Attila Aşut
yazievi@yahoo.comKıbrıs’ta 100 günde ne değişti?
Bir süredir Kuzey Kıbrıs’tayım. Akdeniz’deki yakın komşumuz, bitmeyen sorunlarıyla bizim ülkemize çok benziyor. O yüzden Ada’nın kuzeyini “Küçük Türkiye” diye tanımlamak bana gerçekçi geliyor. Ancak Kıbrıslı Türklerin bu benzerlikten hoşnut olmadıklarını biliyorum. Çünkü onlar bugünkü Türkiye’ye benzemenin ne anlama geldiğinin ayırdındalar. Nitekim Tayyip Erdoğan, muştu verir gibi “Bizde ne varsa sizde de o olacak!” dediğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) halkı çok tedirgin olmuştu...
Yıllardır aynı şeyler konuşuluyor Kıbrıs’ta. Cumhuriyet Meclisi’nde ve televizyon kanallarında hep alışık olduğumuz hararetli tartışmaları izliyoruz. Muhalefet sözcüleriyle Başbakan Ünal Üstel sık sık karşı karşıya geliyor. Bu zatın Türkiye tarafından atanmış biri olduğunu vurgulamak için soyadını “Üst-el” diye yazıyor kimi gazeteciler!
NE DEĞİŞTİ?
Peki, 19 Ekim 2025 tarihindeki son seçimden bu yana KKTC’de değişti?
Sanırım Cumhurbaşkanlığı makamının el değiştirmesi dışında fazla bir değişiklik olmamış.
Ersin Tatar’ın yerine sosyal demokrat Tufan Erhürman’ın gelmiş olması ülkede elbette genel bir memnunluk yaratmış. Ama iktidardaki üçlü koalisyon hükümeti hâlâ sağcı partilerden oluşuyor. KKTC’de parlamenter sistem var. Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı. Toplum önderi olarak daha çok dış ilişkilerde etkin olabiliyor Cumhurbaşkanı. BM örgütü de resmen tanımadığı KKTC’de tek meşru muhatap olarak seçilmiş Cumhurbaşkanını görüyor.
Kuzey Kıbrıs’ta yeni Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında derin siyasal görüş ayrılığı var. Erhürman’ın partisi CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi), ilk seçimde iktidar olacağına inanıyor ve bu yüzden nisan ayında erken seçim yapılmasını istiyor. Ama iktidar buna yanaşmıyor...
Erhürman’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi, kronikleşmiş “Kıbrıs sorunu”nun çözümü konusunda halkta yeni bir umut yaratsa da Ada’daki sosyalist solu pek mutlu etmiş görünmüyor. Onlar şöyle diyor: “Ha Tatar ha Erhürman! Kişilik özelliklerini ayrı tutmakla birlikte yaklaşımlarında temel bir fark görmüyoruz. Çünkü ikisi de Türkiye’ye bağımlı. Kararlar Ankara’dan dikte ediliyor. Türkiye ‘iki devletli çözüm’ dediği için Erhürman, yıllarca savunduğu ‘federasyon’u artık ağzına almıyor; sürekli karşı tarafı suçluyor, barış dilini kullanmıyor, masaya oturmak için önkoşullar ileri sürüyor...”
“CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ”
Tayyip Erdoğan, 2021 yılındaki ziyareti sırasında KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde konuşurken tarihsel Başkanlık Konutu’nu “gecekondu”ya benzeterek aşağılayınca çok tepki çekmişti. Erdoğan o konuşmasında, Türkiye’deki “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi”nin bir benzerini Kuzey Kıbrıs’ta yapacaklarını da söylemişti. Ada halkının itirazlarına karşın “külliye”nin yapımına hızla başlanmış ve projenin ilk aşaması üç yılda tamamlanarak Mayıs 2025’te Erdoğan tarafından törenle açılmıştı. Kıbrıslı Türklerin “külliye” tepkisi bilindiğinden, açılışta Erdoğan’ı alkışlamaları için AKP üyeleri Türkiye’den uçakla Ada’ya taşınmıştı.
Çok iyi anımsıyorum, Kuzey Kıbrıs’taki meslek örgütleri, sendikalar ve Tufan Erhürman’ın Genel Başkanı olduğu CTP’nin üyeleri, “külliye”nin temeli atılırken o arazide toplanıp “Saray istemiyoruz!” diye protesto gösterisi yapmışlardı.
Ama Erhürman seçilince o saraya yerleşmekte bir sakınca görmedi! Üstelik kararını savunurken ileri sürdüğü gerekçe de çok tanıdık geldi bize:
“Burası yalnızca idari bir merkez olmayıp halkın evidir.”
SÜRECE İYİMSER BAKIŞ
Dünyanın “devlet” olarak tanımadığı KKTC, uluslararası sistemin dışında kaldığı için her türlü yolsuzluğa, uğursuzluğa açık bir kara parçası. O yüzden Kuzey Kıbrıs’ta mafyalar cirit atıyor. Ekonominin çarkı böyle dönüyor! Ülkede sahtecilikten geçilmiyor. Diploma sahteciliği suçlamaları, Başbakanın Özel Kalem’inden Meclis Başkanı’na kadar uzanmış. Muhalefet, Meclis Başkanı Ziya Öztürkler’in istifasını istiyor...
Düne kadar ülkedeki “mafya düzeni”nden yakınan Tufan Erhürman, saraya yerleşince söylemini yumuşattı. Karapara, kumar, uyuşturucu ve fuhuş eleştirileri için “O kadar da değil! Algı, olgunun önüne geçti. Bunu değiştirmemiz gerekiyor. Güzel şeyleriniz, başarılı işlerimiz de var, bunları dünyaya anlatmalıyız” demeğe başladı...
100 GÜNÜN ÖZETİ
Tufan Erhürman, göreve gelişinin 100. gününde basın toplantısı düzenledi. Ana konu, toplumlararası görüşmelerdi.
Altmış yıllık bir sorunu Erhürman’ın yüz günde çözmesi elbette beklenemezdi. Ama sekiz yıl aradan sonra diyalog yolu yeniden açılmış görünüyor. BM Özel Temsilcisi’nin katılımıyla “ara bölge”de yapılan görüşme iki yakada da olumlu bir hava yaratmış. Cumhurbaşkanı Erhürman, bu toplantıda dört maddelik yöntem önerisini Rum Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’e sunmuş. İki Başkanın, “Güven Artırıcı Önlemler”i görüşmek amacıyla 24 Şubat’ta yeniden bir araya gelmeleri kararlaştırılmış. Şimdi gözler bu buluşmaya çevrilmiş bulunuyor...
Erhürman, yüz günde gelinen durumu şöyle özetliyor:
“Henüz arzu ettiğimiz noktada değiliz. Ama daha üç ay oldu. Bu işler yavaş yavaş çözülür. Kim ne derse desin, Cumhurbaşkanlığındaki beş yıllık süreyi Kıbrıslı Türkler için bir yeniden doğuş olarak kurgulayacağız.”
∗∗∗
Kıbrıs’tan aktaracaklarım bitmedi. Onları da başka bir yazıya bırakalım...
Herkese kardeş ülkemizden selamlar, sevgiler...


