Kuzey Kıbrıs pazar günü seçime gidiyor: Kuzey Kıbrıs’ta umut mu çözümsüzlük mü kazanacak?
Ankara’nın Kuzey Kıbrıs’a müdahalelerinin ciddi rahatsızlık yarattığını belirten Dr. Sinem Arslan, “Kıbrıslı Türkler bir yanda geleceğe dair değişim umutları, diğer yanda Türkiye’nin artan müdahaleleri altında seçime gidiyor” diyor.

Kuzey Kıbrıs’ta yarın cumhurbaşkanlığı seçimi var.
6’sı bağımsız 8 adayın olduğu seçimde yarışın mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Tufan Erhürman arasında geçmesi bekleniyor. Kıbrıslı Türkler Ankara’nın Tatar için seferber olmasına tepkili. Kıbrıs üzerine çalışmalar yapan Dr. Sinem Arslan ile seçimi ve adadaki son durumu konuştuk. İngiltere’de York ve Middlesex Üniversiteleri’nde araştırmacı olarak çalışan Dr. Arslan anketler ve derinlemesine mülakatlarla Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs siyasetini, son dönemde artan etkisini ve Kıbrıs Türk Toplumu’nun Türkiye siyaseti hakkındaki görüşlerini inceleyen çarpıcı bir çalışmaya imza attı.

Kuzey Kıbrıs ne tür koşullar altında, hangi atmosferde seçime gidiyor?
Kıbrıslı Türkler 19 Ekim’de yeni cumhurbaşkanını seçmek için 11. kez sandık başına gidiyor. Seçilecek cumhurbaşkanı 5 seneliğine halk tarafından seçiliyor. Yarı başkanlık sistemi ile yönetilen Kuzey Kıbrıs’ta cumhurbaşkanı bakanlar kurulu ile birlikte yürütme erkinin parçası. Anayasaya göre iç siyasette ana yetki bakanlar kurulunda, cumhurbaşkanının asli görevi tarihsel olarak dış siyasette. Fakat Birleşmiş Milletlerin 541 sayılı kararı dâhilinde bu yetkinin pratiğe yansıması sınırlı. Cumhurbaşkanı Türkiye temasları haricinde, KKTC’nin gözlemci üye statüsünü son yıllarda kazandığı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ve İslam İş birliği Teşkilatı (İİT) toplantılarına katılabiliyor. Fakat cumhurbaşkanının en asli görevi “Kıbrıs Türk Toplum Lideri” sıfatıyla Kıbrıs Sorununun çözümüne dair yapılacak olan görüşmelerde Kıbrıslı Türkleri temsil etmek.
19 Ekim’de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimi için 6’si bağımsız, 8 aday yarışacak. Öne çıkan iki güçlü adaydan biri mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, diğeri ise Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman. Seçimlere bağımsız aday olarak giren Ersin Tatar’ı 2022 parlamento seçimlerinden beri Cumhuriyet Meclisi’nde koalisyon hükûmetini oluşturan Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP) ve Yeniden Doğuş Partisi (YDP) “Sağduyu Mutabakatı” altında birleşerek destekliyor. Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)’nin adayı Turfan Erhürman’a ise bu dönem aday çıkarmayan Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) destek veriyor.
Kim neyi savunuyor, seçim neden önemli?
Bir yanda Kıbrıs sorununa dair çözüm modelleri diğer yanda Türkiye ile olan ilişkiler Kuzey Kıbrıs seçimlerinin kaderini belirleyecek iki önemli nokta.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar seçim kampanyası boyunca Türkiye’nin Crans Montana surecinden sonra ortaya koyduğu iki devletli çözüm modelini savunuyor. Fakat henüz bu modelin uluslararası toplum tarafından nasıl kabul göreceğine dair bir vizyon ortaya koymuş değil. Diğer yanda Tufan Erhürman BM parametrelerine ve 1977-1979 Antlaşmalarına iki kesimli iki toplumlu federasyon modelini ve Kıbrıslı Rumlarla müzakere surecine geri dönülmesini temsil ediyor. Müzakerelere dönüldüğü takdirde bunun geçmişte yapılan görüşmelerin aksine takvimle iletmesi gerektiğini, başarısızlık halinde var olan statükoya dönülmeyeceğini vurguluyor.
Seçim yaklaştıkça Türkiye tarafından desteklenen Ersin Tatar’ın söylemleri gittikçe sertleşti. Tatar’ın kampanyasında öne çıkardığı ana nokta güvenlik. Kıbrıslı Türklerin geçmişten beri var olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin son dönemde yürüttüğü dış politika yüzünden iyice artan güvenlik kaygıları bilinçli bir şekilde körükleniyor.
