Google Play Store
App Store

Burada en zor durumda kalacak olan muhtemelen Küba olacak. Küba ekonomisi 60 yılı aşkın süredir çok büyük bir ambargo altında eziliyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyet desteği Küba için hayati öneme sahipti. 2000’li yıllardan bu yana ise Venezuela ile kurulan dayanışma ilişkisi Küba için can simidi niteliğinde.

Kıtada yeni bir anti emperyalist hat oluşabilir

Etki Can Bolatcan 

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasıyla başlayan süreç; Latin Amerika’yı bekleyen tehditleri, kıtanın egemenliğini ve ABD’nin saldırgan politikalarını yeniden gündeme getirdi. Sömürü ve işgale karşı direnişin tarihini taşıyan Latin Amerika’da bağımsız/sol hükümetlerin yanı sıra aşırı sağcı ve ABD yanlısı iktidarların artışı bağımsızlık mücadelelerini yalnızlaştırmak, kıta egemenliğini emperyalizme teslim etmek için adımlar atsa da Buenos Aries’te, Rio’da, Karakas’ta, Havana’da binlerce insan emperyalizme karşı sokaklardaydı. Trump, yağdırdığı tehditlerle kıta halkının bağımsızlık mücadelesine karşı koyabileceğini zannederken Venezuela Milletvekili Tony Boza ise “ABD’nin 2’nci Vietnam’ı oluruz” dedi.

Emperyalist haydutluğa karşı halkların egemenlik talepleriyle başlayan 2026, hem Latin Amerika için hem dünya siyaseti için yılın harekeli geçeceğinin sinyallerini verdi. ABD’nin Venezuela’ya yönelik uzun yıllardır süren kuşatmasının yeni bir aşamaya geçtiği; kıta sakinlerinin yılın geri kalanını bu hamleye göre planlayacağı yeni bir döneme girerken Latin Amerika’daki siyasi ilişkilerin nereye yöneleceği, halkların bu müdahalelerden nasıl etkileneceği ve ablukadan çıkışın rotasının nerede olduğu gibi sorular da yeniden tartışılmaya başlandı.

Kesik damarların kıtası Latin Amerika’nın bağımsızlığı, kıtanın geleceği, bölge siyaseti yeni bir evreye girerken ABD’nin müdahalesini, Venezuela ve dost ülkeleri bekleyen tehlikeleri, kıta solunun mücadele olanaklarını Güney Amerika uzmanı Doç. Dr. Esra Akgemci ile konuştuk.

***

Maduro’nun kaçırılmasının ardından diplomasinin terk edilip bölgede açık işgal dönemine geçildiği söylenebilir mi? 

Böyle keskin bir geçişten söz edilemez. Diplomasi, yalnızca barış dönemlerine özgü bir faaliyet değildir, savaş ve işgal zamanlarında da müzakere ve iletişim kanalları yoğun biçimde işlemeye devam eder. Venezuela örneğinde de halihazırda Bolivarcı rejimle Trump hükümeti arasındaki pazarlık devam ediyor ve bundan sonra da edecektir. Ancak burada egemen eşit devletler arası bir diplomasiden söz etmek mümkün değil. ABD, Maduro’yu ve eşini kaçırarak Venezuela’nın egemenliğini çok açık bir şekilde ihlal etti ve Rodriguez yönetimine de “uslu durmazlarsa” ikinci bir darbeye, hatta kötüsüne hazırlıklı olmaları gerektiğini söyledi. Belli ki bundan sonraki süreçte daha çok bir “zorlayıcı diplomasi” (coercive diplomacy) örneği göreceğiz. Bir devleti askerî gücü fiilen kullanmadan, ancak kullanma tehdidi ve baskı araçları yoluyla belirli bir davranışı dayatmayı amaçlayan diplomasi türüne zorlayıcı diplomasi deniyor. Burada diplomasi ve güç birlikte, birbirini tamamlayıcı unsurlar olarak kullanılır. Benzer şekilde Latin Amerika’nın geri kalanı da böyle bir baskı altında kalacak.

TRUMP’IN YENİ DOKTRİNİ

Trump’ın Venezuela’ya yönelik müdahalesi Latin Amerika’daki sosyalist, bağımsız devletler için ‘her an işgal edilebilir’ oldukları anlamına mı geliyor? 

