Google Play Store
App Store

Daha üzerinden bir ay bile geçmedi. "Karadeniz Uşağı ABD Uşağı Olmayacak!" sloganı ile Samsun ve Artvin'den yola çıkıp, güzergah üzerindeki 25 yerleşim yerinde etkinlikler düzenleyen Halkevciler Trabzon'da coşkulu bir miting gerçekleştirdi. Bu etkinlik, kampanyanın ilk adımıydı, devamı da gelecekti. Karadeniz'i turlamayı ve ABD emperyalizmine karşı "çay eken, hamsi tutan, horona duran ellerini Ortadoğu'lu kardeşlerine uzatmayı" sürdüreceklerdi. Sürdüreceklerdi de, son günlerde yaşanan gelişmelerle ABD karşıtlığının neredeyse tüm gazı alındı. Bu karşıtlığın kırılgan doğasına Cengiz Çandar gibi konusunun uzmanı bir kalem daha önceden dikkat çekmişti. Buna göre, Türkiye'deki ABD karşıtlığının gerisindeki ana motif Kürt ve Yahudi düşmanlığıydı. Bu tespitten çıkacak taktik de gayet basitti: Geri plan motifini ön plana taşı, ne ABD karşıtlığı kalsın ne de savaş.

Bayrağa saygısızlık görüntüleri ile birlikte bu taktik hızla sahne aldı. Trabzon'daki "kontrollü" linç girişimi ile de taktik sahipleri şimdilik güç gösterisi yapmış oldular. Fetullah Gülen'in "yakında çok kan dökülecek" kehanetinin temelsiz olmadığı anlaşıldı. Ne de olsa operasyonun merkezinde yaşıyor ve düzenli olarak "enforme" ediliyor. Trabzon'daki linç girişiminin patlak verdiği ilk saatlerde, bölgedeki halkevciler bir şeyden emindiler. Linç tertipçileri bu olayı, bir şekilde Halkevleri'ne bağlayacaktı. Haklı da çıktılar. Yalan haberle linç girişimini destekleyen kimi yerel ve ulusal ajanslar, bildiri dağıtan TAYAD'lı gençlerin Halkevi üyesi olduğu ve halkevi binasından çıktığı yalanını da ortaya attılar. Neden acaba? Bunun Halkevleri'nin bölgedeki gücüyle değil ama sürdürdüğü kampanyanın özü ile doğrudan ilgisi var.

Şöyle ki: ABD karşıtlığında dünya birincisi olsak da, sonuçta bunun bir eğilim olduğu unutulmamalı. Geri planında ise Cengiz Çandar'ın da altını çizdiği ama asla onunla sınırlı olmayan çok sayıda motif var. Bu eğilimin hangi motiflerle eyleme döküleceği ise tümüyle mücadele meselesi. "Karadeniz uşağı ABD uşağı olmayacak", dediğinizde, eylem zemini anti-emperyalizm motifiyle süslenmiş oluyor. Bu zeminden çıkan mesaj ise gayet açık: Bağımsızlığına, özgürlüğüne ve emeğine göz dikenlere karşı birleş! Siyasal saflaşmanın koordinatları da net: Bağımsızlıkçı, özgürlükçü, eşitlikçi olanlar bu yana, olmayanlar karşıya. ABD karşıtı eğilimin Kürt düşmanlığı motifiyle eyleme dökülmesi halinde ortaya nasıl bir saflaşmanın çıkacağı sır değil, şimdi onu yaşıyoruz: Ülke bütünlüğüne göz diken bölücü vatan hainleri ile vatanın sahibi geçinenler. Tam bir etnik temelli iç savaş saflaşması. Üstelik illa da yaşanması gerekmiyor; böyle bir kartın gösterilmesi bile, bir çok sonucun alınması için yeterli. Kendine yönelmiş bir karşıtlığı kendi lehine eyleme dökmek, herkesin harcı olmasa gerek. 1970'li yıllarda ABD emperyalizmi üzerine mahallemdeki halkevinde ne zaman bir tartışma olsa, köyden Ankara'ya yeni göç etmiş safça bir arkadaş hep aynı itirazı yinelerdi: "Amerika keriz mi?" O zamanlar gülüp geçtiğimiz bu itirazdaki derin sezgiyi şimdilerde daha iyi anlıyorum. Lakin, o uyanıklara bir hatırlatma yapmadan da bu yazıyı bitirmek istemiyorum: Bu topraklar, beyler, bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik türküsünü hangi şart altında olursa olsun çığırmakta kararalı çocuklara da sahiptir.