Korku, öfke…
AKP’nin üçüncü kez iktidar olacağı inancı, kimi çevrelerde epeyce aşınmış olsa da, hala hakim.
AKP’nin üçüncü kez iktidar olacağı inancı, kimi çevrelerde epeyce aşınmış olsa da, hala hakim. Ancak, kesin olan şu; gönüllü AKP destekçiliğinde önemli bir aşınma var. Batı’dan esen AKP yellerinin ne ölçüde yavaşladığının kanıtı The Economist gibi yayınlarda yazılanlar.
Dağıtılan torbalar üzerinden “sürdürülebilir bir yoksulluk” yaratan AKP, o çevrelerin desteğini pek kaybetmedi belki, ancak daha politik nedenlerle ve özgürlük argümanlarıyla AKP’yi destekleyen çevrelerin şu son dönemdeki politikalar nedeniyle ürkemeye başladıkları açık.
AKP’yi özgürlükçü ve laik/asker çizgi karşında demokrat/sivil görenler, iktidarını iyiden iyiye pekiştiren Erdoğan’ın söylem ve eylemlerinde totaliter bir rejimin işaretlerini görmeye başladılar.
Baksanıza, Ahmet Altan bile oy vermeyecek AKP’ye!
Erdoğan’ın öfkesi, biraz da geçmişte kendisine destek verenlerin terk etmesinden kaynaklanıyor.
İktidarın değişik çevrelere korku saldığı da kesin. Özellikle, tüm yaşamları boyunca iktidar çevreleriyle “rahat” bir ilişkiye alışmış patronların korkusu dikkat çekici. Es kaza ağzından eleştirel bir söz kaçıran, nasıl düzeltirim diye kırk takla atıyor.
Bu korku ve öfke havasının AKP’ye pek yaramadığını göreceğiz.
Korkudan daha hafif bir duygu olan endişe ise epey geniş bir çevrede yaygın. 12 Haziran sonrası AKP’nin iktidarını daha da pekiştirme olasılığı, başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere pek çok alanda özgürlüklerin daralacağını düşündürtüyor.
Son günlerde yurtdışından arayan çok sayıda yabancı medya kuruluşunun bu çerçevedeki sorularına muhatap oluyorum. AKP kurmaylarının The Economist tepkisi yurtdışındaki destekçileri arasında, The Economist’in yazdıklarına inancı pekiştirmiş durumda.
Aslında, bunları görmek için dışarıya bakmak da gerekmiyor.
Türkiye’de ilk defa 94 meslek örgütü, meslekleri konusunda bir tehdit algısı hissederek bir araya geldiler ve Gazetecilere Özgürlük Platformu’nu (GÖP) kurdular. Geçmişte bir araya gelmeyi asla becerememiş, bir araya gelebilecekleri düşünülemeyen bunca örgütün bugün bir araya gelmiş olması tehdit algısı ve endişenin boyutu konusunda önemli bir göstergedir.
GÖP geçen gün bir basın toplantısı yaptı. “Seçimlere beş gün kala, hükümet dahil hiçbir siyasi partinin basın özgürlüğünü güvence altına almak için ne yapacakları konusunda bir şey söylememiş olmalarını esefle karşılıyoruz” dedi. Türkiye’nin, “dünyada basın özgürlüğü ihlalleri açısından notu en kötü olan ülkeler arasında yer aldığını” anımsattı.
GÖP’ün çizdiği tablo şu:
“Bugün Türkiye gazetecileri yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar nedeniyle on binden fazla basın davası ile karşı karşıyalar. Medya patronları, gazetelerindeki muhalif sesleri susturmaları için ağır baskı altında bırakılıyorlar. Son bir yıl içinde kepenk indiren köşelere bakınca durumun ne kadar kritik olduğu anlaşılıyor… Bugün çeşitli bahanelerle 70 gazeteci tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde… Hükümete göre onlar terör suçlusu… İktidarın çizgisine ters düşen görüşleri savunanlar, terör örgütleri ile ilişkilendirilerek terörist suçlamasıyla uzun tutukluluk cezalarına çarptırılıyorlar. Hapis cezası istemiyle 100’ün üzerinde gazeteci yargılanıyor. Yayın organları toplatılıyor, internete sansür uygulanıyor.”
Basın özgürlüğünün garanti altında olduğu bir Türkiye düşlediğini vurgulayan GÖP, böyle bir Türkiye için taleplerini; “Gazeteciler tutuksuz yargılansın”, “Yasalar gözden geçirilsin”, “İflaslara yol açan para cezaları olmasın”, “Belgeleri yayınlayan değil sızdıranların yakasına yapışılsın”, “Özel yetkili mahkemeler kaldırılsın” diyerek sıraladı.