Kuzey Kıbrıs’ta son dönemde billboardlarda “Federasyon olursa azınlık olurum” afişleri çıkmaya başladı. Federasyon Kıbrıslı Türklerin illaki azınlık olacakları bir sistemi dayatmıyor fakat halk bu şekilde yanıltılıyor. Üstelik bu algı Türkiye’de Kıbrıslı Türklerin seyrettiği hükûmet yanlısı televizyonlarda ve başında, Twitter’da hükûmete yakın isimler tarafından ve elbette bot hesaplar tarafından yaygınlaştırılıyor.
Seçim yaklaştıkça Türkiye müdahalesi de arttı ve sıklıkla buradaki basında yer alıyor. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs siyasetine müdahalesi yeni değil elbet fakat bu müdahale AKP döneminde artık her alana nüfuz etti. Eskiden liderler düzeyinde yapılan müdahale gittikçe kurumsallaştı kurumlar, özellikle de Türkiye Büyükelçiliği aracılığı ile yapılır oldu. Büyükelçilik içindeki Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi Kuzey Kıbrıs’ta gölge kabine gibi çalışıyor. Her bakana denk gelen müşavirlikler Kuzey Kıbrıs’ta bakanlara siyaset dayatıyor.
Ersin Tatar’ı desteklemek için adaya MHP, AKP, BBP’li siyasetçilerin geldiği, Tatar’ın kampanyasını AKP’nin profesyonel ekiplerinin yönettiği, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar’ın ve futbolcu Mesut Özil’in Tatar’ın seçim kampanyasında yer aldığı, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın adaya giderek Tatar’a desteğini sunduğu, Türkiye’ de AKP’ye yakın sanatçıların, Ersin Tatar için oy istediği, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Kuzey Kıbrıs’taki muhtarları Ankara’daki Külliye’de ağırladığı gazetelere yansıdığı kadarıyla biliniyor. Kulislerde konuşulan diğer iddialar UBP’li siyasetçilerin aynı geçen seçimde olduğu gibi, Türkiye tarafından Tatar’a destek vermeleri için “uyarıldığı, seçim öncesi seçmenlere dağıtılan paranın Türkiye’den geldiği yönünde. Kıbrıslı Türkler bir yanda geleceğe dair değişim ve çözüm umutları diğer yanda Türkiye’nin gittikçe artan ve artık toplumdan saklama gereği dahi duymadığı müdahalesi altında seçimlere gidiyor.
Ankara’nın Tatar için devreye girmesi, kapı kapı oy toplaması nasıl karşılanıyor?
Elbette ki iyi karşılanmıyor. Son 3 senedir Kuzey Kıbrıs’ta, Norveç Araştırma Konseyi’nin desteği ile defacto devletler konusunda uzman Nina Caspersen, Pal Kolsto, Helge Blakkisrud gibi akademisyenlerle birlikte yürüttüğümüz, 1000 kişiyle yüz yüze yapılan geniş çaplı anketlere ve 70’in üzerinde siyasetçi, akademisyen, sivil toplumcu, bas müzakereci ve gazeteciyle en az 1 saat suren derinlemesine mülakatlara dayanan uluslararası akademik araştırmamızın sonuçları Kıbrıslı Türklerin Türkiye müdahalesiyle ilgili görüşlerini ortaya koyuyor. Anket sonuçlarımız, Kıbrıslı Türklerin Ankara’nın adaya yönelik siyasi, ekonomik, sosyal konulardaki siyasetinden ciddi oranda rahatsız olduğunu gösteriyor. Buna göre (%84) Türkiye’nin siyasal konularda Kıbrıs siyasetine karışmasından Turkiye nin siyasi mudahalesinden rahatsiz. Mülakatlarda gördüğümüz ise bu rahatsızlığın sadece sol siyasette değil iktidar bloğunu oluşturan siyasi partiler içinde de mevcut olduğu. Türkiye’yi çok seven ve destekleyen siyasetçiler bile iş Türkiye’nin sosyal yasama müdahalesine geldiğinde bundan rahatsız olduğunu ifade ediyorlar. Özellikle Türkiye tarafından UBP kurultaylarına yapılan müdahaleler, UBP’li milletvekillerinin en gecen secim hem bu secim Tatar’ın secim kampanyasında çalışmaları için nazikçe ikaz edilmeleri UBP içinde de Türkiye’ye karsı bir tepki oluşturmuş durumda.
Dolayısıyla müdahale evet Ersin Tatar lehine yapılıyor ve bunun bir kısım seçmen üzerinde etkisi olabilir ama ciddi bir kişim seçmen için de ters tepebilir.
