Google Play Store
App Store

Kampüslerde güvensizlikten barınma krizine, cezasızlıktan kadın emeğinin sömürülmesine kadar birçok başlıkta ortaklaşan üniversiteli genç kadınlar, 10 Ocak Kadın Mitingi’ni yalnızca bir eylem değil, korkunun yerini dayanışmanın aldığı bir buluşma olarak tanımladı.

Kampüslerden alana dayanışma çağrısı

İlayda Sorku

Ülkede kadınların yaşam hakkını hedef alan politikalar, artan şiddet, cezasızlık ve güvencesizlik üniversitelerde okuyan genç kadınların gündelik hayatını doğrudan belirler hale geldi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme, 6284’ün uygulanmaması, kampüslerde tacize karşı mekanizmaların işlevsizleştirilmesi ve derinleşen ekonomik krizle birlikte üniversiteli kadınlar yalnızlaştırıldı. 10 Ocak’ta Ankara’da yapılacak Kadın Mitingi öncesi farklı üniversitelerden genç kadınlar, yaşadıklarının bireysel değil politik olduğunu vurgulayarak ortak taleplerini BirGün’e anlattı.

***

DEFETMENİN YOLU BİRLEŞİK MÜCADELE

ODTÜ’den Sude, üniversiteli genç kadınların taleplerini anlatırken iktidarın kadınlara yönelik politikalarının bütünlüklü bir baskı rejimi oluşturduğuna dikkat çekti: “24 yıllık gerici siyasal İslamcı AKP iktidarı gün geçtikçe sarsılan meşruiyetini yeniden kazanmanın yolunun baskıları arttırıp korku duvarları oluşturmaktan geçtiğini düşünüyor. Halkın tüm kesimlerine uygulanan baskı politikalarını belki de en derinden hissedenlerden biri de genç kadınlar. Bu coğrafyada kökleri cumhuriyet tarihini de aşan bir kadın hareketinden bahsetmek mümkün. Her biri birer mücadele sonucu kazanılan haklarımıza yönelik saldırılar bir yana dursun artık en çok dile getirdiğimiz talep yaşam hakkımız. Son yıllarda artan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet vakaları da bu talebin can yakıcılığını açıkça gösteriyor. Hayatımızın her alanında karşılaştığımız baskı, şiddet ve tacizlere karşı önlem almak yerine faili aklayan ve cesaretlendiren politikalarla, kampüslerimizde CİTÖB gibi mekanizmaların kayyımlar tarafından işlevsizleştirilmesiyle bu sorunun önünün açıldığını ve daha da derinleştirildiğini görüyoruz. Bunlar dışında ekonomik krizin yükünden, kemer sıkma politikalarından kadınlar da nasibini alıyor. İktidarın kadın istihdamını arttırma yalanlarıyla ilan ettiği ‘aile yılı’ ve sonrasında ‘aile on yılı’; kadınları ev içine hapseden, görünmeyen emeğini daha da sömüren bir çıkmaza sürüklüyor.”

Bu politikaların üniversiteli genç kadınların yaşamını evden kampüse kadar her alanda zorlaştırdığını vurgulayan Sude, “Türkiye’de hem kadın hem de genç olmanın zorluklarını göğüsleyen genç kadınların yaşamları, iktidarın tüm alanlarda kadın düşmanı politikalarıyla oldukça derinden etkileniyor. Ekonomik ve sosyal politikalarda; kadınları yok sayan, bedenlerimizi tahakküm altına almaya çalışan, emeğimizi sömüren düzenlemeler bizleri bulunduğumuz her alanda -evde, işte, sokakta, kampüste- zaten güç olan yaşamımızı daha da güçleştiriyor” dedi.

Öte yandan farklı üniversitelerden genç kadınların mitingde bir araya gelmesini ise ortak mücadelenin zorunlu bir sonucu olarak değerlendiren Sude, “Birçok farklı şehirden, üniversiteden gelsek de yaşadığımız sorunlar ortak, haliyle sorunlara karşı vereceğimiz mücadelenin de ortak olması gerekiyor. Karşımızdaki kötülüğün ne kadar örgütlü olduğunu biliyoruz, onu defetmenin yolunun da örgütlü, birleşik bir mücadelen geçtiğinin farkındayız. Bu yüzden memleketin dört bir yanında verdiğimiz mücadeleleri ortak bir zemine taşımak, birbirimize güç vermek açısından genç kadınların Kadın Mitingi’nde bir araya gelmesi çok önemli” şeklinde konuştu.

