Kamu kurumları ve sanata saygı
Dün CHP’li belediyelere yönelik operasyonların yeni dalgasıyla sarsıldık. Adaleti mumla aradığımız şu günlerde direncimizi ayakta tutan sanat etkinliklerine sahip çıkan yerel yönetimlere selam olsun.

“Neler oluyor gülüm, neler oluyor bize?” diye soran sevgili İlhan Şeşen’i ölümsüzlüğe uğurladık hafta içinde. Ardından Haslet Soyöz’ün kaybı geldi. Biri müziğimizin, diğeri görsel sanatlarımızın iki ustası… Önceki hafta da değerli yönetmen Ali Özgentürk’ün kaybıyla sarsılmıştık… Onları anarken, toplumumuzda sanata verilen değer üstüne düşünmekten kendimizi alamadık. Hangi sanatçımıza hak ettiği değeri verebildik? Arkalarından ağıt düzmek kolay; yaşadıkları süre içinde hangisine sahip çıkabildik? Kaçının adına sempozyumlar, yarışmalar yapıldı? Kaç sanatçımızın yaşadığı evlere, sokaklara adları verildi?
Sözü yerel yönetimlerin sorumluluğuna getirmek amacım. Kaç belediyemiz sınırları içinde doğmuş, büyümüş ya da yaşamının bir bölümünü o kentte/kasabada geçirmiş, orada üretmiş sanatçıları anmayı görev biliyor? Önümüzde sanatımızın büyük ustalarının ölüm yıldönümleri var: 2 Haziran Orhan Kemal’in, Ahmed Arif’in, Asaf Çiğiltepe’nin yıldönümü; 3 Haziran ise Nazım Hikmet’in… Bakalım kaç belediyemiz bu isimleri genç kuşaklara tanıtan etkinlikler düzenlemeyi kendisine görev bilecek?
Sanat etkinlikleri derken, Anadolu’nun dört bir yanındaki sebze-meyve ve alışveriş ‘festival’lerinden söz etmeyeceğim elbette. Onlar da yerel kültürün değerleri ama hiç olmazsa festival yerine şenlik demeyi akıl etseler… İlk kez yazmıyorum bunu, ama toplumumuzdaki ‘festival’ algısının bu böyle biçimlenmesine, sanatın değersizleştirilmesine duyarsız kalamıyorum. Oysa pekala yerel kültür ögelerini çağdaş sanatla buluşturan etkinlikler düzenlenebilir. İşte, İzmir’in Urla ilçesinde geçen hafta düzenlenen ‘Urla Gastronomi Film Festivali’ böyle bir etkinlikti. Yemek kültürü ile sinema kültürünü buluşturan bu etkinliğe katılamadım, çünkü aynı günlerde Eskişehir’deydim. Oradan izlenimlerle devam edeyim.
ESKİŞEHİR’DE İKİ FESTİVAL
Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ve GAİN’in ana sponsorluğunda düzenlediği ’22. Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nde sinemamızın farklı kuşaklarından usta sanatçılarıyla bir araya geldik. 47 uzun metraj, 19 kısa metraj filmin seyirci ile buluştuğu festival kapsamında düzenlenen ‘Film Festivalleri Sempozyumu’nda ülkemizdeki festivallerin seyirci ile ilişkisi masaya yatırıldı. Sempozyum başlamadan Eskişehir’den ayrıldığım için, orada neler konuşulduğunu Pazar ekimizde Emine Uçar İlboğa’nın yazısından öğreneceğim. Festival çerçevesinde çok sayıda atölye yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven’in öğrencilere buluşması, GAİN’in Drama ve Yapım Müdürü Pınar Pamuk’un söyleşisi, Konuk sinema okulu Ulster Üniversitesi’nin öğrenci filmleri, Doha Film Enstitüsü’nün kısa filmleri, piyano eşliğinde gösterilen sessiz sinema klasiği “Prens Ahmed’in Maceraları”, “Evcilik” adlı son filmi gösterilen Ümit Ünal ve dört filmlik retrospektifi (Masumiyet, Kader, Yeraltı, Hayat) ile festivale konuk olan Zeki Demirkubuz’un söyleşileri programın önde gelen etkinlikleri arasındaydı.
Açılış töreninde, sinemamızın usta yönetmeni Şerif Gören, Suna Selen ve İranlı yönetmen Majid Majidi’ye verilen Onur Ödülleri; sinemamızın çok sayıda yapımında yönetmen yardımcısı olarak görev alan Leyla Özalp ile Gören’in “Yol” ve “Derman” filmlerini de içeren yüzü aşkın filmle görüntü yönetimlerimiz arasında seçkin bir konuma sahip değerli görüntü yönetmeni Erdoğan Engin’e verilen Emek Ödülleri ile Fanatik Film’e verilen Sinemaya Katkı Ödülü festivalin akademik kimliğine yakışan ödüllerdi. Festival yönetmeni S. Serhat Serter, Onur ödülü verileceğini sağlığında Şerif Gören’e ilettiğini, onun da Eskişehir’e gelerek ödülü alma sözü verdiğini anlattıktan sonra ödülü yönetmenin eşi Leyla Gören’e takdim etti.
