Google Play Store
App Store

Hani çok saçma sapan, aklın, mantığın almadığı ama normalmiş gibi davrandığın rüyalar olur ya onlardan birini gördüm. Bir duruşma salonundayım. Tıka basa insan dolu… En öndeki sanık sandalyesinde Büyükşehir Belediye Başkanı oturuyor.

Keşke sadece rüya olsa
Fotoğraf: BirGün

Dün gece bir rüya gördüm.

Hani çok saçma sapan, aklın, mantığın almadığı ama normalmiş gibi davrandığın rüyalar olur ya onlardan.

Bir duruşma salonundayım.

Tıka basa insan dolu…

En öndeki sanık sandalyesinde büyükşehir belediye başkanı oturuyor.

Jandarmalar, eski 19 Mayıs kutlamalarındaki gibi kule yapıp etrafını sarmış. Kimse başkanı görmesin diye sürekli dönüyorlar.

Diğer sanık sandalyelerindeki ilçe belediye başkanları, bürokratlar, siyasileri de jandarmalar kuşatmış. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, annesine, babasına el sallayan, selam verenin üzerine çullanıyorlar. Küçük çocuğuna öpücük gönderen bir sanığın üzerine uçuyor, coplar savuruyorlar.

Salondaki TRT canlı yayın kamerasının kesilmiş kablosunu iki penguen çeviriyor, bir başka penguen ip atlıyor.

Bu sırada mübaşir okul zilini sallaya sallaya duruşma salonuna girdi. Napolyon kıyafeti giymiş ama üzerine sünnet çocuğu gibi ‘Maşallah’ şeridi asılmış. Avazı çıktığı kadar bağırarak dombra söylüyordu: “Receppppp Tayyipppp Erdoğannnn….”

Şarkı bitince mübaşir bağırıyor:

“Rahattttt…. Hazrolllll…. Genç hakimler geliyor…”
Mahkeme kürsüsünün arkasındaki kapı açılıyor, iki hakim üstlerinde rengarenk cübbelerle üç tekerlekli bisiklete binmiş, salona giriyorlar. Gidondaki klaksona basıp bir ağızdan bağırıyorlar:

“İki yıllık hakimiz, seçilmişleri ezeriz…”

İki hakim yerine geçerken mübaşir bu kez borazan çalıyor:

“Tüttürütüttttttt… Savcı bey teşrif ediyor… Selamlayın…”

Rüya bu ya… Çok saçma işte…

Savcının cübbesinin yakaları, kolları turuncu, önünde ampul şeklinde düğmeler var. Bakışları keskin. Sanıklara, avukatlara parmak sallaya sallaya kürsüsüne yürüyor. 
Borazan yeniden öttüğünde kapıda hakim göründü. Kapşonlu boksör bornozu giymiş. Boks eldivenlerini havaya kaldırırken mübaşir havlu ile terini siliyor.

Mahkeme Başkanı, 3 metre yükseklikteki kürsüye tırmandıktan sonra nihayet yargılama başladı.

Avukatlar “Yoklama” diyor, hakim “Yoklamam” diyor.

Avukatlar “İddianame özeti” diyor hakim “Maç özetleri daha iyi” diye dalga geçiyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı “Bir yıldır tutukluyum, söz hakkı istiyorum” dediği anda hakim boks eldivenleriyle kürsüye vuruyor, iki genç hakim klaksonlara sonuna kadar basıyor, savcı cübbesinin içinde samuray kılıcı çıkarıyor. Belediye başkanı ve ailesi hakkında bir yıldır karalama haberleri yapan yandaş gazeteciler yuhluyor ve hep birlikte bağırıyorlar: “Burada siyaset yapma… Şov yapma… Burası mahkemeeeeee….”

Duruşma savcısı konuştu: “Sanıkların Cumhurbaşkanımızı seçimde yenmek suçunu işledikleri sabittir.”

Büyükşehir Belediye Başkanı cevap verdi: “Seçim kazanmak suç değil.”
Mübaşir borazanı çaldı, mahkeme başkanı, iki hakim, savcı ve yandaşlar yine çıldırdı:

“Burada siyaset yapma… Şov yapma… Burası mahkemeeeeee….”
Hakim “Satarım ha köyü…” tonunda “Terk ederim ha duruşmayı” tehditleri savurduktan sonra sözü yine duruşma savcısına verdi.

