Kapitalizme zinde bedenler: Depo işçileri ve kuryeler
Platform kapitalizminin sacayaklarından depo işçileri ve kuryelerle anlamlı bir ilişki kurulabilirse, emekten yana güçlü bir direniş hattı oluşturulmuş olacak, herhangi bir kolektif eylem anında kapitalizmin tedarik zincirleri kesintiye uğrayacaktır, elbette güncel olarak deneyimlediğimiz gibi öğrencilerin-tüketimin gücünü de katarak.

İlkan Öz - Araştırmacı
“30 dakika içinde siparişin kapında”, “15 dakika içinde sipariş ver, bugün teslim edilsin” tanıtımlarına aşinayızdır.
Uygulamalar, platformlar üzerinden online alışveriş yaptığımızda kapımızın önüne kadar gelen paketin arkasındaki hikâyeyi pek düşünmeyiz genellikle. Platform kapitalizmi veya dijital kapitalizm olarak adlandırılan sistem her ne kadar bilgisayar başında çalışan “beyaz yaka” emeğini akla getirse de aslında ciddi bir beden sömürüsü üzerine kurulmuştur. Tek tıkla, kapımızın önüne kadar gelen paketin arkasında bu büyük emek sömürüsünün iki sacayağı; kuryeler ve depo işçileridir.
Bu iki farklı iş birbirine bağlı bir zincirin halkalarıdır. İşten atılmamak/en azından asgari yaşam şartlarını sağlamak için yüksek performansla uzun saatler boyunca çalışmayı dayatan, sürekli hızlı olma baskısına maruz bırakan bu iki iş için şirketler zinde genç bedenlere ihtiyaç duymaktadır. Liseden mezun olup ailesine destek olmak için, üniversite harçlığını çıkarmak için, yakıcı kayıtdışı sektörlerden kaçmak için, atanamadığı için, işşizlik sarmalından kurtulmak için, Yemeksepeti, Trendyol, Getir/Vigo, Hepsiburada, Amazon gibi kurumsal şirketler gençlerin tercihi haline gelir. Bu gençler işsizlik sarmalından/merdiven altı işlerden kaçarken “kurumsal” hale bürünmüş sömürü sisteminin içine girmek zorunda kalır. Burada da iş güvencesizliği, gelir güvencesizliği, sendikal güvencesizlik yakalarını bırakmaz. Bir bakış açısıyla işsizlik ve umutsuzluk karşısında sığınılan bir “bekleme odası” (İPA Rapor, 2021), diğer taraftan kalıcı ve geniş bir geçim umudu (İPA Rapor, 2022), ama dikkat çekici bir gerçek var ki genç emeğinin yoğun olduğu (yaklaşık %50’si 18-34 yaş aralığında) iki meslek.
NEOLİBERALİZMİN YENİ HAMLESİ: ESNAF KURYELİK
Tüketim alışkanlıklarının değişmeye başlamasıyla özellikle internet üzerinden alışverişleri zorunlu kılan pandeminin de etkisiyle kuryelerin sayısı giderek arttı. Şirketler daha önce kuryeleri bordrolu, yani kendi çalışanları olarak istihdam etmekteydi. Neoliberal dönemin yeni bir saldırısı olarak tanımlayabileceğimiz “esnaf kurye” adı ile şirketlerin tüm maliyetleri ve riskleri çalışanlara yüklediği bir modele geçildi. Dünyanın birçok ülkesinde “kendi işinizin patronu olun”, “istediğiniz zaman çalışın” sloganlarıyla tanıtılan, Türkiye’de “esnaf kurye” adıyla bilinir hale gelen bu sistem, kendi hesabına çalışan veya “iş ortağı” olarak adlandırılan kuryenin, kendi işletmesini kurarak bir platform şirketiyle çalışabildiği iş modeli. Bu iş modelinde çalışmak isteyen kuryeler şahıs şirketini kurmak, parça-başı gelir elde ederken her sipariş için fatura kesmek-vergi vermek zorundadır. Haliyle gelir güvencesi ve sendikal güvencesi yoktur. Kaza durumunda tüm sorumluluk kuryelere aittir.
Bir kurye, asgari geçim şartlarını sağlamak için uzun saatler boyunca çalışıp, günde onlarca kilometre yol katedip, onlarca kat çıkmak, onlarca paket teslim etmek zorundadır, bu da kuşkusuz büyük bir efor gerektirir. Şirketlerin bu zinde bedenlere duydukları ihtiyacı karşılamak için devlet bu noktada tekrar devreye girer. Devlet, 18-29 yaş arasındaki gençlere 3 vergilendirme döneminden (her yıl enflasyona göre değişen bir miktarda gelir vergisini aşmamak kaydıyla) ve 1 yıl SGK primlerinden muaf olmayı kapsayan genç girişimci desteği vermektedir. Böylelikle platform piyasasına sürekli “taze kan” pompalanmış olur. Şirketler de belirli süre çalışma sözü veren kuryelere “Hoş Geldin Bonusu”, arkadaşını işe dahil edenlere “Arkadaşını Öner Bonusu” verir. Bu sebeple sürekli bir dinamik işgücü devir daim olmaktadır. Son birkaç yılda, platform şirketleri işe giriş bariyerlerini (ehliyet sahibi ve araç sahibi olmak) kademeli şekilde düşürerek siparişlerin yaya olarak veya bisikletle teslim edilmesini de sağlayan bir model geliştirmektedir. Şirketler “karbon salınımını azaltma”, gençler ve öğrenciler için “istihdam girişimi” söylemleriyle aslında artık işgücünü sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda kullanmaktadır.