Eskişehir Film Festivali, ‘pandemi’den bu yana –dört yıldır- yapılamıyordu. Kaldığı yerden devam etmesini sağlayan Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel teşekkürü hak ediyor. İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nün ve tüm destekçilerin katkıları da anılmaya değer. En büyük teşekkürü ise, festivalde görev alan Anadolu Üniversitesi öğrencileri ve bu Üniversitenin kurucusu Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen hak ediyor. Festivalde beni üzen tek husus ise, sinema salonlarında görevliler dışındaki öğrencileri görememek oldu. Hemen söyleyeyim, bu Eskişehir’e özgü bir durum değil; gençler artık sinemayı telefonlarından, tabletlerinden takip etmeyi tercih ediyor. Bu nasıl değişir? Birlikte seyir zevkini nasıl anlatacağız gençlere? Tüm festival yöneticilerini bekleyen bir görev bu. Yaratıcı çözümlere, gençlerin merakını uyandıracak etkinliklere ihtiyaç var.
Eskişehir’de aynı günlerde bir başka etkinlik daha vardı: 16. Uluslararası Eskişehir Çocuk, Gençlik ve Kukla Tiyatroları Festivali. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın düzenlediği festival, Yılmaz Büyükerşen’in kente kazandırdığı değerlerden bir diğeri. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni Başkanı Ayşe Ünlüce hocanın yarattığı ‘sanatın ve sanatçının kenti’ sıfatının hakkını vermeye kararlı. Festivalin açılış gününde, İspanyol kukla ustası Jordi Bertran’ın “Sirk” ve Fransa’dan gelen Yifan’s Company’nin “Kanatlarım”adlı oyunlarını keyifle izledim, yoğun bir kalabalığın içinde. Çocuk yaşta sanatla tanışan gençlerin, istikrarlı bir sanat politikasının ürünü olan etkinliklerle besleneceklerine ve sanata duydukları ilgiyi yaşamları boyunca yitirmeyeceklerine inancım tam.
EDEBİYATIN VE SİNEMANIN USTALARINA SAYGI
Genç kuşaklar yalnızca günümüz sineması ile yetinmemeli, sinemamızın kuruluş ve gelişme dönemindeki ustaları da tanımalı. Tabi, başka sanat dalları için de aynı şey geçerli. Karşıyaka Belediyesi’nin Kültürlerarası Sanat Derneği işbirliği ile düzenlediği ‘III. Edebiyat – Sinema Buluşması’nda edebiyatımızın ustaları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Attila İlhan, Tarık Dursun K, Selim İleri anılırken, yaşayan usta yazarlarımızdan Habib Bektaş, “Gölge Kokusu” romanının Atıf Yılmaz tarafından “Eylül Fırtınası” adıyla sinemaya aktarılma sürecini anlattı. Genç yönetmenlerimizden Erman Bostan “Cadı” adlı ilk filmi öncesi Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ve korku sinemasına duyduğu ilginin nedenlerini, Dr. Efdal Sevinçli Gürpınar’ın edebiyatımızdaki yerini, Zeki Coskun Selim İleri’nin sinema tutkusunu, Özlem Fedai, Salim Çetin ve Lütfü Dağtaş Tarık Dursun K.’nın, Biket İlhan Attila İlhan’ın sinema serüvenlerini, yazar-eleştirmen Rıza Kıraç edebiyat uyarlamalarının genç kuşakların edebiyat ile ilişkisine olumlu ve olumsuz katkılarını anlattı. Karşıyaka Belediyesi’nin sanatsever Kültür Müdürü Leyla Keskiner’in Salihli’nin efsane başkanı, ‘Salihli Şiir İkindileri’nin mimarı Zafer Keskiner’in kızı olması bir tesadüf olmasa gerek.
Hafta içinde, edebiyatımızın ustalarına sahip çıkan bir başka yerel yönetici, Manisa Büyükşehir’in genç başkanı mimar Ferdi Zeyrek’ti. Manisalı iki yazar adına açılan yarışmaların (Yusuf Atılgan Roman Ödülü ve İlhan Berk Şiir Ödülü) ve yıla yayılacak etkinliklerin tüm yerel yöneticilere ışık tutması gerekir. Kuşkusuz başka yerel yönetimler de vardır, sanata değer veren; izleyebildiğimiz oranda onları da tanıtırız. Yeter ki dostlar alışverişte görsün anlayışı ile yapılmasın bu işler; kentlere değer katan sanatçıların genç kuşaklara yol gösterebilmesi için sürekliliği olan etkinlikler gerçekleştirilsin…