Ankara ve Tatar “beka meselesi” üzerinden seçimi güvenlikçi bir paradigmaya sıkıştırmanın peşinde. Başarılı olabilirler mi?
Tatar’ın kampanyası son dönemde güvenlik meselesi üzerinden ilerliyor. Bir kesim üzerinde başarılı olma ihtimalleri elbette ki var. Araştırma sonuçlarımız Kıbrıslı Türklerin en ciddi endişelerinden birinin güvenlik sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanan sıcak çatışma, Türkiye’nin 1974 askerî harekâtı birlikte ile 51 sene önce son bulmasına, adada Türk askerinin ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün varlığına rağmen Kuzey Kıbrıs’ta iki toplum arasında gelecekte bir savaş olabileceğini düşünenlerin oranı (%81). Yaptığımız mülakatlar Kıbrıslı Türkler arasında bu güvenlik endişesi algısının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin son yıllarda değişen ABD, İsrail, Mısır ve Körfez ülkeleri ile yakınlaşan dış politikası, zaman zaman Kıbrıslı Rumlar tarafından yapılan milliyetçi söylemler, ABD’nin Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’ne uygulanan silah ambargosunu kaldırması kadar bölgede yaşanan sıcak çatışmalar, özellikle de son dönemde Filistin’de yaşananlar olduğunu ortaya koyuyor. Haliyle Tatar’ın kampanyasının özellikle güvenlik endişelerini öne çıkarması bir tesadüf değil Bu kampanya elbette ki bazı kesimler üzerinde etkili olacaktır.
AKP iktidarının müdahalesine rağmen muhalefetin şansı nedir? Kamuoyu araştırmaları, Kıbrıslılar ne diyor?
Seçime günler kala anketler Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) adayı Tufan Erhürman’ı önde gösteriyor. Göç Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin (CMIRS) ağustos ayı anketinde iki aday arasındaki fark Erhürman lehine %4.60 civarındayken, Eylül anketinde bu fark %10’a çıktı. Hem anket sonuçlarını hem de Kıbrıslı Türkler arasında Türkiye müdahalesine dair tepkilerin arttığını düşündüğümüzde Erhurman’in sansı yüksek. Erhürman’in toplum nezdinde sevilmesinin diğer bir nedeni Türkiye’ ile kavga etmeyeceğini söylemesi. Kıbrıs Türk toplumunda Türkiye ye karşı bakış acısı her ne kadar müdahale yüzünden son yıllarda değişse de Kıbrıslı Türkler Türkiye ile kavga eden bir lider istemiyor. Bunun yanında Erhürman Tatar döneminin aksine ciddiyet vadediyor, yaptığı her konuşmada ciddiyet dediğinde alkışlanması önemli. Üstelik izolasyonlar altında kalmış, ülkedeki sorunlardan bunalmış Kıbrıs Türk halkına umut vadediyor.
Ankara ve Tatar “iki devletli çözüm” önerisi ne kadar gerçekçi, AKP daha önce başka tezler öne sürüyordu! Bu tezin bir karşılığı olacak mı?
Elbette ki olmayacak. İki devletli siyaset dediğimiz şey BM parametrelerinde yer almayan, uluslararası geçerliliği olmayan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kabul etmeyeceğini defalarca söylediği bir tez. Üstelik bu tezin müzakere olmadan kabul edileceğini düşünmek en basit tabirle gerçekleşmesi imkânsız bir hayal. Dolayışı ile bu Kabristan bir çözüm olamaması, Kıbrıslı Türklerin yıllarca izolasyonlara mahkûm yasaması demek.
Türkiye 1959 Garanti ve İttifak Antlaşmalar ile çoğunlukla yanlış bilindiği gibi Kuzey Kıbrıs’ın değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörüdür. Garanti ve İttifak Antlaşmaları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başka bir devletle birleşmesini ya da taksimini yasaklar. Türkiye Cumhuriyeti de diğer iki garantör ülke İngiltere ve Yunanistan gibi antlaşmalar gereğince Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü ve anayasasını korumayı garanti eder. Türkiye, Kıbrıs’ta Yunanistan’daki askeri cuntanın desteği ile yapılan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Yunanistan ile birleştirmeyi amaçlayan ve anayasal düzeni bozmaya yönelik darbeye karşılık 20 Temmuz ve 14 Ağustos 1974 de gerçekleştirdiği iki askerî harekâtı da bu antlaşmalara dayandırır.
