Google Play Store
App Store

Akıllı ilaçların sunduğu olanaklar umut verici olsa da tümör hücrelerinin direnç geliştirmesi hâlâ en büyük engellerden biri.

Kanserle savaşta yeni umut: Akıllı ilaçlar
Fotoğraf: AA (Arşiv)

Meriç Öztürk - @merichyoztyurk

Her yıl dünya genelinde yaklaşık 10 milyon insan kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu tablo, kanserin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda toplumsal bir kriz olduğunu gösteriyor. Uzun yıllar boyunca tedavinin temelini oluşturan kemoterapi, kansere sebep olan hızlı bölünen hücreleri yok etmeyi amaçlasa da sağlıklı dokular üzerinde de ciddi tahribat yaratıyor. Bu tahribat, kemoterapinin yan etkilerinin de çok yüksek olmasına sebep oluyor. O yüzden bilim insanları yıllar boyunca yalnızca kanser hücrelerin hedef alacak yöntemler geliştirmeyi arzuladı. Bunun üzerine yüzlerce ve hatta binlerce çalışma gerçekleştirildi. Çalışmaların neticesinde “akıllı ilaçlar” olarak bilinen yeni tedavi yöntemleri geliştirilmeye başlandı.

Bu akıllı ilaçlar, kanser hücrelerine has olan bazı molekülleri tanıyarak onları sağlıklı hücrelerden ayırabiliyor. Bazı akıllı ilaçlar ise doğrudan kanser hücrelerinin aktivitelerini engelliyor. Bu engellenen aktiviteler sağlıklı hücrelerde zaten olmadığı için hedef dışı tahribatlara neden olmuyor. Yani, yan etkileri son derece az oluyor. Bir diğer akıllı ilaç tipi bağışıklık sistemimizle ortaklaşa çalışarak kanser hücrelerini onlara öldürten inhibitörler. Bağışıklık sistemimiz vücuda giren yabancı elemanlara hemen tepki veriyor fakat kanser hücrelerini yabancı olarak algılamıyor. Bu ilaçlar ise bağışıklık sistemimize kanser hücrelerini yabancı hücreler olarak tanıtıyor.

BİR DÖNÜM NOKTASI: IMATİNİB

Sağlıklı olan her hücre bölünmeden önce bazı kontrol noktalarından geçiyor. Bu noktalarda olağan dışı durumlar tespit edilirse hücre bunu düzeltmeye çalışıyor ya da bölünmesi engelleniyor, hatta diğer hücrelere zarar vermemesi için kendini feda edebiliyor. Eğer her şey tıkırındaysa, hücre bölünmesini gerçekleştiriyor ve doğal yaşamına devam ediyor. Fakat kanserli hücreler bu kontrol noktalarında durdurulamıyor. O yüzden de kanser hücrelerinin en bilindik özellikleri çok hızlı ve kontrolsüzce bölünmeleri. Bu sayede sayılarını hızla arttırarak bulundukları dokuyu kolayca ele geçirebilyor.

Imatinib, kanser hücrelerinin hızlı ve kontrolsüz bölünmesini sağlayan tirozin kinaz enzimlerini hedef alıyor. Birçok kanser tedavisinde kullanılan bu ilaç, bu enzimlerin aktivitesini engelleyerek kanser hücresinin bölünmesini engellemeye çalışıyor. 2000’li yılların başında klinik kullanıma giren imatinib, kanser tedavisinde bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor çünkü hedefe yönelik tedavide geliştirilen en etkili ilaçlardan biri olma özelliği taşıyor. Benzer şekilde, trastuzumab isimli ilaç da HER2 proteini fazlalığına sahip meme kanseri hücrelerini hedef alarak büyüme sinyallerini kesiyor. Bu seçici etki hem başarı oranlarını yükseltiyor hem de klasik kemoterapide görülen yan etkileri azaltıyor.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ SERBEST BIRAKMAK

Son yıllarda kanser tedavisinde büyük bir devrim yaratan yöntemlerden biri de immün kontrol noktası inhibitörleri. Bu ilaçlar, klasik akıllı ilaçlardan farklı bir strateji izliyor. Normalde bağışıklık sistemi, vücudu kendi hücrelerinden korumak için belirli “fren” mekanizmalarına sahip. Kanser hücreleri ise bu frenleri kötüye kullanarak bağışıklık hücrelerinin kendilerini tanımasını engelliyor. İmmün kontrol noktası inhibitörleri, işte bu fren mekanizmalarını ortadan kaldırarak bağışıklık sisteminin kanseri yeniden görmesini sağlıyor.

En sık hedef alınan proteinlerden PD-1 ve CTLA-4, bağışıklık hücrelerinin aktivitesini sınırlayan anahtar moleküller arasında yer alıyor. Bu proteinlere karşı geliştirilen ilaçlar sayesinde, T hücreleri tekrar aktif hale geliyor ve tümör hücrelerine saldırabiliyor. Klinik çalışmalarda özellikle cilt kanseri ve akciğer kanseri gibi ölümcül kanser türlerinde kanserin etkisinin azaldığına dair bulgular elde edildi. Böylece, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle mücadele eden bu yaklaşım, modern onkolojinin en umut verici tedavi yöntemlerinden biri haline geldi.

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ İLAÇLAR

Kanser hücreleri bu kontrol noktalarından kaçabilme özelliklerini, sahip oldukları mutasyonlara borçlu. Bu mutasyonlar sağlıklı hücrelerin doğasını bozuyor ve onları kanser hücrelerine dönüştürebiliyor. Bilim insanları yaptıkları araştırmalarla bu mutasyonların her hücrede, her kanser tipinde ve hatta her hastada farklı olabileceğini buldu. Yani, meme kanserinden mustarip iki hastanın sahip olduğu, kansere neden olan mutasyonlar farklı proteinleri hedef alıyor olabilir. Bu da tedavide farklı yöntemlerin izlenmesi, farklı proteinlerin veya enzimlerin hedef alınması gerektiğini bizlere söylüyor.

Günümüz teknolojisinde bilim insanları artık kanserli dokulardan parçalar alıp onu analiz edebiliyor. Böylece hastaya en uygun ilaç ve tedavi yöntemine karar verilebiliyor. Bu da tedavinin başarısını hatırı sayılır bir oranda yükseltiyor. Tümörün genetik özelliklerine göre belirlenen bu ilaçlar, “herkese aynı tedavi” döneminin sona erdiğini ve kişiselleştirilmiş tıp anlayışının yükseldiğini gösteriyor.

Akıllı ilaçların sunduğu olanaklar umut verici olsa da tümör hücrelerinin direnç geliştirmesi hâlâ en büyük engellerden biri. Buna rağmen bilim insanları, çoklu hedefleri aynı anda etkileyen ve direnç sorununu aşabilecek yeni moleküller üzerinde çalışıyor. Bugün için akıllı ilaçlar, kanser tedavisinde yalnızca bir umut değil, giderek güçlenen bir gerçeklik. Genetik analizler ve biyobelirteçlerle desteklenen kişiselleştirilmiş tedaviler sayesinde, onkolojide bambaşka bir dönemin kapıları aralanıyor.