebilmiş. Başka da çaresi yok. Hakkında açılan TKP davası ise sürüyor. 80 darbesi sonrası 141 ve 142. maddelerden iki kere ceza alanlar mükerrer suç nedeniyle idamla yargılanıyor. Günlerce Ege kasabalarında sığınmasız evlerde kalıyor. En sonunda İspanyol işçi adına düzenlenmiş sahte pasaportla terk ediyor ülkeyi. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere. Polis, pasaport kontrolü yapıyor. Yolcular arasındaki bir adama dikkatlice bakıyor. Ona “Türkçe biliyor musunuz?” diye soruyor, Fransızca “Anlamadım”diye yanıt alıyor. Bu defa İngilizce soruyor. Belli ki bir şeylerden kuşkulanıyor; nedense üstelemiyor. Bir lahmacuncu dolaşıyor kompartımanlar arasında. Bu defa yolcu çok az parası olmasına rağmen belki de uzun yıllar yiyemeyeceğini düşündüğü lahmacundan istiyor, bir yandan da içinden gülüyor: “Türk olduğum anlaşılır mı acaba?” Yakalanırsa öldürüleceğini, hatta mezarının bile bulunamayacağını biliyor. Tıpkı Sabahattin Ali gibi.

Pavesse; “Günleri değil anları anımsarız” der. Anlar ise trajik ya da trajediden doğan komik yanlarıyla unutulmazlar arasına girer. Okan Toygar’ın Ataol Behramoğlu ile yaptığı nehir söyleşi kitabı “Hayatımız Güzeldir” sadece onun anılarını içermiyor; kendi düşünsel dünyasının kapısını ardına kadar açıyor. Bir aydın olarak kimi noktalarda kendi özeleştirisini son derece içtenlikli yapması ise onu pek çok kimseden ayırıyor. Bu nedenle de bir yaşamöyküsünün sınırları aşılıyor, bu sayede toplumsal kırılma, çatışma hatta ayrışma anlarıyla yüzleşen sıradışı bir metin çıkıyor karşımıza. Bunda ise özellikli bir yöntem peşinde giderek söyleşiyi oluşturan Toygar’ın başarısı büyük.

Büyük şair Behramoğlu’nun hafta sonu doğum günü. Bu nedenle “Hayatımız Güzeldir” için Okan Toygar’la Behramoğlu”nu anacağız. Kitap; benim de onun ölümle yüzleştiği yoğun bakım döneminde el verdiğim, ilk defa editör olarak bir kitapta imzamın olduğu derinlikli bir çalışma. Onun sesinin ulaşmasının sorumluluğunu taşıdığım için gönençliyim.

Ataol Behramoğlu Barış Derneği davasından ceza aldığı dönemde yurt dışına çıktığında, Atina’da Yunanlı devrimci şair Yannis Ritsos ile buluşuyor. Ritsos’un ona söylediği “Hayatımız Güzeldir” ise kitabınızın adı artık! Bu sözün taşıdığı anlamın kitapla buluşmasının değerine dair neler söylemek istersiniz?

Evet, 1983’ün son aylarında…Bu sorunun yanıtı, kitabın ruhuna da ışık tutar. Ritsos, biraz çaresiz, belki biraz boynu bükük gördüğü Ataol Behramoğlu’na “Hayatımız Güzeldir” dedikten sonra şunu ekler: “Sana ‘hayat’ değil, ‘hayatımız’ güzeldir diyorum.” Ritsos’un “hayatımız” vurgusu, halkının insanca bir düzende ve barış içinde yaşayabilmesi uğruna bedel ödemeyi göze almış bütün devrimcilerin hayatına yöneliktir. Hayatımız Güzeldir başlığı, bu kitap için iki nedenle yerli yerine oturuyor. İlki, Ataol Behramoğlu’nun altmış yılı aşkın süredir devam eden toplumsal mücadelesi boyunca siyasal ve düşünsel çizgisinde tutarlılığını korumuş bir aydın olarak varlık göstermesidir. İkincisi ise bu kitabın, bir devrimcinin yürüttüğü ödünsüz mücadeledeyi merkeze alarak, “aydın” kavramını sürekli ve çok katmanlı biçimde sorgulamasıdır. Hayatımız Güzeldir”in halkı için kavgaya katılmış, daha iyi bir dünya için düşüncelerini korkusuzca dile getirmiş onurlu aydınlara ithaf edilmesinin nedeni de budur.

Kitap aynı zamanda Ataol Behramoğlu kimliği ile ülkemizin özellikle 1960’lardan günümüze siyasi tarihinden izler taşıyor. Bir şairin bir ülkenin tarihiyle denk düşmesinin anlamı sizce nedir?