***

YALNIZ DEĞİLİZ

Yeditepe Üniversitesi’nden Ada ise, üniversiteli kadınların gündelik hayatta sürekli bir güvensizlik haliyle yaşamak zorunda bırakıldığını anlattı. “Farklı üniversitelerden olsak da sorunlarımız benzer aslında” diyen Ada, şöyle konuştu: “Kampüsten geç çıktığımızda misal evimize veya yurdumuza dönerken güvenle varabilecek miyiz, yolda otobüste tacize uğrayacak mıyız diye kaygılarımız oluyor. Bazen insan kendini bu sorunlar karşısında yalnız ve çaresiz hissedebiliyor ama başka bir üniversitede başka bir kadının da aynı sorunlar aklından geçmişse aslında yalnız olmadığını ve birlikte mücadeleyle bunu aşabileceğini görüyor. Çünkü yalnız değiliz, görünenden çok daha kalabalığız.”

Bu güvensizlik halinin tesadüf değil, cezasızlıkla beslenen politikaların sonucu olduğuna vurgu yapan Ada, “Mevcut politikalar erkeklere daha fazla suç işleme ve bundan cezasız kalma alanı açıyor. Bu da onlara, kadınlara istediğini yapabilme cesaretini veriyor çünkü ceza almıyorlar aksine bu düzenden cesaret alıyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, 6284’ün uygulanmaması biz kadınların yaşam hakkını direkt tehdit eden bir durum. Zaten evde, okulda, işte kısacası var olduğu her alanda mücadele eden kadınlar bir de bu politikalar yüzünden kendi yaşam hakları için mücadele ediyorlar. Tüm bunlara karşı 10 Ocak’ta hep birlikte sesimizi yükselteceğiz” şeklinde konuştu.

***

SESSİZ KALMIYORUZ

Boğaziçi Üniversitesi’nden Ebrar, mitingte hangi talepleri yükselteceklerini, “Eşit, güvenceli bir yaşam talebiyle, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi, 6284’e dokunulmaması, eğitim ve kampüslerde eşitlikçi politikaların uygulanması için sözümüzü duyuracağız” ifadeleriyle sıraladı. “Gasp edilen haklarımıza karşı sessiz kalmıyoruz” ifadelerini kullanan Ebrar, “Güvenli kampüslerde okumak, insanca barınmak ve yaşamak istiyoruz. Tacize, şiddete ve ayrımcılığa karşı gerçek ve etkili mekanizmalar kurulmasını, kadınlar olarak örgütlenme ve var olma hakkımızı, eşit ve güvenceli bir geleceği istiyoruz” dedi. Yaptırımsızlığın genç kadınları yalnızlaştırdığına dikkat çeken Ebrar, sözlerini şöyle tamamladı: “Yaptırımsızlık genç kadınların gündelik yaşamından ideallerine kadar hayatının her alanını baskılıyor. Güvensizlik ve yalnızlaştırmaya sebep oluyor fakat tam aksine iktidar temel haklarımıza kadar göz diktikçe birbirimize yaslanıp birlikte hareket etmek zorundayız. Alanlardan kürsülere birlikte politik bir hattı inşa edip güçlendirmek zorundayız. Bu düzene karşı ortak deneyimlerimizi paylaşacağımız, dayanışmayı yan yana büyüteceğimiz, ortak taleplerimizi daha güçlü ifade edebileceğimiz bir zemine ihtiyacımız var. Yan yana geldikçe daha güçlüyüz, daha görünürüz, her zamankinden bile daha kararlıyız!”

***

KORUMUYOR, YALNIZLAŞTIRIYOR

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden Ecem, üniversiteli genç kadınların mitinge katılma nedeninin gündelik bir hayatta kalma mücadelesi olduğunu ifade etti. Üniversiteli genç kadınlar olarak sadece öğrenci değil aynı zamanda geçinmeye ve barınmaya çalışan bir noktada olduklarını vurgulayan Ecem, “Kampüslerde güvende olmak istiyoruz. Tacize uğradığımızda üstünün kapatılmasını değil gerçek yaptırımlar uygulanmasını istiyoruz. Ücretsiz ve nitelikli eğitim, barınma hakkı, insanca yaşam koşulları, sömürülmeden çalışabilme ve okuyabilme bizim en temel taleplerimizden” dedi.

