Kadim Anadolu medeniyetlerinden hikâyeler

Gökhan Yavuz DEMİR
Tarih açısından zengin bir çeşitlilik arz eden topraklarda yaşıyoruz. Şehirlerimiz, kasabalarımız, hatta köylerimiz bizden asırlar evvel yaşamış bu insanların kalıntılarıyla dolu: paralar, testiler, kaplar, heykeller, sütunlar, lahitler ve dahası. Oysa zamanın acımasızca silip attığı bu eşyaları kullanan insanların da birer hayatları vardı; kaygıları, korkuları, sevinçleri, umutları ve hayalleri…
Ressam, yazar ve sanat tarihçisi Gürol Sezen ‘Anadolu Uygarlıklarından Öyküler’ adlı yeni kitap dizisinde, işte bu yok olup gitmiş medeniyetlerdeki insanların gündelik hayatlarını bize anlatıyor. İlk kitap “Hititli Küçük Hayalcinin Düşleri”ni Gözde Bitir Tufan coşkun bir desen ve renk cümbüşüyle resmederken, ikinci kitap “Troya’da Bin Pınarlı Dağın Kelebeği”neyse An-Su Aksoy okuru içine çeken illüstrasyonlarıyla hayat vermiş.
Serinin kahramanları Anadolulu çocuklar. İlkinde Hititli küçük kız Pattiya’nın hayallerine misafir olurken, ikinci kitapta bizi İda Dağı’nda Troyalı minik Paris gezdiriyor. Bu iki kitapta da Gürol Sözen’in küçük bir sürpriziyle, Anadolu’nun farklı zaman ve mekânlarında geçen iki ayrı hikâyede de Pembe Bulut ve Mavi Bulut ile karşılaşıyoruz. Kim bilir, belki serinin diğer kitaplarında da bu iki tanıdıkla yollarımız kesişir.
Pattiya’nın avucunda tuttuğu mavi ışıltılı taşı Patti’nin hikâyesiyle birlikte eski Hitit şehirleri Hattuşa ve Aluca’nın sokaklarında geziyoruz. Bazen Pattiya ile şehrin surlarının dışına çıkıp tabiatın keyfini çıkarırken, bazense annesiyle birlikte eski bir tapınağa gidiyoruz. Pattiya dostları Mavi Bulut ve Pembe Bulut ile hayaller içinde özgürce dolaşırken, biz okurlar da Hitit İmparatorluğundaki insanların dört bin sene evvelki gündelik hayatlarına şahitlik ediyoruz. Onlarla beraber Alaru Bayramı’nı kutluyor, incirli ekmek ‘Gurra-ma’ula karnımızı doyuruyor, işliklerde çamurdan keçi heykelcikleri yapıyoruz. Hayaller, korkular, gündelik hayat, sanat, bayram, din ve bütünüyle Hitit medeniyeti, küçük bir kız ve en yakın dostu avcundaki mavi ışık yayan taşının hikâyesi üzerinden rengarenk sayfalarda geçit resmi yapıyor.
Troyalılar ile Akhalılar arasındaki Homeros’un meşhur ettiği o bitmek bilmeyen savaşın onuncu senesidir ve kahramanımız küçük Paris, İda Dağı’nda yeni gelen baharın tadını çıkararak gelincikler arasında gezinmektedir. Bu esnada bir imparator kelebek onunla konuşur ve ona kanatlı at yıldızının masalını anlatır. Bu masalla birlikte bu efsanevi yaratık, eski dostlarımız Mavi Bulut ve Pembe Bulut’la birlikte, Paris ve ablası Hekabe’nin hayatına giriverir. Bu sayede biz okurlar da meşhur Troya Savaşı’nın sonuna, bir gece devasa tahta at heykelin şehrin surları içine alınmasına tanık oluruz. Bitmek bilmeyen savaşlara sinirlenen İda Dağı’nın, niçin adını Kaz Dağı’na çevirdiğini öğrenirken de Sarıkız ve Çilpi’nin hikâyesine kulak veririz: Efsane içinde efsane!
Anadolu’nun farklı çağlarını farklı çocukların ağzından farklı efsanelerle anlatan bu yeni seriyi, Pembe Bulut ile Mavi Bulut’un eşliğinde okumaya doyamayacaksınız.


