“Kurtarılmış bölgelerin” öteki öyküleri
Turgay Gülpınar’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan Yerel Hükümet Gültepe Bir Özerklik Deneyimi (1973-1980) kitabını okurken hem ülkenin ve kentlerin geçmişine, hem de kendi akademik geçmişime gittim. Bir zamanlar doktora tezimi yazarken hissettiğim heyecanı, Gültepe’ye dair her satırda yeniden yaşadım. Ama özellikle dışarıda kalmış benzer başka öyküleri anımsadım.
1990’lı yıllarda, 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluş ve yasallaşma sürecini yazarken benim için yeni anlatılardan biri, mahalleye ilk yerleşenlerin çalıştıkları işyeri sahiplerinin genellikle Müslüman olmayan topluluklara mensup olmasıydı. Ermeni, Yahudi ya da Rum olan bu kişilerin çiftlikleri, mandıraları vardı. Mahallenin orta Anadolulu ilk göçmenleri, bu kişilerin mandıralarında çalışıyorlardı. Sonraları mahallenin mekânsal dokusu büyüyüp değiştiğinde herkes yine bir biçimde görünürdü, sadece Müslüman olmayan o ilk mülk sahipleri yoktu. Üstelik onların mekânı terk etme biçimlerini, çalışanları dahi hatırlamıyordu.
∗∗∗
İstanbul’da toplumsal tarihe dair başka çalışmalarda da benzer anlatılar dinlemiştim. Maltepe, Kâğıthane ve Avcılar’da pek çok anlatıcı, Müslüman olmayan toplulukların mezarları anlamına gelen eski meşatlıklardan bahsetmiş ve yerlerini de göstermişlerdi. Ama artık o ‘meşatlıklar’ da yoktu; yerlerinde kamu binaları, iş merkezleri ve hatta camiler vardı. Her nasıl olmuşsa koca mezarlıklar bir şekilde mekândan silinmişti. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ‘mezarlıkları imara açan’ yönetmelik bununla ilgiliydi.
Gültepe çalışmasının anımsattığı bir başka özellik, gecekondu literatürünün genellikle görmediği, yaygın ifadeyle muhacirlerin, gecekondulaşma sürecinde kurucu dinamik olmalarıydı. Faik Akçay’ın Kazlıçeşme deneyimi için yazdığı Balkan göçmenlerinin gecekondulaşmada kurucu unsur olması Gültepe’de de yaşanmıştı. Bir büyük umutla ‘anavatan’a gelen/getirilen bu ailelerin, barınma sorununu gecekondu ile çözmeye yönelmeleri, muhacirlik öyküsünün öteki yüzünde kalmış deneyimlerin bir örneğiydi. Bir de muhacir toplulukların yeni vatanın anadilini bilmemeleri ve kendi anadilleri konuşmaları bir ölçüde sorun olmuştu. Çoğunlukla Yugoslavya’dan gelen Gültepe göçmenlerinin de böyle dilsel gerilim öyküleri vardı.
Gecekondu literatürüne damgasını vurmuş Karadeniz, Güneydoğu ve doğulu göçmen grupların dışında başka göçmen grupların varlığını okumak, Gültepe kitabının başka bir özelliği olarak dikkat çekiyor. Gülpınar, Konya, Uşak ve Aydın’lıların da kendine özgü gecekondu sürecinin başlıca aktörleri olduğunu, bunlar arasındaki gerilimleri detaylı olarak yazmış bulunuyor. Özellikle Gültepe’nin ‘belediye’ olması ile başlayan politik saflaşmalarda bu dinamiklerin yaşadığı gerilimler de çok tanıdık geliyor.
∗∗∗
Gültepe’nin öyküleri sistemin bu tür mekânlarla/mahallelerle kurduğu ilişkinin biçimi ve niteliğini anlamak için de ilginç bazı detaylar içeriyor. Bunun örneklerinden birisi, Gültepe’nin ‘belediye’ olması süreci ve biçimidir. Politik idare burada yaşayanların tercihlerini belirlemek için ‘plebisit’ yapmış ve sonuçta çoğunluk belediye olmamak yönünde oy kullanmıştır. Gelgelelim ‘halkın oyuna’ başvuranlar yine de bu sonuca uymamış ve Gültepe’nin ‘belediye’ yapılmasına karar vermişlerdir. Gerekçeleri daha da ilginçtir: Güya Gültepeliler, ellerindeki rantın gitmesini istemedikleri için, resmi kontrol-müdahale imkânı anlamına gelen belediyenin kurulmasına ‘hayır’ demişlerdir. Yani politik idare, ‘Gültepelilerin niyetini’ anladığı için onların oyununa gelmemiş ve kendi bildiğini yapmıştır. Bu ülkenin politik söyleminin anahtar kelimesi olan ‘milli irade’nin diğer yüzündeki bu vak’a da çok tanıdık geliyor.
Gültepe, 1970’li yılların günlük gazetelerine kurtarılmış bölge olarak girmiştir. Sadece sekiz gün süren bu ‘kurtarılmışlık’ hali gerçekte bir kuşatılmışlık olarak işlemiş ve nihayet sistemin diliyle ‘devlet nizamı tesis edilmiştir’. Ama galiba benzer diğer örnekler gibi Gültepe’nin de kentte toplumsal mücadeleler-kitlesel direnişler için bir faal depo olması en çarpıcı özelliğidir. En sert müdahalelerle karşılaşması ve sakinlerinin büyük bedeller ödemesi de bundandır. Kitap bu hafızayı büyük bir özenle tarihe not bırakıyor.