Ekleyeceğim şu; basın özgürlüğü yalnızca gazeteciler için özgürlük anlamına gelmiyor. Basın özgürlüğün olmadığı ortamlarda büyüyen yalnızca korku ve öfke oluyor!
Korkunun ecele faydası yok, ama öfke de ecele yaklaştırıyor!
Dağıtılan torbalar üzerinden “sürdürülebilir bir yoksulluk” yaratan AKP, o çevrelerin desteğini pek kaybetmedi belki, ancak daha politik nedenlerle ve özgürlük argümanlarıyla AKP’yi destekleyen çevrelerin şu son dönemdeki politikalar nedeniyle ürkemeye başladıkları açık.
AKP’yi özgürlükçü ve laik/asker çizgi karşında demokrat/sivil görenler, iktidarını iyiden iyiye pekiştiren Erdoğan’ın söylem ve eylemlerinde totaliter bir rejimin işaretlerini görmeye başladılar.
Baksanıza, Ahmet Altan bile oy vermeyecek AKP’ye!
Erdoğan’ın öfkesi, biraz da geçmişte kendisine destek verenlerin terk etmesinden kaynaklanıyor.
İktidarın değişik çevrelere korku saldığı da kesin. Özellikle, tüm yaşamları boyunca iktidar çevreleriyle “rahat” bir ilişkiye alışmış patronların korkusu dikkat çekici. Es kaza ağzından eleştirel bir söz kaçıran, nasıl düzeltirim diye kırk takla atıyor.
Bu korku ve öfke havasının AKP’ye pek yaramadığını göreceğiz.
Korkudan daha hafif bir duygu olan endişe ise epey geniş bir çevrede yaygın. 12 Haziran sonrası AKP’nin iktidarını daha da pekiştirme olasılığı, başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere pek çok alanda özgürlüklerin daralacağını düşündürtüyor.
Son günlerde yurtdışından arayan çok sayıda yabancı medya kuruluşunun bu çerçevedeki sorularına muhatap oluyorum. AKP kurmaylarının The Economist tepkisi yurtdışındaki destekçileri arasında, The Economist’in yazdıklarına inancı pekiştirmiş durumda.
Aslında, bunları görmek için dışarıya bakmak da gerekmiyor.
Türkiye’de ilk defa 94 meslek örgütü, meslekleri konusunda bir tehdit algısı hissederek bir araya geldiler ve Gazetecilere Özgürlük Platformu’nu (GÖP) kurdular. Geçmişte bir araya gelmeyi asla becerememiş, bir araya gelebilecekleri düşünülemeyen bunca örgütün bugün bir araya gelmiş olması tehdit algısı ve endişenin boyutu konusunda önemli bir göstergedir.
GÖP geçen gün bir basın toplantısı yaptı. “Seçimlere beş gün kala, hükümet dahil hiçbir siyasi partinin basın özgürlüğünü güvence altına almak için ne yapacakları konusunda bir şey söylememiş olmalarını esefle karşılıyoruz” dedi. Türkiye’nin, “dünyada basın özgürlüğü ihlalleri açısından notu en kötü olan ülkeler arasında yer aldığını” anımsattı.
GÖP’ün çizdiği tablo şu:
“Bugün Türkiye gazetecileri yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar nedeniyle on binden fazla basın davası ile karşı karşıyalar. Medya patronları, gazetelerindeki muhalif sesleri susturmaları için ağır baskı altında bırakılıyorlar. Son bir yıl içinde kepenk indiren köşelere bakınca durumun ne kadar kritik olduğu anlaşılıyor… Bugün çeşitli bahanelerle 70 gazeteci tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde… Hükümete göre onlar terör suçlusu… İktidarın çizgisine ters düşen görüşleri savunanlar, terör örgütleri ile ilişkilendirilerek terörist suçlamasıyla uzun tutukluluk cezalarına çarptırılıyorlar. Hapis cezası istemiyle 100’ün üzerinde gazeteci yargılanıyor. Yayın organları toplatılıyor, internete sansür uygulanıyor.”
Basın özgürlüğünün garanti altında olduğu bir Türkiye düşlediğini vurgulayan GÖP, böyle bir Türkiye için taleplerini; “Gazeteciler tutuksuz yargılansın”, “Yasalar gözden geçirilsin”, “İflaslara yol açan para cezaları olmasın”, “Belgeleri yayınlayan değil sızdıranların yakasına yapışılsın”, “Özel yetkili mahkemeler kaldırılsın” diyerek sıraladı.
Ekleyeceğim şu; basın özgürlüğü yalnızca gazeteciler için özgürlük anlamına gelmiyor. Basın özgürlüğün olmadığı ortamlarda büyüyen yalnızca korku ve öfke oluyor!
Korkunun ecele faydası yok, ama öfke de ecele yaklaştırıyor!


