Google Play Store
App Store

Beşiktaş’ın bugün ihtiyacı olan şey yeni bir yıldız transferi, yeni bir teknik adam değişikliği ya da sosyal medya üzerinden verilen umut mesajları değil. Bu kulübün ihtiyacı olan şey, yanan ormanın gerçeğini kabul etmek. Kökleri yeniden güçlendirmek, toprak yapısını değiştirmek, su yollarını açmak… Yani mali disiplin, altyapı yatırımı, gerçek bir vizyon, uzun vadeli planlama.

Küllerin içinde kaybolan yol: Beşiktaş’ın yanan ormanı
AA

Beşiktaş’ın son yıllarını anlatmak için yeni bir metafora ihtiyaç var. Artık düşen bir adam değil bu kulüp, bir ormanın içinde önce yaprakları sararan, sonra dalları kırılan, en sonunda da içten içe yanmaya başlayan bir ağaç topluluğu. Yangın, bir anda başlamıyor. Küçük bir kıvılcım, görmezden gelinen bir çatırtı, kimsenin önemsemediği bir duman… Sonra bir gün fark ediliyor ki ormanın kalbinde ateş çoktan büyümüş, geri kalan her şey yalnızca geciken bir çaresizlik.

1 Ağustos’ta yine burada “düşüş ve çarpışma” metaforunun ardından Beşiktaş’ın içinde bulunduğu tablo tam da böyle. O günkü yazıda hâlâ bir umut, hâlâ bir “Yere çarpış hafif olabilir” düşüncesi vardı. Oysa geçen dört ay, bu kulübün sadece düşmediğini, aynı zamanda yavaş yavaş yanmakta olduğunu gösterdi ve en acı olan şu ki: Kimse bu yangını söndürmek için elindeki suyu kullanmadı. Kimi, rüzgârın yön değiştirmesini bekledi, kimi hâlâ o eski gölgeli günlere bakıp, “Ormanımız güçlüdür, bir şey olmaz” dedi. Oysa külün üzerinde büyüyen tek şey umutsuzluk.

Beşiktaş’ın bugünkü ekonomik tablosu, 17,7 milyar TL’yi aşan borcu, tıpkı kökleri kurumuş bir ağacın suya ulaşamaması gibi. Ne yaprak verebiliyor, ne gölgesini genişletebiliyor. Dıştan bakıldığında hâlâ heybetli bir çınar gibi görünse de içi boş, dokunduğunda ses çıkartan, hafif bir darbeyle devrilebilecek bir hal almış durumda. Transfer harcamaları, pahalı oyuncular, geçici başarı arayışları… Bunların hepsi o kurumuş gövdeyi boyamak, gerçek çürümeyi gizlemek için yapılan makyajdan ibaret.

Avrupa’da erken elenmek, teknik direktör değişiklikleri, ligdeki dalgalı performans… Bunların her biri ormandaki yeni bir ağaç kaybı. Hezimetler birer yıldırım gibi düşüyor, taze sürgünler tutunamıyor. Ole Gunnar Solskjaer’in gönderilişi, ardından Sergen Yalçın’ın dönüşü… Bunlar yağmur değil, olsa olsa yangının yerini değiştiren rüzgâr. Sorun kökte, gövdede, zeminde. Sorun, yıllardır ötelenen yeniden yapılanmanın hâlâ başlamamış olması.

Tribünlerin hali ise en çok iç burkan kısım. Çünkü bir orman yanarken önce kuşlar kaçar. Beşiktaş tribünleri kaçmıyor ama sesindeki çatlak giderek büyüyor. Çarşı’nın içindeki o eski özgüven, o meydan okuyuş, o “Biz buradayız” diyen köklü bağ, bugün yerini hüzünle karışık öfkeye bırakmış durumda. Taraftar, ağacını yanarken izleyen bir çocuk gibi: Çaresiz ama gözünü ayırmadan bakan, bir mucize bekleyen ama mucizeye inanmadığını bilen.

Serdal Adalı yönetiminin yaptığı harcamalar, alınan oyuncular, verilen ama aslında verilmeyen şanslar… Bunlar ormanın ortasında gelişi güzel dikilen yeni fidanlar gibi. Sulanmadıkça büyümez, büyümedikçe gölge vermez ve gölge vermeyen fidanlar, ormanı kurtaramaz. Kulüp hâlâ günü kurtarmaya çalışıyor, hâlâ 'bir transferle döneriz', 'iki galibiyetle hava değişir' düşüncesinde. Oysa orman yangınını tek bir yağmur damlası söndüremez.

Beşiktaş’ın tarihine baktığımızda, kulübün en büyük dönüşümleri hep küllerin içinden çıktı. İnönü’nün karanlık yılları, ekonomik krizler, tarihte defalarca yaşanan kırılmalar… Her defasında o küllerden yeni bir hayat doğdu ama bunun bir şartı vardı: Yangınla yüzleşmek. Bugün ise yönetimsel ve zihinsel inkâr, ormanın kendi kendini kurtaracağı gibi bir yanılsamayı besliyor. Oysa ateş kendi kendine sönmez. Aksine daha büyük bir alanı içine çekerek büyür.

Beşiktaş’ın bugün ihtiyacı olan şey yeni bir yıldız transferi, yeni bir teknik adam değişikliği ya da sosyal medya üzerinden verilen umut mesajları değil. Bu kulübün ihtiyacı olan şey, yanan ormanın gerçeğini kabul etmek. Kökleri yeniden güçlendirmek, toprak yapısını değiştirmek, su yollarını açmak… Yani mali disiplin, altyapı yatırımı, gerçek bir vizyon, uzun vadeli planlama.

Yangını durdurmak için önce yangının varlığını kabul etmek gerekir. Beşiktaş ise hâlâ “Duman görünüyor ama rüzgâr diner” diye bekliyor. Oysa ateş büyüyor ve büyüdükçe o eski heybetli çınarın gölgesi küçülüyor.

Bugün asıl soru şu: Beşiktaş, kendi külleri üzerinde yeni bir orman kurabilecek mi? Yoksa aynı hataları tekrarlayıp, her mevsim yeni bir ağaç kayıpla daha da mı küçülecek?

La Haine’deki cümleyi biz bir bina metaforu içinde kullanmıştık, ama bugün başka bir gerçeklik var: Önemli olan yangın değil, geride kalan toprakla ne yapacağındır. Beşiktaş için mesele yanarken direnebilmek değil, yangın söndüğünde yeniden filiz vermeyi başarabilmek.