Haklısınız. Başlangıçta böyle bir plan yapılmış olmasa da, Behramoğlu’nun yanıtları bu metni yalnızca kişisel bir siyasal anlatı olmaktan çıkararak, Türkiye’de emek, barış ve demokrasi mücadelesinin tarihsel seyrine ışık tutan bir çerçeveye taşıyor. TİP’li yıllardan bugüne uzanan bu anlatı, aynı zamanda okura bir bellek takvimi sunuyor. Bir şairin bir ülkenin tarihiyle denk düşmesi de tam olarak burada anlam kazanıyor: şiir, bireysel bir ses olmaktan çıkıp bir kuşağın hafızasına dönüşüyor.

Kitap aynı zamanda kimi kavramlar üzerine okuru düşünmeye davet ediyor. “Solculuk”, “Ulusçuluk”, “Atatürkçülük”, “Marksizm” bu başlıklardan yalnızca birkaçı. Bu noktada tartışılan kavramlar üzerinden anlaşmak varmak gerekiyor öncelikle. Siz kitaba ilişkin kavramları ele alırken nasıl bir yöntem izlediniz? 

Bu konu kitabın ana eksenlerinden birini oluşturuyor. Öncelikle , sizin de belirtmiş olduğunuz “kavramlarda anlaşmak” olgusunu gündeme getirmekle… Yıllar önce Deniz Kavukçuoğlu’nun Cumhuriyet’te, bu başlıktaki bir yazısını okumuştum. Sözü edilen ya da üzerinde tartışılan bir kavramın ne anlama geldiği, neleri kapsayıp kapsamadığı üzerine bir uzlaşmaya varmadan yürütülen tartışmanın nereye gideceğini irdeleyen bir yazıydı. Somut bir örnek vereyim: Laiklik meselesini tartışırken tanımı yerli yerine koymadan, sabahtan akşama kadar da tartışılsa bir yere varılamaz; örneğin Ecevit’in “inançlara saygılı laiklik”, İmamoğlu'nun “kapsayıcı veya özgürlükçü laiklik” gibi tanımlamalarıyla iş daha da sarpasarar. Dile getirdiğiniz “solculuk”, “ulusçuluk”, “Atatürkçülük” ve “Marksizm” kavramları, en az laiklik kadar temel ve tartışılması gereken başlıklardır. Sağcı neye göre sağcı, solcu neye göre solcudur? Ulusalcılıkla milliyetçilik nerede ayrışır; yurtseverlik hangi noktada kapsayıcı bir siyasal tutuma, hangi noktada dışlayıcı bir kimliğe dönüşür? Bir sosyalist aynı zamanda yurtsever; bir Marksist aynı zamanda Atatürkçü olabilir mi? Ya da inançlı bir Müslüman, eşitlik ve emek mücadelesinden yana bir sol siyasetin parçası olabilir mi? Atatürkçülük ve Kemalizm farklı kavramlar mıdır? Türk Halkı mı, Türkiye halkı mı, Türk Edebiyatı mı, Türkçe Edebiyat mı demeliyiz? gibi. Bu nehir söyleşinin, Ataol Behramoğlu’nun siyasal ve düşünsel deneyimleri içinden verilen yanıtlar eşliğinde bu soruları tartışmaya açılarak, okurun zihnindeki kavramsal çelişkilerin en azından bir bölümünü berraklaştıracak bir düşünsel zemin sağlayacağını düşünüyorum.

Söyleşi sürecinde Ataol Behramoğlu’nun üzerinde durmak istemediği başlıklar ya da metinden çıkarılmasını istediği bölümler oldu mu?

Hayır; aksine, okur bu söyleşide bazı soru ve yanıtların, çoğu zaman en dokunulmaz sayılan alanları bile tartışmaya açtığına tanıklık edecektir. Örneğin Kürt ve Ermeni meselesinin ayrıntılı biçimde ele alındığı bölümlerde, Behramoğlu’nun konulara ne denli nesnel, serinkanlı ve evrensel bir bakışla yaklaştığı; devrimci, sosyalist ve yurtsever bir aydın olarak düşüncelerini dile getirmekten geri durmadığı açıkça görülecektir.

***

Bu pazar günü Adalar Belediyesi ve Tekin Yayınevi öncülüğünde Ataol Behramoğlu’nun doğum gününü dostlarıyla Taş Mektep’te saat 18.00’de şarkılarla, şiirlerle, söyleşilerle kutlayacağız. Davetlisiniz.