Google Play Store
App Store

Filistin’in açık ve tüzüğe dayalı başvurusu reddedildi. Gerekçe yine aynı: “diyalog.” Oysa sahadaki gerçekler çok daha net: Yıkılan sahalar, öldürülen sporcular ve yok edilen bir spor kültürü. FIFA’nın kararı, oyunu yönetmek değil, suça karşı sessizliği kurumsallaştırmak.

Kurumsal kötülük yine sahnede: FIFA, soykırıma karşı ölüm sessizliğinde

Futbolun evrensel dili olduğuna inanmak istiyoruz ama sahadaki gerçekler, bu romantik anlatının çoktan çöktüğünü gösteriyor.

Son olarak FIFA, bir kez daha düdüğünü çalmamayı seçti. Filistin'e karşı soykırım uygulayan İsrail'in milli takımını ve kulüplerini uluslararası müsabakalardan men edilmesi talebini reddetti ve gerekçeyi ise şu şekilde açıkladı: Karmaşık hukuki statü, uluslararası hukuk ve diyalog.

SOYKIRIMA KARŞI GÖZLER KAPALI

Oysa ortada karmaşık olan hiçbir şey yok. Gazze yerle bir edilmiş durumda. On binlerce insan hayatını kaybetti. Ölenlerin büyük kısmı sivil. Kadınlar, çocuklar, sporcular… Yüz binlerce insan yaralandı, milyonlarca insan yerinden edildi. Bu tabloyu tarif etmek için uzun cümlelere gerek yok: Ortada büyük bir yıkım ve soykırım var.

Ve bu yıkım, spor dünyasının tam ortasında gerçekleşiyor.

Gazze’de yalnızca insanlar değil, spor alanları da sistematik biçimde yok ediliyor. Filistin Futbol Federasyonu’na bağlı stadyumların büyük bölümü ya tamamen yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi. Çocukların top koşturduğu sahalar enkaza dönüştü. Amatör liglerin oynandığı alanlar, spor salonları, antrenman tesisleri… Hepsi ya bombalandı ya da ağır hasar aldı. Bir ülkenin spor hafızası, göz göre göre siliniyor.

HÂLÂ 'DİYALOG' DİYEN FIFA...

Bu tabloyu görüp hâlâ “diyalog” diyen bir kurumdan söz ediyoruz. Daha acı olan ise kaybedilen hayatlar. Gazze’de öldürülenler arasında yüzlerce sporcu var. Futbolcular, atletler, antrenörler… Henüz kariyerinin başında olan gençler, milli forma hayali kuran çocuklar. Bazıları Filistin Milli Takımı’na kadar yükselmiş, bazıları ise o formayı giymeyi bekliyordu. Hepsi aynı enkazın altında kaldı.

Ama FIFA’nın refleksi ne? Sahada kavga çıkmış, biri diğerine yumruk üstüne yumruk indiriyor, biri yerde hareketsiz yatıyor… FIFA ise kenardan bakıp “Çocuklar hım yapmayın, ayıp oluyor” diyen bir yetişkin gibi davranıyor. Ne oyunu durduruyor, ne kural uyguluyor, ne de yaptırım getiriyor. Sadece uyarıyor, izliyor ve konuşuyor.

Bu, yönetmek değil: Üç maymunu oynamanın kurumsallaşmış hali.

Çünkü aynı FIFA, söz konusu Rusya olduğunda düdüğü tereddütsüz çalmıştı. 2022’de Rus kulüpleri ve milli takımı tüm organizasyonlardan men edildi. Gerekçe açıktı: Savaş ve uluslararası hukukun ihlali. Hiçbir “karmaşıklık” tartışılmadı, hiçbir “diyalog süreci” beklenmedi.

GAZZE’DE YAŞANANLAR

Eğer bu tablo FIFA’nın müdahale etmesi için yeterli değilse, hangi tablo yeterli olacak? Daha kaç stadyum yıkılmalı, daha kaç sporcu hayatını kaybetmeli?