Savcı ayağa kalkıp belediye başkanını parmakla göstererek bağırdı: “Üstelik bu sanık, Cumhurbaşkanı olmak istedi…”

Mübaşir borazanı son nefesine kadar üflerken iki genç hakim kapıyı bile bulamadıkları panik içinde koşuşturuyordu. Mahkeme Başkanı hayali düşmana yumruklar savururken “Acı yok… Acı yok…” diye tekrarladı. Yandaşlar hep bir ağızdan şok uğultusu efekti yaptı.  
Bir anda ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazısı kayboldu ve heyetin arkasında dev bir ekran belirdi. Bütün yandaş kanal ekranları buraya sığmıştı ve ‘Son Dakika’ ışıkları kıpkırmızı yanıp sönüyordu: “Cumhurbaşkanı olmak istemiş… Yazıklar olsun… Bu kadar olmaz… Skandal…”

Yandaş bir ekranda sanıkların savunma yapacakları sıralama belirdi. Mahkeme bu konuda bir karar açıklamamıştı, avukatlar bile sıralamayı bilmiyordu. Suç örgütüne bile adını verdikleri Büyükşehir Belediye Başkanı son sırada savunma yapacaktı.

Avukatlar “Belediye Başkanı’nın bir yıldır kendisine atılan iftiralara yanıt verme hakkı var” derken mahkeme heyeti parmaklarıyla kulaklarını tıkayıp dombra söyledi. Boksör bornozunu çıkarıp turuncu cübbesini giyen Mahkeme Başkanı, tokmak ile ritim tutarken düşündü ve karar verdi:

“Önce etkin pişman gelsin…”

Duruşma salonunun büyük kapısı iki görevli tarafından açıldı. Tutuksuz yargılanan suç örgütü lideri, omuzlarda taşınarak salona getirildi. Rüşvet dağıttığını söyleyen örgüt liderinin üzerine yandaşlar gül yaprakları atıyordu.

İfadesinde gaza gelen etkin pişman “Ben 20 yıldır devlet kurumlarına rüşvet dağıtarak servet yaptım” deyince çarşı pazar karıştı.

Hakim, jandarmalara “Herkesin kulaklarını kapatın” diye talimat verdi. Her jandarmaya bir kulak düştü.

Savcı, etkin pişmana “Kaç kere söyledik; 2019 öncesini anlatmayacaksın, sadece muhalefetteki belediyeleri suçlayacaksın” diye müdahale etti.

İki genç hakim yine panik olmuş, üç tekerlekli bisikletlerine atlayıp çıkış kapısını bulmaya çalışmışlardı.

Etkin pişman, etkin pişman olduğuna pişman oldu.

Bu kez gizli tanık çağırıldı.

Savcı ve mahkeme heyeti, boş tanık kürsüsüne bakarak başlarını sallayıp “Hadi ya… Vah… Vah… Peh… Peh… Yazıklar olsun…” diyordu.

Gören ‘Altıncı His’ filminden sahne zanneder, Bruce Wills’i sadece heyet görüyordu. 
Gizli tanıklar faslından sonra Mahkeme Başkanı “Oturmaya mı geldik” dedi. İki genç hakim de ayağa fırladı. “Baz baz sinyalleri kumpasa… Bir daha mı geleceğiz dünyaya” şarkısı eşliğinde göbek attılar. Kimse ne olduğunu anlamadı ama savcı alkışla tempo tutarken “Baz sinyallerine göre hepsi Türkiye sınırlarında sinyal vermiş. Hepsi suçlu” dedi.

Rüya işte… Saçma, çok saçma…

Hakim yerine geçerken “Müteahhitleri sahneye alalım” dedi.

Mübaşir yine borazanını öttürüp “Ve şimdi… Ultra zenginler… Memleketin gururu, rantın kralı müteahhitleri selamlayın… Hoş geldiniz” diye anons etti.

Rantla beslenmekten şişmiş müteahhitler, heyetin ve yandaşları alkışları eşliğinde belediye başkanlarına kin kustu.

“Bunlar, İstanbul’un kalbine dikeceğimiz gökdelenleri mühürledi. Milyar dolarlık rantımızı durdurmak istediler” diyerek belediye başkanlarından intikamlarını aldılar.

Savcı duygulandı, dayanamayıp konuştu: “Çok kıymetli müteahhitlerimizin betonu İstanbul’a dökülmeden kuruyacaktı. Milyar dolarlık rant alanları az kalsın yeşil alan kalacak, fakir halkın olacaktı.”

İki genç hakim, Mahkeme Başkanı’nın gözyaşlarını silerken halasının evinde kirada oturan tutuklu belediye başkanı söz almak istedi. “Sus pis fakir, müteahhitlerimizin vakti sınırlı” diye azarlandı.

