Google Play Store
App Store
Kelt coğrafyasında değişim rüzgarı
İrlanda’da, bağımsız solcu aday Catherine Connolly kazandı. (Fotoğraf: Ray Ryan) - Galler’deki seçimlerde Plaid Cymru, İşçi Partisi’ni ve Reform UK’I geride bıraktı. (Fotoğraf: Andrew Matthews)

Geçtiğimiz hafta Galler’de gerçekleşen ara seçimler ve İrlanda Cumhuriyeti’ndeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri iki komşunun farklı ideolojik düzlemlerde yerleşik düzene karşı duyduğu memnuniyetsizliklerinin göstergeleri oldu.

İrlanda’da, bağımsız solcu aday Catherine Connolly rekor bir oy oranıyla kazandı. Galler’de gerçekleşen ara seçimlerde ise Galler Sosyal Demokrat Partisi Plaid Cymru (Galler Partisi), İşçi Partisi’nin kalesi olarak bilinen bir bölgede birinci geldi.

Baştan söyleyelim bu iki gelişmeyi bir arada ele alırken birbirlerine benzediklerini öne süremeyiz. Aksine, bu iki aktör arasında önemli farklar var: Connolly, sosyalist kimliğiyle öne çıkarken, Plaid Cymru sosyal demokrasiyi savunuyor. Connolly, farklı sol partilerin birleştiği bir taban hareketinden güç alan bağımsız bir adayken; Plaid Cymru, yıllardır faaliyet gösteren ve Galler milliyetçiliğini merkezine koyan bir parti yapısına sahip. Her ikisi de dış politikada bağımsızlık konularına vurgu yapıyor. Ancak Connolly, Batı militarizmini ve uluslararası çatışmalara müdahaleyi eleştirirken Plaid Cymru, Galler’in Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını hedefliyor ve Avrupa Birliği’ne sıcak bakıyor.

Yine de bu iki seçim sonucunun hem İrlanda hem de Galler’in siyasetinde kalıcı etkiler yaratma potansiyeliyle Birleşik Krallık solunda önemli bir gündem olmayı başardı.

İRLANDA İÇİN TARİHİ DÖNEMEÇ

24 Ekim’de gerçekleşen İrlanda’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üç aday yer aldı: solun bağımsız adayı Catherine Connolly, merkez-sağ parti Fine Gael’den Heather Humphreys ve Fianna Fáil’in adayı olarak başlayan ancak kampanyadan çekilen Jim Gavin.

Seçimlere katılım oranı yüzde 45,8’e düştü ve İrlanda seçimleri içinde en düşük oranlardan biri oldu. Bunun sebebi halkın mevcut siyasal düzene duyduğu güvensizlik olarak yorumlanıyor. Öte yandan Connolly, yüzde 63,4 gibi ezici bir oy oranıyla seçimi kazanması İrlanda siyasetinde uzun süredir hakim olan iki merkez-sağ partinin seçmen desteğinde aşınma olduğunu gösterdi.

SOLUN VE TABAN HAREKETİNİN ADAYI

Connolly, uzun yıllardır Galway bölgesinde bağımsız milletvekili olarak sosyal adalet ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi konularında aktif çalışıyor. Kampanyasında barınma krizine karşı kamusal müdahalenin artırılmasını, servet eşitsizliğinin giderilmesini ve İrlanda’nın askeri tarafsızlığının korunmasını öne çıkarmıştı. Bu çerçevede sosyal demokratlardan, merkez soldan, sosyalistlerden ve taban hareketlerinden destek aldı.

Öyle ki seçim kampanyası için 15 bin gönüllünün örgütlendiği ifade ediliyor (Paul Murphy, “Catherine Connolly wins: An historic victory for the left by”). Bu taban, sol partilerden gelen üyelerin yanı sıra, Filistin dayanışması, barınma hakkı, Repeal the 8th (kürtajı fiilen yasaklayan İrlanda Anayasası’nın Sekizinci Maddesini kaldırmak için yürütülen kampanya) ve LGBTQ hareketlerinde yer alan bağımsız aktivistlerden oluşuyor.

NEOLİBERALİZME VE MİLİTARİZME KARŞI

Yetkileri sınırlı da olsa Connolly’nin seçilmesi hem ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği hem de askeri tarafsızlık tartışmalarının yeniden gündeme geldiği bu dönemde, neoliberalizme ve militarizme karşı toplumsal bir tepkinin ifadesi olarak yorumlanıyor (Finghín Kelly, “Catherine Connolly Trounces Right-Wing Political Establishment – What Next?”).

Seçimden önceki anketlere bakılırsa bu söylem genç kuşaklar arasında da geniş yankı buldu. Genç seçmenlerin ve kentli düşük gelirli kesimlerin büyük ölçüde Connolly’yi desteklediği görüldü: 18-34 yaş arası seçmenlerin yüzde 57’si, 35-54 yaş grubunun yüzde 49’u, 55 yaş üstünün yüzde 43’ü Connolly’ye oy verdi (Murphy).

