Japonya’da “Takanomics” dönemi
Japonya’nın tarihinde ilk kez bir kadın başbakan koltuğuna oturdu. Takaichi, “Demir Lady” Margaret Thatcher’a hayranlığını gizlemeyen, Japon siyasetinin muhafazakâr kanadında yer alan Liberal Demokrat Parti’de (LDP) 64 yaşında bir siyasetçi. Merhum eski başbakan Abe’nin sadık bir takipçisi.
Takaichi’nin kabinesinde rekor sayıda kadına yer vereceğini açıklaması Japonya için azımsanamayacak bir adım. Japonya gibi derin patriyarkal köklere sahip bir toplumda bu tarihsel adımın ne kadar dönüştürücü olacağı ise bir soru işareti. Zaten Takaichi, geleneksel aile yapısını korumaktan yana; eşlerin farklı soyadı kullanmasına karşı ve eşcinsel evliliklere mesafeli. Yani Japonya ilk kadın başbakanını seçti ama bu kadın başbakan feminist bir lider değil.
Keza bugün dünyada yarattığı ekonomik olumsuzluklar üzerinden çokça eleştirilen Thatcher’ın Britanya’daki neoliberal dönüşümünü model alan bu ideolojik miras, kadın temsilini güçlendirmekten çok erkek egemen düzenin değerlerini kadın eliyle yeniden üretme riskini taşıyor.
EKONOMİK FIRTINADA YENİ ARAYIŞ
Japonya son iki yıldır, neredeyse otuz yıllık deflasyon sarmalından çıkarken bu kez farklı bir tuzağın içinde bocalıyor. Fiyat artışlarının üretimden değil, maliyetlerden beslendiği bir “enflasyon” dönemi kırılganlığı hâkim.
1990’ların varlık balonu krizinden sonra Japon ekonomisi, düşük büyüme ve düşük fiyat artışına kilitlenmişti. Bu dönemde ücretler artmıyor, talep durgun kalıyor, fiyatlar da yerinde sayıyordu. Ancak pandemiyle gelen küresel tedarik zinciri krizleri, enerji fiyatlarındaki sıçrama ve yenin aşırı zayıflaması bu dengeyi bozdu.
Yıllarca yüzde 2 enflasyon hedefini yakalayamayan Japonya Merkez Bankası (BoJ), şimdi yüzde 3 civarında gezinen çekirdek enflasyonu frenlemek için ters yönde bir ikilemle karşı karşıya. Negatif faiz politikasını terk etti ama faizleri hâlâ neredeyse sıfıra yakın tutuyor. BoJ’nin faiz artışıyla amaçladığı şey yalnızca fiyat istikrarı değil. Banka aynı zamanda, uzun vadeli tahvil piyasasında bozulan dengeyi onarmak ve kur üzerindeki spekülatif baskıyı hafifletmek peşinde. Ancak Japonya’da borç/GSYH oranı yüzde 260 seviyesinde. Bu nedenle her faiz artışı, Hazine’nin borçlanma maliyetini tırmandırıyor ve bütçe disiplinini zorluyor. BoJ da temkinli adımlarla enflasyon mücadelesinde ilerlemek zorunda kalıyor.
Takaichi’nin işi zor. Zira Japonya’nın bugünkü ekonomik çelişkileri, büyük ölçüde Abenomics döneminden miras kalan maliye modelinin sonucu. Abe’nin “parasal genişleme, mali teşvik, yapısal reformlar” dayalı “üç ok” stratejisi ilk yıllarda büyümeyi canlandırmıştı. Yapısal dönüşüm kısmı ise hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmedi. Devlet harcamaları üretken yatırımlardan çok siyasi destek dağıtımına dönüştü; kamu borcu arttı ama verimlilik artmadı.
Takaichi bu mirası devralırken hem büyümeyi korumak hem de mali sürdürülebilirliği sağlamak zorunda. Kampanya döneminde “sorumlu harcama” söylemiyle öne çıktı. Planı, altyapı ve enerji yatırımlarıyla istihdam yaratmak, aynı zamanda çocuk bakımı ve aile destekleri aracılığıyla iç talebi canlandırmak. Özellikle nükleer enerji santrallerinin yeniden devreye alınması ve savunma harcamalarının artırılması ekonomiye iki yönlü etki yaratacak: Kısa vadede talebi destekleyecek, uzun vadede enerji bağımsızlığını güçlendirecek.
Japonya’da reel ücretler son iki yıldır düşüyor. Şirketler yüksek kâr açıklarken çalışan ücretleri yerinde sayıyor. Bu da enflasyonun, satın alma gücü üzerinde kalıcı bir baskı haline gelmesine neden oluyor. Siyasi istikrarsızlığın kökeni de tam burada yatıyor. Japon halkı uzun süredir ekonomik refahtan pay alamıyor. Düşük ücret, yüksek yaşam maliyeti, yaşlanan nüfus ve daralan işgücü piyasası, LDP’nin meşruiyetini aşındırıyor. Genç seçmenler popülist partilere kayarken, kıdemli seçmen tabanı da değişim talebini yükseltti.
Takaichi’nin seçilmesi bu nedenle sadece ideolojik değil, ekonomik bir denge arayışının ürünü. Bu tabloyu tersine çevirmesi için, şirketleri ücret artışına zorlayan vergi teşvikleri, sendikal güçlenmeye alan açan reformlar ve kadın istihdamını artıran sosyal politikalar üretmesi gerekiyor.
Onun liderliğinde Japonya’nın izleyeceği yol, “Abenomics”in mirasını daha disiplinli ve hedefli bir biçimde yeniden kurgulayacak “Takanomics” dönemi olacak gibi görünüyor.
Eğer Takaichi bu süreyi doğru değerlendirirse, Japonya hem ekonomik hem toplumsal anlamda yeni bir sayfa açabilir. Aksi halde, Demir Lady olma iddiası, Thatcher’ın ağızlarda bıraktığı o ekşi tattan öteye geçemeyerek eski düzenin bir başka versiyonuna dönüşebilir.


