Kanaryalar yalpalarken
Judith Schalansky’nin çok katmanlı politik denemesi Yalpalayan Kanaryalar; ekolojik krizler karşısında yetersiz görünen uyarı sistemlerini ele alırken felaketin kendisini sahneye çağırmak yerine, felakete dair işaretlerin neden etkisiz kaldığını sorguluyor.

İlke KAMAR
Judith Schalansky’nin Yalpalayan Kanaryalar metni, iklim krizi ve çevresel yıkım üzerine yazılmış metinler arasında, yüksek sesli uyarı üretmekten özellikle kaçınan yapısıyla ayrılıyor. Schalansky, dolaysız bir eylem tarzını benimseyerek, metni duygularla yaklaşılan bir alan olmaktan çıkarıp, ekolojik felaketi mümkün kılan sistemsel körlüklere dikkat çekiyor diyebiliriz.
2023’te U Crespo Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazarın çok katmanlı politik denemesi; ekolojik krizler karşısında yetersiz görünen uyarı sistemlerini ele alırken felaketin kendisini sahneye çağırmak yerine, felakete dair işaretlerin neden etkisiz kaldığını sorguluyor. Bununla birlikte bu uyarı sistemlerinin toplumsal ve politik bir karşılık üretmediğini de ortaya koyuyor yazar. Yalpalayan Kanaryalar, bu yönüyle yalnızca ekolojik bir anlatı olmaktan çıkarak sorunun kendisini alanına taşımasıyla da etki yaratıyor. Bir yüzleşme metni de denilebilir. Schalansky’nin incelikle işlediği denemesinde adı geçen kanarya, tarihsel olarak madenlerde yaklaşan tehlikenin haberci kuşlarıdır.
‘GÖZCÜ BEKÇİ HAYVANLAR’
Schalansky, bir zamanlar maden işçilerinin oksijen oranının düşmesine karşı uyarıcı olarak kullanılan kanarya kuşundan yola çıkarak ekoloji üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor. Fareler gibi denek rolü üstlenen ve neredeyse onun kadar kolay tedarik edilen küçük boyutlu kanarya kuşu, kitapta rehber gibi hizmet ediyor okura. Yazar, ‘gözcü bekçi hayvanların’ olağanüstü koşullarda vaat ettiği imkânın çözülemeyen çelişkisini de daha yakından görmemizi sağlıyor Yalpalayan Kanarya’larda.
Madenciler için ölümcül gazların varlığını insanlardan önce duyumsayan bu kuş, bir uyarı mekanizmasıdır o bir habercidir aslında:
“Bu kafes kuşlarının tercih edilmesinin nedeni hem nefes alırken hem de verirken oksijen çekebilmelerini mümkün kılan elverişli solunumlarının onları toksik gazlara karşı olağanüstü hassas kılması ve en azından insandan yaklaşık yirmi dakika önce kendinden geçmeleriydi. Yirmi dakika uzun bir zamandır, madenden çıkıp yeryüzüne dönmek ve ciğerleri oksijenle doldurarak havasızlıktan boğularak ölmekten kurtulmak için yeterince uzun. Üstelik kanaryalarda zehirlenme belirtileri hemen fark edilebilir: Baygın bir kanarya kuşu ötmeyi bırakır ve oturma çubuğundan kafesin zeminine düşer; bu tehlikenin farklı yorumlanmasının imkânsız bir belirtisidir. Bundan da öte sapsarı parlayan tüyler, aynı her trafik lambasında kırmızı ve yeşilin birbirinden ayırt edildiği gibi yorumlanmaya muhtaç bir işaret değil miydi?”
ALGININ SINIRLARININ TANIĞI
Schalansky’nin metninde kanarya ölmez; yalpalar. Kurtarılması gereken bir kurban değil, insan merkezli bakışın ahlaki yükünü taşıyan bir figürdür. Tam da bu ara halin, metnin düşünsel gerilimini kurduğunu söylemek mümkün. Yalpalama, ne tam bir felaket ne de sıradan bir durumdur. Okur, metinde yaklaşan tehlikenin bilgisine sahiptir; fakat bu bilginin, eylem üretmediğini fark ederiz. Burada sorun bilginin yokluğunun aksine, bilgi fazlasının nasıl algılandığı ve neden eyleme dönüşmediğidir. İşte Schalansky, okuru tam da baş başa bırakır bu askıda kalmışlıkla. Metin, ekolojiyi merkeze alan birçok çalışmalarda olduğu gibi felaketi anlatmak yerine, felaketin neden henüz “olmuş” sayılmadığını gösterir. Yalpalayan Kanaryalar, okuru felaketin tanığı değil, algının sınırlarının tanığı olmaya davet eder diyebiliriz. Kanarya uyarır; fakat bu uyarı düzen içinde dönüştürücü bir etki yaratmaz bu denemede. Metnin politik gücü de tam olarak burada ortaya çıkar: yüksek sesle bağırmayan, ama sessizliğin neden bu kadar güçlü olduğunu gösteren bir anlatı kurar.