***

BİR ARADA GÜÇLÜYÜZ

Mevcut kadın politikalarının üniversiteli genç kadınları korumak yerine yalnızlaştırdığını belirten Ecem, “‘Aile yılı’ kadınları aile içine hapseden, itaatkâr olmaya zorlayan bir yerden kuruluyor. Üniversitelerde yaşadığımız taciz, baskı ve mobbing sistematik ama çözümler göstermelik. Ben hem öğrenci hem emekçi hem de kadın olarak bu politikalar yüzünden üç kat yük taşımak zorunda kalıyorum. Dolayısıyla bu miting bizim için sadece bir miting değil nefes alabildiğimiz bir alan. Yaşadıklarımızın bireysel değil politik olduğunu görüyoruz. Aynı sorunları yaşayan kadınlarla yan yana gelmek güç veriyor, korkunun yerini dayanışma alıyor. Çünkü baskı ve şiddet tek bir üniversiteyle sınırlı değil. DTCF’de yaşadıklarımız başka üniversitelerde de yaşanıyor. Farklı üniversitelerden genç kadınlar olarak bir araya geldiğimizde bu düzenin karşısında daha güçlü durabiliyoruz. Birimizin sesi kısılmak istendiğinde diğerimiz yükseltiyor” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

***

TALEPLERİMİZİ HAYKIRACAĞIZ

Hacettepe Üniversitesi’nden Emine ise, “Tek adam rejimine, faşizme ve şeriata karşı kadınların olduğunu haykırmak için alanlardayız” dedi. Üniversiteli genç kadınlar olarak güvenli kampüsler, nitelikli, eşit ve şiddetsiz bir yaşam talep ettiklerini belirten Emine, “KYK yurtlarında yaşanan güvensizliklere, erkek ve kadın öğrenciler arasındaki barınma eşitsizliğine karşı ses çıkarıyoruz. Cinsel tacize ve kadın cinayetlerine karşı caydırıcı politikalar istiyoruz. Stajda ve okurken çalışmak zorunda bırakıldığımız part-time işlerde güvencesizliğe mahkûm edilmek istemiyoruz. Kampüslerimizde tacizlere sessiz kalan, etkisizleştirilen CİTÖK’ler yerine etkin CİTÖK ve güvenli kampüs talebimizi haykıracağız” ifadelerini kullandı.

***

İSYANDAYIZ, ALACAKLIYIZ!

Cezasızlık politikalarının kampüslerde kadınları sessizliğe zorladığını belirten Emine, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Mevcut politikalar bizi korumaktan çok itaatkâr ve güvensiz bir konuma itiyor. Tacizcimizi ifşa etmek yerine susmayı tercih ediyoruz; çünkü aynı kampüslerde yaşamaya devam ediyoruz ve failler cezasız kalıyor. Cezasızlık failleri cesaretlendiriyor. Ekonomik krizle birlikte hayallerinden ve eğitim hakkından edilen yine genç kadınlar oluyor. Bize susmayı dikte eden politikalara karşı özgür ve eşit bir hayat istiyoruz, alacağız. Sorunlarımızın bireysel olmadığını, bulunduğumuz her alanda ortak sorunlarla mücadele ettiğimizi bu mitingle daha net görüyoruz. Birlikte daha güçlüyüz. Kendi sözümüzü kurduğumuz, taleplerimizi birlikte yükselttiğimiz bir miting olacak. Tüm üniversitelerde yaşadığımız sorunlar aynı. Hacettepe’de yaşanan barınma krizi, gelecek kaygısı, güvensiz ve ışıksız kampüsler; ODTÜ’de de, 9 Eylül’de de, İstanbul Üniversitesi’nde de var. Birçok üniversiteden kadınların bir araya gelmesi, mücadelemizin ülke çapında olduğunu gösteriyor. Dayanışmamızı büyüttüğümüz, taleplerimizi en yüksek yerden söyleyeceğimiz bir buluşma olacak. Bizler bu kadın düşmanı rejime karşı isyandayız, alacaklıyız!”