Kalabalıklaşan yalnızlık: Fikret Muallâ’nın metropol rüyası
Paris sokaklarında bir elinde fırçası, ötekinde yalnızlığıyla dolaşan Fikret Muallâ, Türk resminin en melankolik kahramanlarından biri. Sanat Tarihi Uzmanı Ahmet Kerim Bekcan’la, Muallâ’nın yaşamı, sanatı ve metropoller arasında kaybolan ruhu üzerine konuştuk.

Merve Ege
Kadıköy’de doğup Paris’te ölen bir ressam…
Fikret Muallâ Saygı’nın hikâyesi, bir ülkenin sanatla imtihanının da hikâyesidir aslında. Bohem, kırılgan, zeki ve derin bir yalnızlık içinde resmeden bu adamın fırçası, İstanbul’un sokaklarından Paris’in kafelerine uzanan bir iç yolculuğun haritasını çizer. Ressam ve sanat tarihçisi Ahmet Kerim Bekcan, yüksek lisans tezinde Muallâ’nın “metropoliten ve kozmopolitan karşılaşmalarını” incelerken, onun resimlerinin ardındaki ruh hâlini de gün yüzüne çıkarıyor. Bekcan’la Fikret Muallâ’nın “kalabalık içindeki yalnızlık” estetiğini ve sanatçının Türkiye’den uzaklaşma sebeplerini konuştuk.
Fikret Muallâ’ya ülkemizde pek çok kişi aşinadır. Bize biraz hayatından bahsedebilir misiniz?
Ressam Fikret Muallâ Saygı Türk resminin eşi benzeri olmayan benzersiz ikonu. Kesinlikle ayrıksı biri. Ve kesinlikle otantik. Türkiye’de bilhassa popüler kültürde aşağı yukarı Muallâ’yı bilenler epeyce. Eserleri pek çarpıcı... Fikret Muallâ Kadıköy, Moda semtinden. Tam tarih vermek gerekirse 9 Nisan 1903’te doğdu. Kaynaklarda böyle geçiyor. İstanbul, Berlin ve Paris metropollerinde sürdürdüğü esrik, bohem yaşantısı sansasyonel sekanslarla doludur.
“HAYRETLERE DÜŞÜREN BİR YERDE”
Siz Fikret Muallâ’nın toplum tarafından sanatçı kişiliğinin anlaşıldığını düşünüyor musunuz?
Bugüne dek Fikret Muallâ üzerine kaleme alınan farklı zamanlarda yayımlanmış pek çok kitap, yazı mevcuttur. Bunlar arasında, Fikret Muallâ’yla eş zamanlı yaşamış ve onunla yakın ilişkiler kurarak ahbaplık eden kişilerin kaleme aldıkları var. Abidin Dino, Hıfzı Topuz, Fikret Adil, Bedri rahmi Eyüboğlu, Taha Toros, Semiha Berksoy, Youki Desnos bunlardan birkaçıdır. Ayrıca Muallâ’nın eserleri üzerine açılan sergileri de hatırlatmalıyım. Tüm bunlar Fikret Muallâ’nın toplumsal olarak anlaşılmasında, anılmasında oldukça etkili. Şimdilerde Muallâ pek çok kimse tarafından merak edilen, resimleriyle insanlarda tebessüm bırakan, yaşamıyla ise hayretlere düşüren bir yerde.
Bir sanatçı ülkesini neden terk eder?
Gülşen-i Râz’ı yazan Şebüsterî’nin bir lafı var: “Başladığı noktadan itibaren dönüp duran şu devran binlerce şekle bürünüp görünmekte. Merkez de o, dönen de o. Bir zerreyi bile yerinden oynatsan, bütün âlem baştanbaşa bozulur gider. Her şey başı dönmüş, hayran bir halde. Bir zerre bile imkân sınırından dışarıya adım atmamış” diyor. Her birimizde imkân sınırından dışarıya adım atma tahayyülü var, bir sanatçıdaysa zaten var. Kimi zaman imkân sınırından dışarıya adım atmak bulunduğun coğrafyadan bir şekilde uzaklaşmakla olacak şey. Ama ne olursa olsun, ne kadar gidilirse gidilsin, başladığımız noktanın arasılığındayız. Muallâ da öyleydi.

Muallâ’nın resimleri onun ruhunu yansıtan faktörlerdi pek tabii. Sizce de öyle mi?
Muallâ’nın apansız değişen haletiruhiyesiyle resimleri arasında aslında çok yakınlık var. Zannedildiği gibi Muallâ’nın resimleri yalnızca renkli, göze hoş gelen, izleyiciyi kendine çekerek tebessüm bıraktıran resimler değil. Metropoller arasında yaşayan Fikret Muallâ resimlerine de metropoliten alanlardan enstantaneleri alıyor. Dikkatli bakıldığında bu resimlerde birbiriyle yan yana bir arada olan insanların birbirine kayıtsızlığı, ilgisizliği ayyuka çıkıyor. Bu bir aradalık özünde bir “alakasızlık” halidir. Farkı kimliklerden insanlar bir arada olup bir kalabalıklık halini ortaya çıkarsa da resimlerinde “kalabalıklaşan bir yalnızlık” haletiruhiyesi söz konusu.
Fikret Muallâ ile ilgili çalışmalarınız bulunmakta. Bize onlardan bahsedebilir misiniz?
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansımı gerçekleştirdim. Tez konum “Fikret Muallâ: Metropoliten ve Kozmopolitan Karşılaşmalar” başlıklı. Ressam Fikret Muallâ’yla yakınlaşmam bilhassa yüksek lisans tez konumun Muallâ’yla alakalı olmasından gelmekte. Birçok kez Paris’e seyahatler gerçekleştirdim. İstanbul’a döndüğümde Hıfzı Topuz’un Muallâ’ya dair kitabıyla ilk kez Muallâ ile karşılaştım diyebilirim. Yeniden Paris’e gittiğimde bu defa Muallâ’yı aradım Paris’te... Tezimi yazarken Fikret Muallâ’nın ölümünün 58. yıldönümüne istinaden, 19 Temmuz 2025 Cumartesi Günü CoBAC Workspace’de bir etkinlik gerçekleştirdim. Bu etkinlikte çok özel konuklar vardı: Duygu Günkut, Kerem Topuz, Nevzat Aydın, Köksal Kızılca, Mustafa Ergül ve Recep Can Mert. Bir kez daha onlara çok teşekkür ederim. Bir teşekkürü de canım arkadaşım Eda Akgün ve CoBAC ekibine etmeliyim. Ayrıca Hacer Kazancı ve Murat Savaş Fikret Muallâ’nın yaşamındaki Kadıköy ve Beyoğlu enstantanelerinden oluşan harika fotoğraflar çekti. CoBAC Workspace’de 19 Eylül-3 Ekim 2025 tarihleri arasında sergilendi. Son olarak Merve sana teşekkür ederim. İlginin, alakanın yanı sıra Fikret Muallâ duyduğun heyecan ve bu söyleşinin oluşmasındaki emeğin teşekkürü fazlasıyla hak ediyor.


