Korkut Boratav
Onunla bir merdivende karşılaştık, bir mühendis odasının giriş bölümü olmalı, beraber yukarı çıktık, elinde her zamanki gibi kitaplar, dosyalar. Yüzünde o kamil ifade, gözleri sıcacık. Birleşik Haziran Hareketi diye bir adım atılmıştı. Gezi’den kalan artı ürünün bir yerlerde toplanması hedefleniyordu.
Birden, "babam yazdıklarını görseydi, eline bir makas alır, keser, arşiv yapardı" deyiverdi. BirGün’e yazdığım edebiyat yazılarından söz ediyordu. Belli ki okuyordu. Korkut Boratav’dan da değil, babasından onore olmak, ağır iş.
∗∗∗
Şu yazıyı yazarken, hemen karşımdaki kitaplıkta kitapları duruyor. "Türkiye’de Devletçilik" eseri en başta. Şu son yıllarda halk olarak kaybettiğimiz en önemli şey devlet değil midir? Hastanelerde tedavi parasını ödeyemeyenler, ilkokulda bir öğün yemek bulamayanlar, kampüste karnını doyuramayanlar...
"Sosyal devlet"i yitirdik biz, çünkü toplumun ürettiği tüm değerleri cebe atmak isteyenler, onu son kırk yılda, ağır ağır ortadan kaldırdılar (Belki 1990’larda Reha Muhtar’ın o ünlü jeneriğiyle başlamıştı hikâye: "Nerde bu devlet?"). Devlet artık sadece savcı, hakim, yargılama ve cezaevi demek. Depremde yok, selde yok, hastalıkta yok, heyelanda yok, çeteler sokakları kuşatmışken yok. Yok, yok, yok..
Şimdilerde ise Ortadoğu’da ulus devlette sıra. Ortadoğu’da devletler "başarısız"mış, artık "mezhepler, aşiretler ülkeleri yönetecek"miş. "1919’dan beri bu bölgede ulus kurmak hata"ymış. "Ulus" değil, "millet sistemi" iyiymiş, ve daha ne zırvalar. (Korkut hoca, ta 1930’lardaki devletçilik konusunu ele alırken herhalde bugünleri çok iyi görmüştü).
Korkut Boratav’ı son olarak SBF’nin (Mülkiye) kapısında KHK ile kürsülerinden uzaklaştırılmış akademisyenlerin eyleminde gördüm. 2016 yılı sonu olmalı; gözlüğü, elinde kitapları, dimdik duruşuyla. Bir kere daha üniversitenin özerkliğini savunmaktaydı, babası gibi. Polis birden gaz sıktı, en önlerdeydi, ve yaşı sekseni geçmişti.
Son yıllarda solda iyi bir gelenek oluştu. Bir yazarı, edebiyatçıyı, düşünürü, sinemacıyı, bilim insanını ölmeden evvel anma ve onur etme geleneğidir bu. Ölmeden önce hürmet görmek bu; ölmeden önce yaşadığını, daha da yaşayacağını görmek. İnsan çünkü, ölmek, dahası unutulmak istemeyen tek canlı türüdür.
Geçen Cuma ve Cumartesi ODTÜ’de biraraya gelen yüzlerce akademisyen bu büyük düşünürün, Türkiye ve dünya sosyalist iktisadı ve siyasetine bilimsel katkısını yeniden hatırlattılar. Karar, SBF Maliye’den profesör Serdal Bahçe ve ODTÜ’lü arkadaşlarından çıkmıştı.
İktisat ve siyaset konulu Korkut Boratav’ın Onuruna başlıklı sempozyumda, Denver’den Kırıkkale’ye, SBF’den Boğaziçi’ne, ODTÜ’den Yıldız’a, Corvinus’tan Çukurova’ya, Munzur’dan Dicle Üniversitesi’ne sayısız yerden hocalar, bağımsız araştırmacılar, sendikacılar, bankacılar, kalkınmacılar bildiriler sundular. Bildirilerin konusu devletçilik, kalkınma, ATÜT, emperyalizm, 21. yüzyılda yeni bir dünya savaşı ihtimali, Çin’in yükselişi, BRİCS vd. konulardı. Tüm sunuşlarda hocaya minnet ve saygı vardı.
∗∗∗
Korkut hocanın üç çeyrek yüzyılı geçen bilimsel emeği, ısrarla ülkede kalışı (kardeşi, 1940’larda babalarına yapılanlardan ötürü Türkiye’yi hiç bir zaman affetmemiş, ülkeyi terketmiş, Fransa’ya yerleşmiştir) ve Türkiye’nin sermaye tahakkümünden kurtuluşu için entelektüel çabası, her türlü takdirin ötesinde anlamlar taşır. Hele ki, "milliyetçilik", "kimlik" çağının aşıldığı, dünyanın yeniden emek-sermaye temelli bölündüğü bu yeni çağda.


