İnsan-doğa ilişkisi dediğimiz şey nedir? Hayvanların da bu bütünün bir parçası olduğu ve onların da saygı ve sevgiyle muamele görmesi gerektiği fikridir. Ölüm tasarısının zihinsel ve vicdani değişime vesile olmasını umuyorum. Eğer bu ölüm tasarısıyla ilgili bir adım atılırsa, bedenlerimizle insan duvarı oluruz.

Köpek katliamları ve vicdani dönüşüm
Fotoğraflar: IMDb

‘Year of the Dog’ filmi hem dokunaklı hem eğlenceli olabilen, hayvan severler ve bağımsız film severler için izlemeye değer bir yapım. Mike White tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan bu dram komedi türündeki filmin başrolünde komedyen Molly Shannon yer alıyor. Köpeğinin kaybıyla başlayan yas sürecinde hayvan hakları savunucusuna dönüşen bir kadının hikâyesiyle, kişisel etik ve vicdan dünyasında önemli evrimler geçirmek üzere olan izleyicileri bu filmin etkileyebileceğine inanıyorum. Seneler önce izlediğim bu film, günlerdir uykularımı kaçırtan köpek katliamı yasa tasarısınının gündeme gelmesiyle aklıma geldi ve sizlere de tavsiye etmek istedim. Hikâyede, sakin ve mutlu bir hayat süren Peggy, hayatının merkezi olan en yakın köpek dostu Pencil'ın ani ölümü ile sarsılır. Bu kayıp onun hayatını tamamen değiştirir. Yoğun bir yas sürecine giren Peggy, bu sürecin ardından hayvan hakları savunucusuna dönüşür. İşte film tam da bu dönüşüm ile ilgili.

KİŞİSEL VE TOPLUMSAL FARKINDALIK

Film boyunca Peggy'nin yaşadığı dönüşüm, hayvan hakları açısından izleyicilere etik sorumlulukları üzerine düşünme fırsatı sunuyor. Peggy'nin hayvanların yaşam hakkı ile ilgili artan farkındalığının seyircilere kendi davranış ve alışkanlıklarını sorgulama fırsatı vereceğini düşünüyorum. Hayvan hakları ve veganizm gibi konulara dikkat çeken ve bu temaları düşündürücü hale sokan filmin mizahın doğal ve içten olduğunu gösteren senaryosu, aynı zamanda duygusal anlarıyla gerçekçi ve etkileyici. Köpeğinin ölümünün Peggy'yi hayvan hakları konusunda daha bilinçli hale getirmesi, onu hayvanların acı çekmesine karşı duyarlı olmaya itmesi, hayvan hakları aktivizmine yöneltmesi, bu süreçte vegan olması, hayvan deneylerine ve istismarına karşı savaşmaya başlamasıyla filmin hikâyesi genişliyor. Hayvan barınaklarının durumunu ve sokak hayvanlarının karşılaştığı zorlukları da gösteren hikâyede, Peggy, bu barınaklarda gönüllü olarak çalışır ve daha fazla hayvana yardım etmek için çaba sarf eder. Peggy'nin veganizmi benimsemesi, hayvan hakları temasıyla doğrudan ilişkili bir durum. Hayvanların gıda, giysi ve diğer endüstriyel amaçlarla kullanılmasına karşı çıkarak izleyicilere hayvan haklarına duyarlı olmanın bir yolu olarak veganizmin nasıl bir rol oynayabileceğini göstermesi açısından da önemli.  Artık bir hayvan hakları savunucusu olan Peggy’nin, çevresindeki insanlar tarafından farklı tepkilerle karşılaşması ile aldığı tepkilerin hayvan hakları savunuculuğunun toplumda nasıl algılandığını ve bu konuda mücadele eden bireylerin hangi zorluklarla karşılaşabileceğini de gösteriyor. Peggy üzerinden iletilen tüm bu kişisel yansımaları, sadece bireysel bir dönüşümü değil, aynı zamanda toplumsal bir farkındalığı da teşvik etmesi açısından çok önemli.

OLAMAZ YA AMA OLUR DA!

