Kapanan perdeler
İzmir, yıllar boyunca sinema kültüre yön veren tarihi salonlarıyla kuşakların belleğinde yer etti. Kimi salonlar hâlâ ışıklarını yakarken, kimileri artık sadece anılarda yaşıyor.

Halil ERTUNÇ
İzmir, Türkiye’nin sinema tarihine damga vuran şehirlerinden biri oldu. Alsancak’tan Karşıyaka’ya uzanan salonlar, yıllar boyunca hem nostalji hem de modern sinema deneyimi sundu. Ancak bazıları zamanla kapandı; geriye taş duvarlardan çok, şehrin ortak hafızasında saklı kalan hatıralar kaldı.
İzmir’de halka açık ilk film gösterimlerinin 1896’da Frenk Mahallesindeki Apollon Kulübü’nde yapıldığı biliniyor. Böylece şehir, Lumière kardeşlerin Paris’teki ilk gösteriminden yalnızca bir yıl sonra sinemayla tanıştı.
1900’lerin başında Kordon hattında ardı ardına açılan Ciné Pallas, Lux ve Pathé gibi salonlar, bölgeyi bir “sinema koridoru”na çevirdi. 1922 Büyük İzmir Yangını birçok salonu yok etse de Pallas ve Lux gibi bazıları kurtulup Cumhuriyet yıllarında yeni adlarla (Tayyare, Sakarya) yaşamaya devam etti. Cemil Filmer’in anılarına göre, Müslüman kadınlar erkeklerle birlikte ilk kez 1923’te İkiçeşmelik’teki Ankara Sineması’nda film izledi. Bu adımın, Atatürk’ün doğrudan teşvikiyle atıldığı aktarılır.
ALSANCAK VE KONAK’TA YAŞAYAN SALONLAR
1950’lerde açılan Alsancak Sineması, yıllar içinde yenilenerek nostaljiyi modern gösterimlerle buluşturdu. Konak Sineması ise 1930’lardan bu yana perdelerini açık tuttu. Tarihi dokusunu koruyan bina, klasik film gösterimleriyle hem turistlerin hem de İzmirlilerin ilgisini çekti. 20 Kasım 1956’da OSKA Pasajı’nın üst katında 608 koltukla açılan Konak Sineması’nın mimarı Harbi Hotan’dı. Üç salonunun akustiği dönemin gazetelerinde övgü konusu olmuş, 1960’larda kısa bir kapanmanın ardından 1962’de yeniden hizmete girmişti.
KIZILKAYALAR VE KARŞIYAKA’DA RETRO
1960’larda açılan Kızılkayalar Sineması, retro atmosferiyle dikkat çekti. Modern teknolojiyle yenilense de geçmişin izlerini taşımaya devam etti. Karşıyaka Sineması ise 1970’lerden beri klasik film seanslarıyla sinemaseverleri bir araya getirdi. Konak’taki Çınar Sineması, 1990’ların başında Dolby Surround ses sistemini kullanan ilk İzmir salonlarından biri olarak hatırlanıyor; dönemin izleyicileri için bu, büyük bir yenilikti.
KAYBOLAN SALONLAR: PALLAS’TAN LALE’YE
İzmir’in en köklü salonlarından biri olan Pallas Sineması, sonrasında Teyyare Sineması adını aldı. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in sınıf arkadaşı Bedri Akgerman’ın öncülüğünde kurulan yapı, zamanla yıkıldı ve ailesi İzmir’den taşındı. Teyyare Sineması, İzmir’in “kötü film gelir” algısını yıkan yer olmuştu. Bollywood’un kült filmi “Avare”, Türkiye’de ilk kez burada gösterilmiş ve şehri adeta sarsmıştı. Raj Kapoor’un “Avare”si 22 Kasım 1954’te ilk kez Yıldız Sineması’nda gösterildi. Film, üç hafta içinde 150 bin seyirciye ulaşarak İzmir’de sinema izleyici profilini genişletti ve salonların program politikalarını etkiledi.
YILDIZ VE BÜYÜK SİNEMALARI
1951’de açılan Büyük Sinema, 2.180 koltuk kapasitesiyle İzmir’in en büyük kapalı salonuydu. Yıldız Sineması ise 1.800 koltukla yalnızca Basmane’nin değil tüm şehrin buluşma noktası sayılıyordu.
MEZARLIKBAŞI’NIN LALE SİNEMASI
1929’da açılan Lale Sineması, Mezarlıkbaşı’nda uzun yıllar alt ve orta sınıfa hizmet verdi. Ekonomik erişilebilirliği ve mahalleyle iç içe geçmiş yapısıyla kentin sinema damarlarından biri oldu. Cemil Filmer, 1924’te kiraladığı bir arsayı 1000 kişilik açık hava sinemasına dönüştürerek “Lale-Bahçe” adını verdi. Bahçedeki laleler daha sonra Filmer’in şirket amblemi oldu; bu yazlık sinema kültürü İzmir’in sosyalleşme haritasını genişletti. İzmir’in ılıman iklimi sayesinde yazlık sinema sayısı 1954’te 20 iken 1970’e gelindiğinde 85’e yükseldi. 1966’da yalnızca belediye sınırları içindeki açık hava sinemalarına bir haftada yaklaşık yarım milyon kişi gitti. Sinema, İzmirliler için sadece film izlenen bir yer değil, yaz akşamlarının sosyalleşme mekânıydı. 1912’de Milli Kütüphane’ye gelir yaratma amacıyla temelleri atılan, 1926’da açılan Elhamra, 1978’de Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilerek restore edildi. Bugün İzmir Devlet Opera ve Balesi sahnesi olarak hizmet veriyor; oryantal kandilleri, çini panoları ve Türk nakışlarıyla bir dönemin “picture palace” estetiğini hâlâ taşıyor. Bugün hâlâ açık olan birkaç salon nostaljik bir deneyim sunsa da İzmir’in sinema geçmişi çoğunlukla afişlerde ve sararmış biletlerde yaşıyor. O salonlar, bir şehrin belleğinde iz bırakmaya devam ediyor.