PAKETİN GÖRÜNMEYEN EMEĞİ: DEPO İŞÇİLERİ
Online alışveriş sitelerinden sipariş verdiğimizde -kapımıza kadar gelen kuryenin aksine- paketin arkasındaki görünmeyen emektir depo işçileri. Tamamen robotların çalıştığı “karanlık depo” tanıtımlarının ve gelecek tahayyüllerinin ötesinde depoda emek süreci işçiler açısından zorludur. Uzun çalışma saatleri, zorunlu gece-gündüz vardiya döngüsü, çetin çalışma koşulları, ağır paketler, saatlerce ayakta kalmak, depo içinde kilometrelerce yürümek, kotaya ulaşma baskısı, elektronik takip... Şehrin çeperlerindeki bu depolar şehrin çeperlerinde yaşayan gençler için iş fırsatıdır. Özellikle kampanya dönemlerinde (bayramlar, özel günler, Black Friday’ler) şirketler geçici işgücü emeğine ihtiyaç duyarlar. Bunlar kimi zaman doğrudan şirket tarafından işe alınan geçici-sözleşmeli, kimi zaman ise özel istihdam büroları aracılığıyla alınan taşeron işçilerdir. Bu çalışanların küçümsenmeyecek bölümü 20’li yaşlardaki genç işçilerden oluşmaktadır. Çünkü ancak genç ve zinde bedenler bu çalışma temposunu kaldırabilir.
Kampanyalar bittiğinde, işler azaldığında bu işçiler öncelikle gözden çıkarılır, bir diğer deyişle onlar sermaye açısından tek kullanımlık, harcanabilir işçilerdir. Depo işi, bir vasıf gerektirmeyecek şekilde tasarlandığı için sermaye her ihtiyacı olduğunda yedek işgücü ordusunu devreye sokar. Geçiçi işçiler ne iş güvencesi ne sendikal güvence ne gelir güvencesine ne de işte yükselme hakkına sahiptir. Bu genç işçilerin sadece küçük bir kısmının görece daha güvenceli, kadrolu, sendikalı güvenceli bir istihdama geçiş yapma ihtimali vardır. Dolayısıyla bir umutla, hasta olsa bile devamsızlık yapmadan, yönetimin dayattığı kotalara ulaşmak için (saatlik ortalama paketleme, sipariş toplama kotası) son raddeye kadar çalışmak zorundadır. İş kaybetme baskısıyla bedenlerin son raddeye kadar zorlanıldığı bu çalışma sistemi pek tabii ki yaralanmalara, işyeri kazalarına neden olmaktadır. Bedensel zararların haricinde bu çalışma sisteminin genç işçilere zihinsel olarak baskı yaşattığının da altını çizmemiz gerekir.
Bir taraftan kampanyalara bağlı istihdam etme modeli, diğer bir deyişle satışlar yükseldiğinde işe alıp satışlar düştüğünde işten çıkarma modeli, bir taraftan da işin zorluğunun neden olduğu iş kazaları, iş hastalıkları sebebiyle işi bırakanlar dolayısıyla bu iş yüksek istihdam döngüsüne sahiptir. Öyle ki depo işinde işgücü istihdam döngüsü yıllık %100’lere ulaşmaktadır (NELP, 2021). Bu istihdam döngüsü işçilerin şirkete olan maliyetlerini (örneğin kıdem tazminatı) düşürürken aynı zamanda bu hızlı döngüyle işçilerin örgütlenmesinin de önüne geçmeye çalışmaktadır.
GENÇ EMEĞİN EYLEM ALANI: DEPOLAR VE SOKAKLAR
Bitirirken şunu söyleyelim, her ne kadar bu kurumsal şirketler, kuryelerin ve depo işçilerinin mücadelelerini kıracak yeni hamlelerde bulunsalar da bu iki alanda sermayeye karşı direnişlerin yaşandığını unutmayalım. Geçtiğimiz yıllarda Aras Kargo, Yurtiçi Kargo, Hepsi Jet, Scotty, Vigo, Yemeksepeti, Trendyol kuryeleri art arda çeşitli eylemler gerçekleştirdi. Yine bu dönemlerde Migros, CarrefourSA, Trendyol, Getir ve çok kısa bir zaman önce Hepsijet Deposunda işçiler eylemler yaptı. Eğer platform kapitalizminin sacayaklarından depo işçileri ve kuryelerle anlamlı bir ilişki kurulabilirse, emekten yana güçlü bir direniş hattı oluşturulmuş olacak, herhangi bir kolektif eylem anında kapitalizmin tedarik zincirleri kesintiye uğrayacaktır, elbette güncel olarak deneyimlediğimiz gibi öğrencilerin-tüketimin gücünü de katarak.
Kaynakça:
https://ipa.istanbul/wp-content/uploads/2021/10/IPA_3_SEKTORDE_GUVENCESIZLIK_RAPORU.pdf
https://ipa.istanbul/wp-content/uploads/2022/02/Motokurye-f1.pdf