Yaklaşık otuz senedir hayvan yemeyen ve hayvanın her türlü sömrüsüne karşı dururken, gözaltına alınan, tehdit edilen ve hakaretlere uğrayan bir hayvan hakları vegan aktivisti olarak bu filmin beni ne kadar derinden etkilemiş olduğunu hâlâ hatırlıyorum. Bazı filmler bu hatırlatmalarıyla ünlüdür. İllaki her seyircinin aradığını bulamayacağı bu bağımsız filmlerin en çok da bu özellikleri beni etkilemiştir. Benim gibi milyonlarca insan hayvan hakları konusunda önemli evrimleri kendi etik ve vicdan dünyalarında tamamladı. Bugün hayvan hakları konusunda dünya genelinde önemli ilerlemeler kaydedilmekle birlikte, elbette ciddi zorluklar ve eksiklikler de devam ediyor. Hayvanların yaşam hakkı, refahı ve özgürlüğü gibi temel haklarını savunmayı amaçlayan bu hareket, hem hukuki hem de toplumsal düzeyde hâlâ desteğe ihtiyaç duyuyor. “Neden bazıları bugün bu mücadeleye katılmıyor?é sorusunun cevapları çok. Bu inkâr hali elbet yakın gelecekte bitecektir. Ama bugün ineklerin, koyunların, tavukların her gün başına gelen legal toplu katliamlarının köpeklerin de başına gelmemesi için hepimiz tek isyan olmalıyız. Nihayetinde hayvan hakları konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan bu bağımsız film, inkâr edenler de dâhil aslında herkesin bildiği en basit olanı, tüm hayvanların da insanlar gibi duyguları ve acı çekme kapasiteleri olduğunu vurguluyor. Umarım hayvan hakları mücadelesinin önemini ve bu mücadelenin kişisel ve toplumsal boyutlarını vurgulamaya gayret eden ‘Year of the Dog’ filmi en azından bir kişiye ilham kaynağı olur.

KÜRESEL HAYVAN HAKLARI HAREKETİ

Aktivistlerin, STK'ların ve bilinçli tüketicilerin varlığı ile gelecek için hâlâ bir umut var. Küresel düzeyde giderek daha fazla destek bulan hayvan hakları hareketi, teknolojik ilerlemeler, alternatif test yöntemleri ve bitki bazlı gıda ürünlerinin geliştirilmesiyle birlikte hayvan sömürüsünün sonlandırılmasına katkıda bulunuyor. Ancak hayvanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve sömürünün sonlanması yönünde hayvan hakları savunucuları yeni bir dil geliştirerek geleceğin tarifi için, kendini geliştirmeli ve çok daha büyük adımlar atmalıdır. Kamuoyunu bilinçlendirme, eğitim ve politika değişiklikleri için lobi faaliyetleri yürütme kapasiteli STK’lar biyolojik ve tıbbi araştırmalarda yaygın olarak kullanılan ve modern biyomedikal araştırmaların vazgeçilmez bir aracı olan 'hücre kültürü’, ‘organ-on-a-chip’ teknolojileri ve bilgisayar modellemeleri gibi alternatifler ile çeşitli hücre tiplerinin ‘in vitro’ (vücut dışında) incelenmesine olanak sağlayan teknolojik ilerlemeleri daha yakından takip etmeli ve bu konuda bilim insanları ile birlikte çalışmalar yapmalıdır. Vegan ve vejetaryen beslenmenin benimsenmesini kolaylaştıran ve hayvan sömürüsünü sonlandırmanın yanı sıra çevresel sürdürülebilirliğe de katkı sağlayan bitki bazlı gıda ürünleri, sadece hayvanların korunmasına değil, aynı zamanda su tüketimi, sera gazı emisyonları ve arazi kullanımı gibi çevresel faktörlerin iyileştirilmesine de yardımcı oluyor. Bu trende uyum sağlayan büyük gıda şirketleriyle güçler birleştirilmelidir. Sonuç olarak hayvan hakları mücadelesi, toplumsal bilinçlenme, teknolojik yenilikler ve etik tüketim alışkanlıklarıyla gelecek için kendisini bugünden daha güçlü kılmalıdır. Hayvanların yaşam hakkına saygı duyan bir dünya için, bu mücadeleye katkı sağlayan tüm bireylerin ve organizasyonların çabaları, umut verici bir gelecek yaratacaktır.

ÖLDÜRMEYECEKSİN!

Doğaya ve yaşamın anlamına önem verenlerin inandığı pek çok şey aslında veganizm felsefesiyle örtüşür. Çocuk yaşlarda veganizme, Hesse'nin ‘Öldürmeyeceksin’ fikrini daha geniş bir perspektifle hayata geçirme yollarından biri olduğuna inanarak başladım. ‘Öldürmeyeceksin’ emrini, sadece insanlara yönelik değil, tüm canlılara yönelik bir şiddet karşıtlığını ifade eder şekilde yorumladım. Çünkü en doğrusu buydu. Ve bugün bir kez daha Goldmund gibi insan doğasının karanlık yönleriyle yüzleşmek zorunda bırakıldık. İnanın öldürmemek, sadece cinayet işlememek değildir, hayatında, tüm varlıklara sevgi ve saygı gösterme anlamına da gelir. Ağızlardan düşürülmeyen, insan-doğa ilişkisi dediğimiz şey nedir? Hayvanların da bu bütünün bir parçası olduğu ve onların da saygı ve sevgiyle muamele görmesi gerektiği fikridir. Köpeklerin katledilme yasa tasarısının gündeme gelmesinin, zihinsel ve vicdani olan değişime vesile olmasını umuyorum. Olamaz da ama olur da bu ölüm tasarısı ile ilgili bir adım atılırsa, bilinsin ki bedenlerimizle insan duvarı oluruz.