BARIŞÇI, EŞİTLİKÇİ VE SOSYALİST BİR İRLANDA

Connolly’nin zaferi ülkenin sol siyasi tarihinde bir dönüm noktası yarattı. Zira sadece seçim kazanmakla kalmayıp, İrlanda Cumhuriyeti tarihinde en yüksek oy oranına ve en fazla oy sayısına ulaşarak tarihi bir rekora imza attı. Sol partiler bu başarıyı, bir sonraki genel seçimlerde İrlanda’nın ilk sol hükümetini kurma hedefi için bir işaret ve motivasyon kaynağı olarak görüyor. Bu nedenle sol, hareketin devam etmesi ve seçim enerjisinin kalıcı bir değişime dönüştürülmesini önüne koyan bir çalışmaya başlamayı hedefliyor

***

GALLER SİYASETİNDE YENİDEN HİZALANMA

Galler Parlamentosu ara seçimleri, o bölgeyi temsil eden bir milletvekilinin aniden ölümü nedeniyle yapıldı. Seçimlerde bağımsızlık yanlısı Plaid Cymru, Birleşik Krallık’tan ayrılmayı savunan bir parti olarak oyların yüzde 47’sini aldı ve hem İşçi Partisi hem de Reform UK’I geride bıraktı.

Bu durum Galler siyasetinde bir yeniden hizalanmanın sinyali olarak görülürken Plaid Cymru de bu ivmeyi kullanarak bir sonraki Senedd seçimlerinde Galler’de daha fazla güç kazanmayı ve ulusal bağımsızlık hedefini somutlaştırmayı amaçlıyor.

İŞÇİ PARTİSİ’NE DARBE

Seçimlerde İşçi Partisi’nin adayı sadece 3.713 oy alabildi ve Plaid Cymru’ye İşçi Partisi’nden yaklaşık yüzde 27’lik bir oy kayması gerçekleşti. Bu son derece çarpıcı çünkü Galler, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde neredeyse tamamen İşçi Partisi’nin yönettiği bir bölge olarak seçimlerde kırmızıya boyanırdı. Bu değişim, bu dominasyonun artık sona erdiğini gösteriyor ve hem Galler Hükümeti’ni yöneten İşçi Partisi’ne hem de Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın liderliğindeki İşçi Partisi’ne de büyük bir darbe olarak yorumlanıyor.

Öte yandan aşırı sağcı ve göçmen karşıtı Reform UK’in bu seçimde İşçi Partisi’ni geride bırakarak ikinci sıraya yerleşmesi de dikkat çekici. Partinin geleneksel olarak Galler’de güçlü bir tabanı yok. Ancak bu sonuç, partinin söylemlerinin, İşçi Partisi’nin kalesi sayılan bu bölgede de yankı bulduğunu gösteriyor.

AŞIRI SAĞA ALTERNATİF

Plaid Cymru’nin ara seçim zaferi, halkın aşırı sağa alternatif olarak ilerici bir seçeneğe yönelebileceğini göstergesi olarak da görüldü. Zira Parti, neoliberal politikaları reddeden ve yerel halkın çıkarlarını ön plana alan bir kampanya yürütmüştü. Yerel kamu kurumlarının ve kooperatiflerin güçlendirilmesi, servetin Galler dışına akışının engellenmesi, sosyal girişimler aracılığıyla ekonomik demokrasinin teşvik edilmesi gibi neoliberal politikalara sosyal demokrasi penceresinden bir alternatif sunması İşçi Partisi içindeki sol oyları çekmesinin kimi nedenleri arasında yer alıyor.

***

MERKEZ SİYASETİN ÇÖZÜLÜŞÜ

İrlanda Cumhuriyeti’ndeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Galler’deki ara seçimin, Kelt coğrafyasında yerleşik düzene karşı duyulan derinleşmiş toplumsal memnuniyetsizliğin yansımaları olarak ortak bir siyasi dinamiğe işaret ettiği söylenebilir: Merkez siyasetin otoritesinin çözülüşü.

Connolly’nin rekor zaferi, sadece İrlanda’daki merkez-sağ partiler koalisyonunun seçmen desteğinde ciddi bir aşınma olduğunu göstermekle kalmıyor; aynı zamanda halkın neoliberal kemer sıkma politikalarına ve Batı militarizmine karşı güçlü bir toplumsal tepkiyi ifade etme arzusunu simgeliyor. Galler’de de benzer bir şekilde, gittikçe sağa kayan İşçi Partisi’nin geleneksel kalesi sayılan bir bölgede kaybetmesi bu politik hattın erozyonunu gözler önüne seriyor.

Özetle, her iki sonuç da, konut krizi, eşitsizlik ve yaşam maliyeti gibi temel sorunlarda halka inandırıcı bir çözüm sunamayan yerleşik merkez-sağ veya sağa kayan merkez-sol siyasetin Birleşik Krallık ve İrlanda’daki otoritesinin çözülmeye başladığının sinyallerini veriyor.