Kederin bahtiyarlığı
Mektup belki de en çok kederin bahtiyarlığına ulaşanlar için anlamlı. Ya da bahtiyarlığı kederle yaşayanlar için.

Özgün E. BULUT*
Ne zaman Elias Canetti’nin İnsanın Taşrası’nı okusam bir şekilde yolum özlem ve mektupla buluşur. Bana göre mektup özlemden doğan sözcük yumağıdır. İnsanın Taşrası da sözcük yumaklarından oluşan bir mektup gibi kalbe dokunur. Kalbe dokunan her şeyin içinde biraz imge gizlidir ve yolu şiire çıkar. Ben hep şiir ve mektup arasında da özel bir bağ kurmuşumdur. Çünkü ikisi de imgeden beslenir, aşka değer ve derin yolculuklara taşır muhatabını.
Kafka’nın Milena’ya Mektuplar’ını, o mektuplardaki derinliği, insani olan yanlarını, okur bağlamında kimsenin atladığını düşünmem. Jürgen Kuczynski’nin Torunuma Mektuplar’ı keza. Hayata, sosyalizme, insana bakış açısını torunun sorularıyla yanıtlıyor. Mektup deneme tadında ve torunuyla dertleşmeye uzanırken, birçok şey hakkında da düşüncelerini aktarıyor. William Faulkner’in Mektuplar’ı da belgedir. Onun mektupları daha çok insanı kapsamaktadır. Ailesi dostları, yazar arkadaşları, işle ilgili yazışmaları, editörler, yayıncılar. Hepsine kullandığı dil farklıdır. Ancak edebiyat metni özelliği hep vardır.
Kuşkusuz bu anlamda çok kaynak vardır. Ben sadece kitaplığımdaki kadar konuşuyorum. Marx ve Engels’in yazışmaları, roman ve şiir incelemeleri hep mektuplardandır. Sanat ve Edebiyat yazılarının bazıları bu mektuplardan oluşturulmuştur.
Edebiyatçılar arasında mektuplaşmalar çok fazladır. Ahmed Arif - Cemal Süreya mektupları kitap olarak yayımlanmıştır. Yine Demir Özlü - Ferit Edgü mektuplaşmaları. Özyurdunda Yabancı Olmak ismiyle kitaplaştırılmıştır. Birçoğu “sevgiyle, gözlerinden öperim” ya da bir bütün “sevgiyle gözlerinden öperim” diye biter.
Yine ismini çok sevdiğim, beni hep hüzünlendiren bir anı ve mektup kitabı var. Yürek yarası gibi bir isim. İnsana dokunur, derin izler bırakır. Semiha Berksoy’un anıları ve mektuplarından oluşturulan, Füsun Özbilgen tarafından hazırlanan kitabın ismi, Sana Tütün ve Tespih Yolluyorum. Cezaevinde olan biri gazeteci, biri de şair iki arkadaşım var. Ergin Doğru ve Cengiz Sinan Çelik. İkisine de yazardım. Ancak son zamanlarda tembellik ediyorum. Bazen yazdıklarım ellerine geçmemiş oluyor. O zaman da ben durmuş oluyorum.
Belki bir kitap ismi daha vermem gerekecek. Şükran Kurdakul’un hazırladığı Nâzım’ın Bilinmeyen Mektupları. Adalet Cimcoz’a yazdığı mektuplar ve mektuplarla gönderdiği şiirlerin olduğu bir kitap. Orada Nâzım bir cümle kullanır. “Bana bak kızım, bir meyhanede rumca şarkılar dinlemek, mandolinle çalınan Rumca şarkılar. İstanbul şivesi Rumcası ile söylenen şarkılar dinlemek için, her şeyin üstünde benim için aziz ve mübarek olan gözlerin içine biraz da aptalca gülümseyerek bakabilmek için... Hah buldum, işte kederim bu soydan... Kederim bahtiyarlığından da.”
Mektup ve şiir diye başlamıştım. Mektup belki de en çok kederin bahtiyarlığına ulaşanlar için anlamlı. Ya da bahtiyarlığı kederle yaşayanlar için. Şiir de bana biraz böyle geliyor. Bir şair keder bahtiyarlığı demişse, diğerine razı olmak geliyor. Bu söz için diyorum. Yanlış anlaşılmasın.
çimden mektup yazmak geldi birden. Kendimden ödünç dize alarak söylersem: “bir mektuba başlar gibi bakmak istiyorum sana / sözün büyüsüyle sallanan saçların kapatsın yüzümü.” Elbette insan özlediğine, özlediklerine mektup yazar. Son cümlemi de eklemeliyim o zaman. “İnsanın içinde hep otogar, istasyon sarılması gibi büyük bir sarılmadır ‘özledim’ sözcüğü. Bir kavuşma ve bir sarılma şiiri gönderdim sana. Sarılalım.”
*Şair, Yazar


