Google Play Store
App Store
Kamala Harris’in şaşırtıcı derecede boş stratejisi

Ben Burgis

Pazartesi günü, Kamala Harris ve Demokratik Ulusal Komite Pensilvanya’da yeni ve saldırgan bir propagandaya başladı. Seçmen tercihleri çoktan başladı ve Keystone eyaleti seçimin en hararetli savaş mevzisi haline geldi. İki taraf da agresif kampanyalar üretiyor.

Ancak şaşırtıcı şekilde bu kampanya Cumhuriyetçi aday Donald Trump’a yönelik değil. Hedefinde Yeşil Parti adayı ve şu an anketlerde oy oranı yüzde 1 civarında seyreden Jill Stein var. Kampanya videosunda Stein’in suratı Trump’a dönüşürken arka plandaki bir ses “Stein için 1 oy Trump’a 1 oy” diye uyarıyor.

2012 ve 2016 seçimlerinde görece dikkate değer bir destek almış olsa da o dönemde ne Barack Obama ne de Hillary Clinton’ın seçim kampanyaları Stein’e karşı propagandaya girişmemişlerdi. Joe Biden de 2020 seçimlerinde Yeşil Parti adayı Howie Hawkins’e saldırmakla uğraşmamıştı. Harris’in bu şaşırtıcı hamlesi ise kampanyasındaki diğer gelişmeleri de dikkate aldığımızda daha çok bir çaresizlik işareti gibi görünüyor.

Harris her gün yeni bir strateji deniyor, bir gün kriptoyu benimsiyor diğer gün başkan olarak tüm politikalarını iki partili bir danışma konseyi ile yürüteceğini açıklıyor. Belki bir umut öne geçerim diye tüm tuşlara basıyor.

Ancak Harris’in denemediği bir taktik var açıkçası. Birçok kararsız seçmeni çekebilecek ama öbür taraftan parti statükosunu ve bağışçıları kızdıracak türden bir savaş karşıtı duruşu ve ekonomik popülizmi benimsemiyor.

Yeterince başa baş bir seçimde Stein’in oylarının Trump’a Pensilvanya’da seçimi kazandırabilme ihtimali var. Ancak Stein’e bu geçişken eyaletlerde oy veren herkes bu ihtimalin farkında. Muhtemelen liberal dostları tarafından bu sebeple de tekrar tekrar azarlanmışlardır. Ortalama bir Stein seçmeni bu “bozguncu etkisinin” farkında ve yine de üçüncü partiye oy vermeyi tercih ediyor. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin bunu hesaba katarak karar veriyorlar.

Eğer demokratlar bu sorunsun yaratacağı sonuçları hafifletmek istiyorlarsa enerjilerini üçüncü parti alternatiflerine yönelen seçmenlerin bu şekilde kötünün kötüsüne kazandırmasının önüne geçebilecek alternatifli oylama gibi reformlara harcayabilirler. Bu muhtemelen Jill Stein’e oy vermeye kararlı muhalif seçmenleri utandırmaya çalışmaktan daha etkili bir çözüm olacaktır.

Harris kampanyası bunu başaramıyorsa da bu seçmenleri çekebilmek ve daha da önemlisi çok ciddi sayıda inançsız Demokratı heyecanlandırabilmek için gerçekten somut bir siyasal ikna biçimine yönelebilirler.

Örneğin Harris, Benjamin Netanyahu’nun Gazze’deki soykırımcı savaşına Amerikan silahı akışının sonlanacağı sözünü verebilir. Bu öteki durumda taraf değiştirmeye hazır birçok demokrat seçmeni gerçekten heyecanlandırabilir. Harris için de böyle bir duruş değişimini meşrulaştırmak zor olmaz. İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta sonu bir hastanedeki hastaları canlı canlı yaktığını ya da Netanyahu’nun yüz binlerce Filistinliye yönelik tüm insani yardımları Hamas savaşçılarını “aç bırakabilmek için” engellediğini itiraf ettiğini gördükten sonra vicdanen daha fazla savaşı destekleyemeyeceğini fark ettiğini söyleyebilir.

