Konser yasaklayan ülke olmayalım
Müzik sektörü pandemiden sonra bir türlü toparlanamadı. Pandeminin ardından gelen Türk lirasının değer kaybı, ardından konser ve festival yasakları, sanatçıların karşılaştığı gözaltılar, tutuklamalar son olarak da yapay zekâ.
Bizler yani müzisyenler yıllar önce dijitalleşme sürecinde de benzer sıkıntılar yaşamış ve sonunda bunu lehimize çevirmeyi başarmıştık. Umarım şu anda büyük bir karamsarlığa ve belirsizliğe yol açan yapay zekâ kullanımında da telif hakkı ihlallerinin önüne geçer ve bu kullanımlardan hak ettiğimiz telif bedellerini alabiliriz.
Beni asıl düşündüren bu yüzyılda hâlâ yasaklayarak bir yerlere varacağımızı ve bundan sonuç alacağımızı düşünmek. Zorlu PSM’de gerçekleşecek olan “Slaughter to Prevail” ve “Behemoth” konserleri Beşiktaş Kaymakamlığı tarafından toplumsal değerlerle bağdaşmayacağı gerekçesiyle iptal edildi.
Şunu anlamakta hâlâ zorluk çekiyorum. Bu konserlere isteyen gider istemeyen gitmez. Ben mesela bu tarzı sert bulduğum için gitmeyecektim ama bu tarzı seven müzikseverleri cezalandırmak niye? Siz iki konseri yasakladınız diye toplumsal değerlerimize zeval mı gelmedi? Hırsızlığı, uyuşturucuyu, fuhuşu, rüşveti, tacizi mi önlediniz? İsteyen bu grubun konserlerini siz ne kadar yasaklarsanız yasaklayın YouTube’da izler, Spotify’da dinler.
Ülkemizi yurtdışında “konser yasaklayan ülke” durumuna düşürmekten başka neye yaradı bu yasaklar? Gerçekten de anlaşılır gibi değil. Bu yasaklara karşı hep birlikte sesimizi yükseltmezsek yine bunun zararını hep birlikte göreceğiz.
Bu yazıyı yazmadan önce Robert De Niro’nun Cannes Film Festivali’nde yaptığı bir konuşmaya rastladım. Bakın neler diyor usta oyuncu “Bizler açık ve demokrat olmakla tanınırız. Demokrat. İşte bu kelime… Bugün ülkemizde demokrasi için çılgınlar gibi savaşıyoruz. Değerini bilmediğimiz demokrasi için. Bu tehlike hepimizi ilgilendiriyor. Çünkü sanat demokrattır. Sanat insanları bir araya getirdiği için özeldir. Sanat farklılıkları kucaklar. Tam da bu sebeple sanat bir tehlikedir. Biz birer tehlikeyiz otokratlar ve faşistler için büyük birer tehlikeyiz.”
Ne kadar ironik değil mi? Dünyayı güzelleştirmek için şarkılar yapıyoruz, filmler çekiyoruz, şiirler romanlar yazıyoruz ama bunun karşılığında faşistlerle, yobazlarla iktidar sahipleriyle aynı fikirde olmadığımız için hepimiz birer tehlikeyiz.
Aslında yaptığımız eserler rahatsız etmiyor iktidarı ve onun uzantılarını. Konuşmamız, eleştirmemiz, protesto etmemiz rahatsız ediyor. Sıradan vatandaşlık haklarımızı kullanmaya çalışınca devlet tüm güçleriyle bizleri susturmaya, baskı altında tutmaya çalışıyor. Devlet sanatçısıyla kavga etmemeli. Bunun kimseye bir yararı olmaz. Konserlerin ve festivallerin yoğunlaşacağı bir döneme giriyoruz.
Zaten zor günler geçiren müzisyenlerin gelir kaynakları olan festival ve konserleri yasaklamaya artık bir son verin. Ve de “örf, adet, hassasiyet, milli değerler “ gibi subjektif kavramlar üzerinden bahaneler üretip kimsenin ekmeğiyle oynamayın.
Artık sanatla ve sanatçılarla barışın. Bizleri tehlike olarak görmeyin. Sanatçılar bir plaket karşılığında düşüncelerinden vazgeçecek insanlar değildir…
Kalın sağlıcakla…