Tutuklanınca tek mal varlığı olan zemin kattaki mütevazı evini satan Büyükşehir İmar ve Şehircilik Daire Başkanı itiraz etti.

Mahkeme heyeti “Paran kadar konuş. Paran hiç yok, sus” diyerek nanik yaptı.

Mübaşir sazı eline alıp uğurladı müteahhitleri:

“Bu seçilmiş başkanlar kurban olsun size… Yıllarca bu kent için çalışan bürokratlar elinizin kiri olsun. İstanbul’un doğası, kültürü, insanı feda olsun size…”
Mahkeme heyeti ayağa kalkıp müteahhitleri kapıya kadar uğurladı.

Rüya işte…

Aynı anda kürsüdeki kırmızı telefon çalmaya başladı. Koşarak telefonu açan Mahkeme Başkanı sesi duyunca hazır ola geçti. “Emredersiniz” diye avazı çıktığı kadar bağırdı.

Telefonu kapatırken avukatlara gülümseyip müjdeyi verdi:

“Hadi iyisiniz konuşmanıza izin çıktı.”

Bir avukat “500 milyar liralık yolsuzluk dediler, suç delili para yok” diye konuştu. Hakim ifadedeki açığı hemen yakaladı:

“Başkanın cebinden 50 TL çıkmış ya… Hani yoktu… Hani yoktu…”
Diğer avukat “Büyükşehir Belediye Başkanı’nın uçağı dediler, AKP’li iş insanının uçağı çıktı” dedi.

Genç hakimlerden biri kağıttan uçak yapıp attı, heyet kahkahaya boğuldu. 
Başka bir avukat “Para dolu çanta dediler, çantalar da jammer çıktı” derken Mahkeme Başkanı telefon oyununda yaptığı skoru savcıya gösteriyordu.

Deneyimli avukat yargı sürecini çok iyi özetledi:

“Bir başkan hedef seçiliyor. Hakkında hiç delil yokken çevresindeki insanlar da tutuklanıyor. Sonra bu kişilere ‘Etkin pişmanlıktan faydalanırsan tahliye olursun’ deniliyor. Bu kişiler de hapisten çıkmak için iftiralar atıyor. Böyle yargı olur mu…”

Mahkeme Başkanı uyumuş, iki genç hakim üzerine battaniye örtüyordu. Birden uyanan Mahkeme Başkanı, “Aman çok sıkıcı” diye kızdı. 
Savcıya dönüp konuştu:

“Sayın savcım şöyle ortaya casuslu, suikastlı, sahte diplomanın karışık bir şeyler söyle ya…”
İki genç hakim rengarenk konfetiler patlattı. Savcı dosyaları havaya savururken dans ediyorlardı.

15.5 milyon kişinin imzasıyla Cumhurbaşkanı adayı olan Büyükşehir Belediye Başkanı kargaşanın içinde “Söz hakkı istiyorum” diyebildi.

Mahkeme heyeti, savcı, mübaşir, yandaşlar hep birlikte bağırdı:

“Burada siyaset yapma… Şov yapma… Burası mahkemeeeeee….”

O sırada uyandım. Ne kadar saçma rüyaydı.

Televizyonu açtım. Rüşvet suçundan tutuklu yargılanan Devlet Hava Meydanları eski Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar cezaevinden tahliye olmuştu. Evinde 26 kilo altın, 1 milyon 320 bin dolar, 121 bin euro bulunmuştu. Üzerine kayıtlı 12 gayrimenkul vardı. Emekli olduktan sonra mercimek fabrikası almıştı. Bir yıldan az cezaevinde kalmıştı.

İBB Davası’nda ise İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten cezaevindeyken doğan kızının ilk kez ‘Baba’ dediğini duruşma salonunda öğrenmişti. Hakkında sadece bir etkin pişmanın ifadesi olan Sırrı Küçük 4 yaşındaki kızının fotoğrafını göstererek savunmasını bitirmişti. Duruşmada konuşmak isteyen Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkı da yine kısıtlanmıştı. Sanıkların yakınlarına el sallamasına bile jandarma müdahale ediyordu. “İBB Davası’nda neler var neler… Asrın yolsuzluğu… Ahtapot gibi” diyenler, duruşmaların TRT’den yayınlanmasına izin vermiyor, İmamoğlu’nun savunmasını bile engelliyorlardı. Belki de rüyada kalmak daha iyiydi.