Daha da ikna edici olmak istiyorsa bunu çok daha geniş bir iç reformun parçası haline gelebilir. Şu anda ABD kaynaklarının absürt derecede önemli bir kısmını tüm küredeki emperyal askerî gücüne, yüzlerce askeri üssüne ve Doğu Avrupa’da ve Ortadoğu’da eşzamanlı gerçekleşen vekil savaşlarını sürdürecek kadar büyük bir silah sektörüne harcıyor. Tüm bunlar olurken son derece küçük ve cimri bir sosyal devletimiz var. Diyabetik hastaları insülinlerini karşılayacak kadar online bağış toplayamadıkları için ölüyorlar, insanlar sağlık sigortalarını kaybetmemek için kötü işlerde ve mutsuz evliliklerde kalmaya devam ediyor. Fast food gibi düşük ücretli sektörlerdeki çalışanlara geçim sağlayabilecek kadar bir gelir kazanmak istiyorlarsa üniversiteye devam edip diploma almaları gerektiği söylenirken üniversiteler ise astronomik biçimde pahalılaşarak bu öğüdü çıkışsız bir borç krizine dönüştürüyor.

Samimi bir popülist program resmin bu iki tarafını birleştirebilir, askerî-sınai kompleksi küçülterek Amerikan işçi sınıfının yaşamını somut olarak iyileştirebilecek birçok inisiyatifi rahatça finanse edebilir.

Biden temmuz ayında adaylıktan çekildiğinde parti tabanı heyecanlanmıştı. Biden’in zihinsel gerileyişi bir sorun olmaktan çıktıktan sonra Trump’ın yenileceğinden eminlerdi. Ancak biraz fazla aceleci bir kanıya dönüştü. Trump ve J. D. Vance çirkin ve sığ bir sahte popülizme yöneliyor. Cumhuriyetçileri yenebilmek için konuşurken cümleleri birbirine bağlayabilmek yetmiyor, bu cümlelerin içeriği de önemli. Harris’in sözleri anlamlı bir ifade oluşturuyor olabilir ancak siyasi bir tahayyülden mahrum. Bu kaçan imkân da muhtemelen seçimlerde dönüp dolaşıp kendisini vuracak.

VARIŞI OLMAYAN YOL

Ağustos bir siyasi sağduyu ânında Harris şirketlerin açgözlülüğünün peşine düşeceğini söylemişti ve karşılanamayan ücretlerin geniş kesimlerde öfke yarattığı bir dönemde popüler bir vaade dönüştü. Ancak maalesef kampanyası o günden beri bu fikri silikleştirmeye başladı. Enerjisinin çoğu bunun yerine Trump ilk başkanlık kampanyasını ilan ettikten 9 yıl sonra belki şimdi vazgeçerler diye ümit edilen bir grup Cumhuriyetçiyi ikna edebilmek için “partiden önce ülke” stratejisine harcıyor.

Dick Cheney’in Harris’e oy vereceği duyurulduğundan beri Harris destekçileri keyifle “Hem Bernie Sanders hem Dick Cheney” diyerek ne kadar geniş bir koalisyona sahip olduklarını hatırlatıyorlar. Ancak Sanders’in isminin yanında 21. yüzyılın en ünlü savaş suçlularından birinin yer alması Bernie’nin siyasi mirasına değer veren bizim gibi insanların midesini bulandırmanın dışında bir tek Trump’ın kendisi karşısında birleşen statükoya karşı savaştığı anlatısını beslemeye yarıyor.

Seçim o kadar başa baş ki Harris hâlâ finiş çizgisini geçerek ocak ayında başkan olabilir. Daha önce de beklenmedik şeyler oldu. Şu anda ise tablo muğlak. Anket şirketi FiveThirtyEight Harris’in Trump’ı Pensilvanya’da yüzde 1,6 ile geçtiğini ve Michigan ve Wisconsin gibi geçişken eyaletlerde de benzer ucu ucuna sonuçlar aldığını gösteriyor. Başka kaynaklara göre Trump burun farkıyla önde. Eski başkanın aday olduğu önceki iki seçimde de anket beklentilerini aşan sonuçlar aldığı düşünüldüğünde Harris kesinlikle bu ay olmayı umduğu noktada değil.

Belki acemi şansı Harris’e kasımda bir zafer kazandırır. Ancak “partiden önce ülke” stratejisi boşa çıkarsa da şaşırmamak gerek ki bu durumda Donald Trump ile dört yıl daha geçirince ülkenin ne hale geleceğini görme şansına erişeceğiz.

Jacobin.com web sitesinden kısaltılarak çevrilmiştir. 

Çeviren: Yusuf Tuna Koç