Bu soruların cevabı aslında FIFA’nın kararında saklı. Kurum, güçlü olan karşısında kuralları esneten, zayıf olan karşısında ise kitapçığı hatırlayan bir refleksle hareket ediyor. Yani sahada herkes için aynı kuralların geçerli olduğunu söyleyen ama bazı oyunculara faul çalarken bazılarına sadece bakmakla yetinen bir hakem gibi.

Daha da çarpıcı olan ise verilen sözde yaptırım. FIFA, İsrail Futbol Federasyonu’na 150 bin İsviçre frangı para cezası ve üç maçta “Futbol dünyayı birleştirir, üyrımcılığa hayır” yazılı pankart açma zorunluluğu getirdi. Yani bir taraf sahada her şeyi yıkarken diğer tarafın payına slogan düştü.

Bu tablo, yangın yerinde yangın söndürücü yerine megafonla “ateş kötü bir şeydir” anonsu yapan bir düzene benziyor. Ortada gerçek bir yıkım var, gerçek bir suç var ama verilen tepki bir afişten ibaret. Verilen karar yetersizlik değil, gerçekle bağını koparmış bir zihniyet.

FİLİSTİN'İN TALEBİ

Filistin Futbol Federasyonu’nun talebi son derece netti: İşgal altındaki topraklarda faaliyet gösteren kulüplerin uluslararası sistemden çıkarılması. Bu talep, FIFA’nın kendi tüzüğünde yer alan kurallara dayanıyordu. Yani mesele yalnızca vicdani değil, aynı zamanda hukuki bir zemine de sahipti.

FIFA, bu talebi değerlendirmek yerine süreci komitelere havale etti, ardından da “işlem yapmama” kararı aldı. Bu, kararsızlık değil, bilinçli bir tercih. Sahada faulü görüp düdüğü çalmamak aslında oyunun gidişatını belirleyen en güçlü karardır. FIFA’nın tarihine baktığımızda bu tutumun yeni olmadığını görüyoruz.

TARİH BOYUNCA DEĞİŞMEYEN REFLEKS

1934’te Mussolini’nin İtalya’sında, 1978’de Arjantin cuntasında, daha yakın dönemde Katar’da… Her seferinde FIFA aynı şeyi söyledi: “Siyasete karışmıyoruz.” Ama her seferinde en politik kararları aldı. Çünkü “karışmamak” dediği şey, aslında mevcut güç ilişkilerini olduğu gibi kabul etmekti. Bugün de aynı şey yaşanıyor.

İsrail takımları uluslararası organizasyonlarda oynamaya devam edecek. Yayın gelirleri akacak, sponsorluklar sürecek, tribünlerde marşlar söylenecek. Aynı anda Gazze’de çocuklar ölmeye devam edecek, sahalar yıkılacak, sporcular enkaz altında kalacak. FIFA bu iki gerçekliği yan yana koyup “denge” diyor.

Bu denge değil, terazinin bir kefesine hayatı, diğerine çıkarı koyup sonucu önceden belirlemek. Futbolun ne olduğuna dair temel soru tam da burada ortaya çıkıyor.

SPORUN ANLAMI KAYBOLUYOR

Futbol gerçekten “evrensel değerlerin oyunuysa”, bu karar açık bir çöküş. Çünkü evrensel değerler seçici uygulanamaz. İnsan hakları, coğrafyaya göre değişmez. Adalet, güç dengelerine göre eğilip bükülemez.

Bugün Gazze’de yıkılan sadece binalar değil aynı zamanda sporun anlamı. Bir çocuğun top peşinde koşma hayali, bir gencin milli forma giyme umudu, bir toplumun kendini ifade etme alanı. FIFA, bütün bunların ortasında, sahaya bakıp sadece şunu söylüyor:
Diyalog.

Bazen diyalog, hiçbir şey yapmamanın daha süslü bir adıdır. Bazen tarafsızlık, güçlüden yana saf tutmanın en konforlu biçimidir 
ve bazen bir hakem, düdüğünü çalmayarak oyuna en büyük müdahaleyi yapar. Bugün FIFA tam olarak bunu yapıyor.