Yalnızca iktidar ilişkileriyle, bir toplumda neyin görülebilir, neyin duyulabilir ve neyin anlamlı sayıldığıyla da ilgilidir yazar. Başka bir deyişle, politik düzen, algının düzenidir. Bazı sesler söz olarak kabul edilirken, bazıları gürültü olarak duyulur; bazı bedenler görünürken, bazıları görünmez kalır. Yalpalayan Kanarya, günümüzdeki bu algı rejimi içinde anlamı bilinen ama politik etkisi askıya alınmış bir figürdür. Kanaryanın bedeni bir şey söyler; fakat bu söz, geçerli bir talep ya da eylem çağrısı olarak kabul edilmez. Çünkü yalpalama, henüz kriz statüsüne ulaşmamıştır. Felaket vardır, fakat tanınmamıştır. Schalansky’nin edebi stratejisi, bu tanınmama hâlini dramatize etmek yerine onu soğukkanlı bir mesafeyle görünür kılar demek mümkün. Çalışma, okuru ne suçlar ne de harekete çağırır. Bunun yerine okuru izleyici konumunda tutar demek yanlış olmayacaktır. Bu izleyicilik hâli, metnin en rahatsız edici boyutudur. Bu bağlamda Yalpalayan Kanaryalar, felaketin değil, felaketin tanınma koşullarını gösterir bize. Yani felaketin kendisi değil, felaketin ne zaman “olmuş” sayıldığını metne taşır yazar.
“Kuşların olmadığı bir dünya hayal etmeye çalıştım. Bu, her ne kadar tam olarak başlangıca, yani Dünya’nın taş, su, ışık, rüzgârdan ibaret olduğu ve yaklaşık üç milyar yıl boyunca sessiz hayal etmemiz gereken bir yer olduğu çağa benzese de dehşeti, tam bir sessizliği, dünyanın sonunu hayal etmekten başka bir şey olamazdı. Başım döndü. Belki de zamanı nihayet döngüsel olarak algılamanın eşiğindeydim.”
Kuşların susması, Schalansky’e göre dünyanın bitmesi değildir; dünyanın anlatılamaz hale gelmesidir. Felaket görsel değildir; okunaksızdır ona göre.
Tüm bunların yanı sıra “Hangi eşikte bir durum ya da işaretler kriz olarak adlandırılır?” sorusu da metinde karşımıza çıkar. Schalansky, bu soruları doğrudan sormasa da; metnin yapısının ekolojik felakete dikkat çektiğini söyleyebiliriz. Sonuç olarak Schalansky’nin metni, çağdaş ekolojik anlatıların sıkça başvurduğu alarm etkisini reddeder. Bunun yerine, okuru kendi algısıyla yüzleştirir diyebiliriz. Felaket, henüz olmamıştır; ama bu, felaketin yokluğundan değil, algının sınırlarından kaynaklanır bu durum. Yalpalayan Kanarya, bu sınırların içinde, görünür ama etkisiz bir figür olarak kalır.
Yazarın bu denemesinde en çok altını çizdiği bir diğer önemli nokta edebiyatın, sanatın ekolojik duruma karşı üsteneceği işlev. Schalansky edebiyatın dünyayı kurtaramayacağını kabul eder ama olup bitenleri unutmamamız için ne kadar önemli olduğunu da hatırlatır. Bir anlamda ona göre edebiyat unutmaya karşı en büyük dirençtir. Bunun için insanı merkeze alan anlatı dilini askıya almak önemlidir ona göre. Yani kanaryaları unutmamak insanın bakma biçimini dönüştürmesi için kritik bir noktadır.


