Kerbelâ çiçeği... Yeter artık!
Dünyanın en nadide çiçeklerinden birisi… Dağların zirvelerinde göz alıcı rengi, asi duruşuyla adeta hayata meydan okuyor. Adıyaman’da, Hakkâri’de, Şemdinli’de, Mardin, Şırnak’ta görülüyor. Mezopotamya’nın bitkisi olarak da biliniyor.
• • •
Muhalif olmanın ‘alçaklık’, ‘insanlar ölmesin’ demenin ‘vatan hainliği sayıldığı günler bunlar. Çakalların ‘yaratıcı’ salyaları arasından kelimeler seçiliyor: O-RUS-PU çocuğu, terörist!
• • •
İlkbaharla, karların erimesiyle birlikte açıyor. Kardelenler, dağların zirvesindeki yaşam yolculuklarını tamamlarken onlar çıkıyor. Bir çanı andırıyorlar. Kırmızı, turuncu nadiren de sarı renkte oluyorlar. Lale biçimindeler. Ancak başları aşağı doğru eğilmiş bir şekilde duruyorlar. Çiçeklerinden gövdelerine doğru özleri süzülüyor. Hem baş aşağı durdukları, hem de gövdelerinden özleri aktığı için ‘ağlayan lale’ olarak biliniyorlar.
• • •
Yeni yeni, çeşit çeşit silah isimleri… Misal, bombaatarla parçalanan bedenler! Cizre, Silopi, Nusaybin, Silvan… İlçelerde savaş manzaraları, top atışları. Beyaz bayrak çekip yakınlarını vurulmadan hastanelere götürmeye uğraşanlar… Silah sesleri nedeniyle kulaklarını tıkayıp endişeyle bakan, dudaklarını büküp içlerini çekerek ağlayan çocuklar…
• • •
Özleri gözyaşı gibi aktığı için, ‘ağlayan gelin’ ya da ‘ağlayan lale’ de deniyor. Arapçası ‘karikaç’ olarak söyleniyor. Kürtçe’de de isimleri var. Süsin, beybün, aslin, gul nuxin, gula, çiya… Ama en çok ‘gulmehin’ yakışıyor. Anlamı; ağlayan çiçek!
• • •
Herkes ağlıyor işte! Genç, yaşlı, çoluk çocuk, asker, polis gerilla ölüyor… Yandaş, savaş çığlıkları atarken, “Yüzlerce PKK teröristi öldürüldü” diye yazarken, bazı gerçekleri es geçiyor, anlatmıyor, atlıyor. Oysa operasyonlar sırasında Şırnak’a, il emniyet müdürlüğüne gönderilen tabutlar öylece duruyor. Emniyet görevlileri tabutlarının önünden geçip, ‘savaşa’ gidiyor!
• • •
Ters lale, ağlayan çiçek, gulmehin ya da ağlayan gelin… Semavi dinlerin sırlarıyla birlikte, mitolojik öyküleri de renklerinde saklıyor. İsa çarmıha gerilirken boynunu büküyor. Ağlayan çiçeğin, Meryem Ana’nın gözyaşlarının toprağa düştüğü yerden filizlendiğine inanılıyor. Bundan dolayı Hıristiyan inanışında kutsal sayılıyor. Hasan ve Hüseyin Kerbela’da öldürüldüğünde ise tutulan yasın simgesi oluyor. Bu nedenle Anadolu’da, bir adına da ‘Kerbela’ deniyor. Onunla bir aşk öyküsünde de karşılaşıyoruz. Şirin’in ölüm haberini alan Ferhat, elinde tuttuğu baltayı başına vuruyor. Çiçek, kafasından akan kanın biriktiği yerden fışkırıyor. Anadolu’nun kimi yerlerinde gelinler, evlerinden kırmızı tülbent sarılmış başları önde çıkıyor. Tıpkı ağlayan gelin çiçeği gibi! Çiçek mezar taşlarına işleniyor.
• • •
Bir Kerbela’nın ortası… En çok ‘gulmehin’ yakışıyor.
Ustanın dediği gibi… Dilerseniz; “Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ…”
Sadece dağlar, taşlar insanlar değil, ilçeler de yorgun, ağlıyor… Binlerce yıldır gözyaşı döküyor, sanki binlerce yıldır gözyaşı dökülüyor.
Edi bese, artık yeter!