Bir devlet başkanının tüm dünyanın gözü önünde ABD özel güçleri tarafından kaçırılması, elbette çok büyük bir güç gösterisi. Bu güç gösterisinin ardından Trump’ın özellikle Küba, Kolombiya ve Meksika’yı işaret etmesi “her an sıra size gelebilir” anlamına geliyor. Ancak askerî işgal seçeneği, Trump için oldukça masraflı bir seçenek. Bunun yerine başka baskı araçları gündeme gelecektir. Burada en zor durumda kalacak olan muhtemelen Küba olacak. Küba ekonomisi 60 yılı aşkın süredir çok büyük bir ambargo altında eziliyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyet desteği Küba için hayati öneme sahipti. 2000’li yıllardan bu yana ise Venezuela ile kurulan dayanışma ilişkisi Küba için can simidi niteliğinde. Eğer Trump, Venezuela petrollerinin kontrolünü ele geçirirse ve Küba’ya petrol sevkiyatını tamamen keserse Küba’nın enerji üretimi sekteye uğrar, yakıt kıtlığı ve elektrik kesintileri yüzünden ekonomik kriz koşulları ağırlaşır. Bu da Küba’ya yönelik yeterince büyük bir darbe olacaktır. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Kübalı olması, Küba’yı kişisel bir mesele olarak ele alması ve “Küba hükümetinin çok büyük bir sorun olduğunu” tekrarlaması, başka müdahale biçimlerinin devreye girebileceği yönünde endişelere yol açıyor.

Bu noktada Meksika, Küba’ya destek olabilir. Küba, 2025’te petrolünün yüzde 44’ünü Meksika’dan aldı. Venezuela petrolü kesilirse Meksika bu oranı daha da artırabilir. Ancak Meksika da Trump’ın ilk iktidarından bu yana ABD’nin baskısı altında. Yine de Meksika’ya askerî darbe gibi bir müdahale olasılığı düşük görünüyor. Meksika’daki Sheinbaum hükümetinin politik istikrarı, popülerliği ve ülkedeki demokratik yönetimden dolayı darbe koşullarının oluşturulması zor görünüyor.

KOLOMBİYA YENİ HEDEF

Trump’ın tehdit ettiği ülkeler arasında bir sonraki hedef olmaya en yakın ülke Kolombiya olabilir. ABD’ye giren kokainin yüzde 84’ü Kolombiya’da üretiliyor veya Kolombiya kökenli kokain olarak nitelendiriliyor. Trump bunu bir meşrulaştırma aracı olarak kullanabilir. Ayrıca Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun Trump’a çok sert bir şekilde meydan okuması da Trump’ı tetikleyebilir. Zira Trump’ın otoriter popülist liderlik anlayışı ve kişisel zafer elde etme hırsı da Venezuela’ya yönelik saldırıyı tetikleyen unsurlardan biri. Trump’ın Maduro için “O çok tehlikeli biri. Benim dansımı taklit etti” demesi, konunun kişisel boyutuna da işaret ediyor. Amerikan basınında çıkan haberlere göre, Maduro’nun sürekli dans etmesi ve Trump’la dalga geçmesi, Trump’ı “blöf yapmadığı” göstermek için harekete geçiren bir etken olmuş. Eğer bunda doğruluk payı varsa Trump Petro’ya da aynı şekilde yaklaşabilir. Yine de Kolombiya’ya yönelik bir askerî operasyon de kolay olmayacaktır. ABD, zaten 1990’lardan bu yana “Kolombiya Planı” ile bu ülkeye müdahale ediyordu ancak bunun için iş birliği yapacak, sağcı bir hükümet lazım. Kolombiya’da bu yıl seçimler olacak. Petro, yasa gereği tekrar aday olamıyor. Trump’ın seçim sürecine müdahale edeceğini öngörmek zor değil.

TOPLUMSAL MUHALEFET CAN SİMİDİ OLABİLİR

Tehditler karşısında Latin Amerika genelinde ABD ile çelişkili ülkelerden ortaklaşa bir direnç görebilir miyiz? 

Latin Amerika’da Trump’ın tehditleri karşısında bazı “dayanışma anları” ve “parçalı tepkiler” görebiliriz. Fakat, sürdürülebilir ve kurumsallaşmış bir ortak direnç geliştirmek kolay değil. Her ülkenin kendine özgü dinamikleri var. ABD’ye karşı tek sesli, uzun vadeli bir sol blok oluşturmak için güçlü kurumsal mekanizmalar lazım. CELAC gibi bölgesel platformlar var ama sembolik dayanışmanın ötesinde bağlayıcı karar almada ve kriz anında ortak hareket etmede daha etkin kurumsal araçlar lazım. Burada en büyük görev, toplumsal muhalefet aktörlerine düşüyor. Latin Amerika’da çok güçlü bir anti-emperyalist mücadele geleneği var. Venezuela saldırısı da Latin Amerika’da yeni örgütlenme pratiklerini hayata geçirecek ve yeni bir anti-emperyalist direniş hattı oluşturacaktır.