Kerbela(lar), Yezit(ler) ve Aleviler
Alevi inanç geleneği içinden kimi yeni reddiyeci görüşlere konu edilmiş olsa da, yine geleneğin diliyle “12 İmam Orucu” vesilesiyle, geçtiğimiz günlerde Alevi kurum ve Cemevlerinde yoğun etkinlikler vardı. Yüzyıllardır ‘Yas’ olgusu etrafında Kerbela’yı anmak, bu kimliğin en dikkat çeken ritüellerinden biri olmuştur. Hatta pek çok Alevi coğrafyada 12 yıl boyunca sürekli/düzenli oruç tutmak, özel önemi olan bir ‘ibadet’ gibi kabul görmüştür.
Alevi toplulukların büyük çoğunluğu için bu ritüelin odağında, sanıldığı gibi İslam dünyasındaki iktidar mücadeleleri ve bunun bir biçimi olarak ‘halifeliğin kimin hakkı olduğu’ meselesi yoktur. Esasen İslam’ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’e ‘daha fazla’ bağlılık ifade eden göndermeler de yoktur. Bu ritüellerin merkezinde ‘yas’a konu olan ‘Ehlibeytin kırımı ve özellikle de Hz. Hüseyin’in başının Yezit tarafından kesilmesi hadisesi yer alır. Bu nedenle on iki gün boyunca en çok zikredilen isimlerden biri Hz. Hüseyin ise diğeri de Yezit’tir. Kafa kesmekle tarihe geçmiş Yezit, o günlerden beri neredeyse tüm kötülüklerin cisimleştiği bir politik figürdür.
∗∗∗
“Kafa kesme” hangi coğrafyada ve ne zaman olursa olsun, Alevi tahayyülünde daima Yezit’i ve o geleneğin iktidar olma biçimlerini hatırlatır ve anlatır. Böyle bakıldığında bir tarihsel vak’a gibi düşünülebilir. Ne var ki bu vahşi deneyim ‘tarihte kalmış’ değil, hemen her dönem devam etmiş, yaygınlaşmış ve dolayısıyla aynı zamanda güncel kalmıştır. Üstelik sadece İslam dünyasına özgü bir deneyim de değildir. Avrupa’da din kavgalarının sert şekilde yaşandığı ortaçağda kafa kesen bir alet olarak ‘giyotin’ bile icat edilmiştir. İslam dünyasında ise sık kullanılan sözcüklerinden birisinin ‘vurun kellesini’ olması tesadüfi değildir. Zamanla Avrupalıların ve Osmanlı’nın ‘kafa kesme’ deneyimleri farklı bir seyir izlemiştir. Avrupalılar “aydınlanma” ile yeni bir devrin yolunu açtıklarında, Osmanlı devleti kafa kesmeyi rutin hale getirmiştir.
Tam Fransız devrimi zamanlarında Osmanlı’nın değişik bölgelerinde devlet kararıyla kesilen kafalar, İstanbul’a getirilmiş, Topkapı Sarayı’nın girişinde sergilenmiştir. Gültekin Uçar, Burak Bektaş ve Ali Haydar Bektaş’ın yakın zamanda yayınlanan Koçgiri Tarihi adlı kitabı, bununla ilgili ilginç belgeler içermektedir. Belgelere göre 1789’da, Kürt şehirlerinden Keban’da 11 kişinin, 1798 Mayıs-Ağustos aylarında 18 aşiret liderinin ve yine 1798’de Dersim’de Şıx Hasan aşiret mensubu 37 kişinin başı kesilmiştir. Kesik başlar bozulmasın diye bal dolu meşin torbalar içinde İstanbul’a gönderilerek Topkapı Sarayı girişinde sergilenmiş; Kerbela’da yaşanan ‘Yezitlik’, Osmanlıda bir tür geleneğe dönüşmüştür.
Cumhuriyet döneminde de Yezitlik deneyimleri vardı ve hatta bunlar günlük basına bile konu olmuştu. Bir grup asker ve bir subay, ayaklarının önüne koydukları bir kesik baş ile fotoğraf vermiş ve bunu günlük gazetelere göndermişlerdi. Üstelik bu fotoğraf ve haberler ‘şakilere karşı’ bir büyük zafer söylemi içinde verilmiş ve tefrika konusu yapılmıştı. Bu yeni Yezitlik türünün en dikkat çekici özelliği ise medeniyetten en çok sözedilen bir zamanda yaşanmış olmasıydı. ‘Çağdaş medeniyeti yakalamak’ iktidar söyleminin ilk sıralarında yer almış ama yazık ki kafa kesme geleneği sonraki yıllarda da devam etmişti. Mesela 1978 yılında gerçekleştirilen Maraş katliamına dair anlatı ve raporlardan okuduğumuza göre, saldırganlar, kafa kesmek için yola çıkmışlardı.
∗∗∗
Özetle yüzyıllar geçmiş, Alevilerin başını kesmeyi arzu eden Yezitler/Yezitlik halleri bitmemişti. Üstelik Alevilerin bu Yezitliklerden korunabilme dinamikleri/imkânları da olmamıştı. Bir can’a kıymayı en büyük günah addedenler, her daim kıyım tehdidi altında yaşamışlardı. Madımak ve şimdi Suriye’de Alevilere yönelik katliam bunun son örnekleridir. Kerbela’nın Aleviler için anlamı yüzyıllar önceki vak’anın sadece geçmişle değil, sürekli güncel bir olgu-tehdit olarak kalmasıyla da ilgilidir. Sanıldığı gibi Alevilerin İslam dünyasındaki iktidar kavgaları ve gerilimleriyle ilgileri olmadığı gibi, İslam dünyasını yönetme veya onun bir parçası olma gibi hedefleri de yoktur.


