Google Play Store
App Store
Kafadan kaybetmek

Eskiden futbolda “sezon açılışı” diye bir ritüel vardı.

Yepyeni bir sezona başlanırken, takımın yeni elemanlarıyla birlikte, yeni bir enerjiyle taraftarla buluştuğu; bir şölen havasında geçen, oyuncuların tek tek tanıtıldığı, bir tür “gaz” verildiği, umutların tazelendiği ve şampiyonluk için ortak bir sinerji yaratıldığı bir törendi bu.

Ama günümüzde, bir yandan transfer faaliyetleri sürerken bir yandan da yoğun Avrupa Ligi maçları trafiğinin başlaması, kamp çalışmalarından dönüşün akabinde hemen bu maç trafiğine girişilmesi bunu mümkün kılmıyor.

O hâlde, sezonun ilk resmî maçı, yani dün geceki Shakhtar Donetsk maçı, bu iş için tam da uygun bir vesile olarak kullanılamaz mıydı?

Oysa dün gece baktık ki Beşiktaş Jimnastik Kulübü, olaya hiç de böyle bakmamış, dünkü maçı sıradan bir maç hüviyetinde kabullenmiş. Tribünlerde ne bir özel pankart, ne taraftarların ellerine tutuşturulmak üzere dağıtılmış yeni ve özel bayraklar, ne bir görsel şov… Hiçbir şey yok.
Peki, taraftarda böyle bir hava var mı?

Onlarda da yok. Sanki “Orkun Kökçü Show” yeterli olmuş; bu iş için taraftarın “gazı” da orada alınmış.

Yani, eldeki tartışmalı ve tartışmalı olduğu maçın sonucuna da yansıyan kadroyu motive edecek hiçbir şey yok ortada.

Zaten 2. golden sonra protestoların başlaması, hatta ve hatta malum temcit pilavı gibi “Sergen Yalçın” tezahüratının yapılması da bütün bunların ürünü.

Sahaya bakınca da Beşiktaş taraftarının motive olmaması için her türlü neden mevcuttu zaten.
Geçen sezon “tek bek”le oynayan Beşiktaş’ın bu sene sahaya 0 (yazıyla sıfır) bekle çıktığını gördük. Masuaku denen adamın, bir iki maç haricinde bu kadar (Jurasek kadar) kolay geçildiğini hiç hatırlıyor musunuz? Yine Masuaku’nun ileri çatır çatır adam geçerek çıkışlarını, cayır cayır kanat ortalarını aramıyor musunuz? Yönetime ve Ole Gunnar Hoca’ya soruyoruz bunları.
Shakhtar’a dün gece “mis gibi Türk lokumu” kıvamında maç oynatan “bekler meselesi” böyle de, ileri kanat oyuncuları ne âlemde? Şimdi “Hangi kanat oyuncuları? Var mı öyle elemanlar bu takımda?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ben de bunu diyorum işte.

Anlaşılan kulüp yönetimi, “Abraham ve Orkun’u aldık ya… Daha ne istiyorsunuz?” deyip koltuklarının arkasına yaslanmayı tercih etmiş. İyi de, 2 oyuncu mu alacak maçı tek başlarına?
Yedek kulübesine baktığınızda, geçen sezondan farklı ve “heyecan” yaratan kim var? Gençlere haksızlık etmek istemem ama, Semih mi? İlk 3 maç sonucunda sakatlanıp denklemden düşen Mustafa mı? Tayyip mi? Kartal mı? Emrecan mı? Kim? Salih mi? Güldürmeyin adamı.
Tammy Abraham’a (Allah esirgesin) bir şey olursa kim gol atacak? Penaltılarla filan idare eden Immobile’yi bile arayacak mı Beşiktaş?

Maç öncesi basın toplantısında Solskjær Hoca çok önemli bir doğrusunu hatırlattı futbol denen oyunun:

“Bir takımın topluca ve hızlı şekilde topu rakip kaleye taşıması (ve kaptırmadan) futbolun en temel kuralıdır. Eğer kaptırırsanız aynı hızla geri dönüş zordur. Bu durumları yaşamak istemeyiz. Çünkü bu durum rakibin istediği şeydir.”

Dün Shakhtar karşısında sıkça gördüğümüz bu durumun (olumsuz anlamda) provası, hazırlık maçlarında da sıkça görülmedi mi? Ben izledim, gördüm. Peki, hoca görmedi mi? Önlem aldı mı? Almışsa da, uygulatamadığı açıkça görüldü.

Orta sahada “dezorganizasyon” sorunu hâlâ çözülememiş bir Beşiktaş’ta bir başka önemli sıkıntı daha göze çarpıyordu:

Oyuncular arasında bir “takımdaşlık” havası yok. Maç boyunca tartıştılar birbirleriyle. Kimse ne yapacağını bilmeden geziniyordu sahada. Dahası, transfer sezonu hâlâ sürdüğü ve takımın önemli bir bölümü de transfer “sofrasında – listelerinde” olduğu için, oraya, yani o formaya, o armaya, o stada ait hissetmiyor kendini.

Bu da, Shakhtar’a ve yeni hocaları Arda Turan’a “mis gibi” bir gece yaşattı.

Fark çok daha açılabilirdi. Mert ve ilahlar korudu Beşiktaş kalesini.

Shakhtar Avrupa’nın öyle aman aman büyük takımlarından biri mi? Hayır. Ama yine de “taş gibi” bir takım. Bu ligde iyi iş yapmaya aday bir ekip. O yüzden Beşiktaş’ı da böyle bir gününde yakalayıp işini bitirdi.

Rövanştan bu Beşiktaş adına bir şey çıkar mı?

Kimse emin olamıyor. İhtimal bile veremiyor.

Ama futbol bu. 2-0 bile durumu uzatmaya götürür. Artık “deplasman golü hesabı” olmadığına göre.
Ama Beşiktaş, Temmuz’un 24’ünde bile sahada, kendi taraftarı önünde yuhalanıyor, ıslıklanıyorsa; hocaya “git” anlamında slogan atılıyor, “Sergen – Mergen” tezahüratı yapılıyorsa, tarihin en erken havlu attığı bir sezondan söz ediyor olabiliriz.

“Geçmiş olsun” demeye dilim varmıyor ama…

Geçmiş galiba…