Kötü olmak çok kolay!
Türkülerle bir Ankara - Niğde Otoyolu hatırası… Arabanın dikiz aynasında asılı plastik bir çarık, yerli ve milli TOGG yerine, Alman çatlatan bir Audi, direksiyonda bir bakan. Daha ne olsun? Hatıra gibi hatıra. Bakanımın keyfi yerinde, bir yandan gaza basıyor bir yandan da konuşuyor “Şurayı yapmamış olsaydık” diyor, “Ora konvoy giderdi…” diye de ekliyor. “Yorulduğumuz zaman da Cumhurbaşkanımıza bakıp ‘Yeterince çalışmadık’ diyoruz” diyerek motivasyonunun da kaynağını işaret ediyor. Gerçekten gurur verici görüntüler. Ora konvoy gitmiyor, yolda Audi akıyor. Akıyor akmasına da 224’le akıyor. Yani 140 km’’lik (hadi sizin için tolerans payıyla 154 km olan) hız limitinin yakınlarında bile değil. Neyse ki bakanımıza ceza yazılmış, adalet sosyal medyanın da konuyu köpürtmesiyle tecelli etmiş. O cezayı artık koskoca bakan da bakanlık bütçesinden versin. Helal olsun, 224’le gidebildiğimiz yollara. Ora konvoy gitmesin, milletimiz Audileri Quattro eylesin. Türkiye bir hukuk devletidir.
Arabam yok, almaya fırsatım ya da imkanım olmadı. Yıllar önce reklam ajansında çalıştığım sırada Hyundai i10’a niyetlenmiştim, onu da alamadım. O yüzden bir yere gideceksem, arabası olmayan vatandaşlar nasıl gidiyorsa öyle gitmek durumundayım. Bir yerlere gitmediğim zaman da trafiği izlemeyi çok severim çocukluğumdan beri. Hem işsizlikten hem de manzara seyretmeyi sevdiğimden herhalde… Hangi renk arabalar yolda, hangi semtte hangi marka araçlar tercih ediliyor, otobandan ne kadar çok çakarlı araç geçiyor? Hep izliyorum. Bazen Mercedes S serisi araçlarda AB standartlarındaki plakalarımızın mavi olan renkte TR ibaresinin kırmızı bir yapıştırmayla değiştirildiğini görüyorum. O çıkartmada aynı zamanda vatana ve millete olan sevdayı, bir davayı görüyorum. Hangi AB standardı bizim memleketimizin evrensel kısaltmasını mavi renkte yazabilir? Kırmızı TR plakada zorunlu olmalı. Oysa açtım baktım, plakaya bu tarz şeyler eklemek yasak. Neyse ki cezası var ama veren yok. Güvenlik güçlerimiz de hepimizi AB standartlarından ve bizi mavileştirmelerinden koruyor. Bugün de ülkemizin ilerleyişini, kutlu davasındaki gelişmelerini görüp, huzur içinde uyuyabileceğim. Ne öyle Şirin Baba gibi mavi mavi dolaşacak mıyım yani? (Şirin Baba’nın bile donu ve takkesi kırmızıdır bu arada.)
Bir yandan böyle güzel gelişmeler yaşanırken bir yandan da genç insanlar hayatlarını kaybediyor. Sadece gençler mi? Ölüm bir hukuk devleti. Herkese karşı adaletli. Çocuklar, anneler, babalar, bebekler ve artık göz göre göre gazeteciler de Gazze’de İsrail’in bitmeyen şiddetini hissetmeye devam ediyor. İktidara bakıyoruz, lafa gelince en süperiz ama icraata gelince ora konvoy yapmış maalesef. Almanya deseniz yine tarihin yanlış yerinde. Amerika ve portakal adam ise yine barışı değil yıkımı tercih etmiş durumda. Tabii orada da portakal adam “Barışı getiriyorum” diyor ısrarla. Aynı bizdeki “Burası bir hukuk devletidir” diyen muhabbet kuşu misali görevlilerimiz gibi. Babacık, cicikuş.
Tüm dünya sanki Filistin’e “Artık bitse de kurtulsak” gözüyle bakıyor. Savaşın ve ölümün kanlı dansı, müzik dursa da devam ediyor. Hayatlar sayılara, sayılar istatistiklere dönüşüyor.
Bir yandan da giderek acımasızlaşan, yıllardır her konuda dolandırıldığı ve kandırıldığı için kendisi de kimseye güvenemeyen tedirgin bir toplum olarak, gördüğümüz her şey hakkında bir fikrimiz, bir isyanımız olabiliyor. Bu isyan çoğu zaman insanlık il sınırını da terk edip, öfkeli ve vicdansız bir hal alabiliyor. Kanser hastası genç bir annenin hayatını kaybetmesinin ardından “Ölümünden bile şüpheliyim. O kadar paradan sonra ortadan birkaç yıl kaybolsa kimse fark etmez. Kaldı ki yurtdışında yaşıyor kim fark edecek yaşadığını (Gülen surat emojisi). Bana kurmaca geliyor. Sevdiklerini kaybeden insanlar sosyal medyada ‘reklam’ yapmıyorlar”... Satırlarını yazabilecek kadar kalbimizi ve iyiliğimizi yolun kenarına bırakmış olabiliyoruz…
Kötü olmak kolay, hem de çok kolay. Hem de bu ülkede daha da kolay. İyilik yolu mu? Ora konvoy yapıyor. Kötülük akıcı, 224’le devam.
Hiç kimse peygamber değil. O yüzden insanlığa yönelelim, her gün kendimizi ve çevremizi kötülükten, acımasızlıktan çekmek, iyiliğe yaklaşmak için yeni bir fırsattır unutmayalım.
Kula kulluk güncellemesi öncesi bir müzisyenimizin de zamanında dediği gibi: Hatasız kul olmaz.


