Google Play Store
App Store
Kayyumlar, çözüm sürecine dahildir
Fotoğraf: Artı Gerçek

Ayşegül Kars Kaynar - Siyaset Bilimci

Ulus devlette Kürtlerin eşitlik ve özgürlük sorununa çözüm arayışı, tarihte ikinci kez zuhur etti. Trajedi ile biten ilkini hatırlamak, absürt komedi olarak sahnelenmeye başlanan ikincisini anlamlandırmak için faydalı. Hatırlamak, aynı zamanda toplumsal gelişmeler ve rasyonel düşünce arasındaki ayrımı netleştirmek için de önemli. Zira rasyonel düşünce, ötekiyle barış ve çözüm arayışında, yine barışcıl yöntemlerin kullanımını ya da barışcıl bir süreci akla getiriyor. Ancak toplumsal ilişkiler ve de güç ilişkilerinin dinamiği farklıdır; onlar, rasyonalitenin reddettiği hareketleri sergileyebilirler (ki çelişki, bunlardan biridir). Barış ararken bir yandan savaşılabilir; hem özgürlük alanları genişletilip hem de zor araçları kullanılabilir. 22 Ekim’de ikinci kez Kürt sorununda çözüm talep edildikten sonra hız kazanan KCK operasyonları ve dört belediyeye kayyum atanması da bu ikiliğin bir örneği.

Hatırlayalım: En bilineni Oslo olan Avrupa’nın kimi başkentlerinde Kürt silahlı örgütünün liderleriyle devlet bürokratları arasında 2009’un bahar aylarında görüşmeler yapılırken, KCK operasyonlarında yaklaşık bin 500 Kürt siyasetçi ve sivil toplum örgütü üyesi tutuklanıyordu. Temmuz 2012 itibariyle KCK soruşturmaları kapsamında Türkiye genelinde 113 dava açılmıştı. Toplam 2 bin 146 sanığın 274'ü BDP üyesiydi. Aralarında eş genel başkanlar, milletvekileri, belediye eş başkanları ve meclis üyeleri de vardı. Barış Süreci’nin en parlak dönemi olan 2015 yılının Haziran ayında ise 16 Kürt siyasetçi, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından toplam 149 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Tarihte ikinci kez zuhur eden Kürt sorununa çözüm arayışında bir kez daha rıza ve baskı bir arada kullanılıyor. Bir kez daha Kürt hareketinin siyasi temsilcileri baskı altına alınıyor. Seçilmiş belediye başkanları “yasanın dışına” sürülerek kriminalize ediliyor; Kürtler yasal ve siyasi temsilcilerinden koparılıyor. Seçilmiş Kürt siyasetçilere baskı uygulanmasının, tarihte ikinci kez zuhur eden Kürt sorununa çözüm arayışı açısından birden çok anlamı var. Öncelikle, Kürt hareketinin yasal siyasi iradesinin iktidardan özerk bir siyasi parti tarafından temsil edilmesi zora sokuluyor. Daha açık ifade edilecek olursa, Kürt seçmenin oyu, iktidar partisine yönlendirilmeye çalışılıyor. İki, iktidar çözüm sürecinde kimi muhatap olarak gördüğünü açıkça gösteriyor. Üç, tarihte ikinci kez zuhur eden çözüm süreci yeni anayasa yapımı ve şimdilik 2028’de gerçekleşeceği söylenen genel seçimlerle entegre ilerliyor. Bunlardan birine dair varılacak anlaşma, diğerinin sonucunu belirleyecektir.

BELEDİYE YÖNETEN VALİLER VE KAYMAKAMLAR

Türkiye’de belediyelere valilerin ya da kaymakamların atanması yeni bir uygulama değil; bu uygulamanın ilk kez 1930’da gerçekleştiğini görüyoruz. Ekim ayında yapılan çok partili seçimler sonrasında 22 Ekim 1930’da çıkarılan 10099 sayılı Kararnameyle Beyazıt ve Hakkari Belediye Başkanlıklarına ve 40 ilçe belediyesine vali ya da kaymakamlar getirildi. Bu atamaların yasal zemininde Nisan 1930’da kabul edilen 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun “İcra vekilleri heyetince görülecek lüzum üzerine tespit edilecek bazı beldelerden vilâyet merkezi olanların belediye reisleri Dâhiliye vekâletince, vilâyet merkezi olmayan yerlerin belediye reisleri mensup oldukları vilayet valileri tarafından nasbolunur ve reislikten çıkarılabilirler” diyen 94. Maddesi var. Yasa maddesi bölgesel gerekçeler koymuyor. Ancak uygulama, belediyelerin vali ya da kaymakam tarafından yönetilmesinin özellikle Şark için düşünülen olağandışı bir yönetim modeli olduğunu gösteriyor; zira 1930-1947 arasında ülke genelinde vali ya da kaymakam atanan 109 belediyenin 90’ı Şark’ta. Atamaların gerekçesi ekonomi (1929 iktisadi krizini etkisiyle), uygun aday bulunamaması ya da belediyenin yeni kurulmuş olması olsa da yine uygulama, güvenliği sağlamak için taşranın merkez tarafından tek elden yönetilmesi amacını öne çıkarıyor.

Mardin Belediyesi 2016’dan itibaren vali tarafından yönetiliyor (2014, 2019 ve 2023 yerel seçimlerinde Ahmet Türk seçilmiş olmasına rağmen vali, her seferinde kayyum olarak atandı). Mardin Belediyesi 1935-1946 yılları arasında da 11 yıl seçilmişler tarafından yönetilmedi. Velhasıl, Türk ulus devleti içinde Kürtlerin yerellerde kendi temsilcileriyle yönetilmesi Cumhuriyet’in kapanmayan parantezi, süregiden istisnası olarak duruyor.