Haliyle, iki devletli çözüm modeli adanın kalıcı olarak bölünmesi anlamına geleceği için, birçok analiste göre bu hem Türkiye’nin bu antlaşmaları ihlali hem de Türkiye’nin garantörlüğünün ortadan kalkması anlamına geliyor. Bu da sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye’nin de tüm ada üzerindeki söz hakkından feragat etmesi demek. Üstelik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin silahlandığı, İsrail, Mısır, Körfez ülkeleri ve ABD’nin bölgede etkisini arttırdığı bir dönemde bu hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler için yeni güvenlik kaygıları demek.
Asıl soru AKP’nin niye bu tezde ısrar ettiği. Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü savunmak, tanınmamışlığın, dünyaya entegre olamamışlığın yarattığı illegal ekonominin de devamı demek. Son dönemde Kıbrıs’ta Ayşemden Akın, Türkiye’de Timur Soykan’ın Kıbrıs’taki kumar ağının Türkiye’deki siyasi bağlantıları ile ilgili yaptıkları haberler, Kıbrıs’taki ihaleleri alan Türkiye’de hükûmete yakınlığı ile bilinen Türk Şirketler göz önüne alındığında, Türkiye müdahalesinin ve Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün devam etmesinin Türkiye ve Kıbrıs halklarının yararına olmadığı ve aslında kimlerin çıkarına hizmet ettiği çok daha net anlaşılıyor.
Kuzey Kıbrıs yıllardır Türkiye’nin bir iliymiş muamelesi görüyor. Bunun Kıbrıslı Türkler üzerindeki etkisi nedir?
Yıllarca uluslararası kurumlardan dışlanmış, her tur barış umudu ellinden alinmiş, varlığı uluslararası toplum tarafından yok sayılmış ve yüzünü her daim dost ve kardeş ülke olarak gördüğü Türkiye’ye dönmüş Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye müdahalesine karşı tepkisi her gecen gün artıyor. Kıbrıs ve Türkiye halkları arasındaki ilişkilere ciddi zararlar veriyor.
Türkiye’nin 1974’teki askerî harekâtı sonrası süreçte Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargolar, TL kullanımının yarattığı kırılganlık yüzünden Kuzey Kıbrıs Türkiye’ye iyice bağımlı hale geldi. Kıbrıslı Türklerin çabasına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tavrı yüzünden hayal kırıklıkları ile biten barış görüşmeleri, Türkiye’nin adadaki hakimiyetini arttırmasına neden oldu. Gittikçe artan müdahale ile birlikte Kıbrıslı Türkler iradelerinin ellerinden alındığını düşünüyorlar. Ve haklılar, Türkiye’den gelen ve sayısı bilinmeyen göç, Türkiye den gelen nüfusa vatandaşlık verilmesi elbette ki seçim sonuçlarını etkiliyor. Geçen seçim Mustafa Akıncı’nın seçimi kaybetmesine neden olan bölgeler ağırlıklı Türk göçmenlerinin yasadığı bölgeler. Üstelik müdahalenin kurumsallaşması, Türkiye Büyükelçiliği’nin içindeki Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği ofisinin KKTC’nin gölge kabinesi gibi çalışması Kıbrıslı Türklerin iradelerini yok ediyor.
Seküler bir toplum olan Kıbrıs’ta ilahiyat kolejlerinin açılmasının teşvik edilmesi, din derslerinin arttırılması, ders kitaplarının Türkiye’ye gönderilip muhafazakâr milliyetçi ögelerin eklenerek geri gelmesi, Kıbrıs’ta orta öğretimde başörtüsünün desteklenmesi hepsi tepkiyle karşılanıyor. Büyükelçiliğin kültürel programlar adı altında muhafazakâr programları yaygınlaştırması çeşitli yayın organlarında da yer aldığı şekliyle, AKP’nin Kıbrıs’ta sosyal hayata müdahalesinin örneklerinden. Bu elbette ki Kıbrıs Türk toplumunda tepkilere yol açıyor.
Türkiye’nin müdahaleci politikaları adanın kuzeyinde ne tür bir tahribata yol açtı?
Adanın kuzeyinde çözümsüzlük siyaseti devam ettikçe, AKP’nin adadaki etkisi iyice artacak. Erdoğan’ın “Türkiye’ de ne varsa Kıbrıs’ta da olacak” söylemi maalesef gittikçe gerçeğe döndü. Toplumda aynı Türkiye’deki gibi hem İslamlaştırma politikaları uygulandı hem de bizim yaşadıklarımıza paralel şekilde Kuzey Kıbrıs’ta da mafya, kumar baronlarının rahatça hareket edebildikleri bir alan haline geldi. Müdahale konusunda ustalaşan, bunu her kuruma yayan, Kuzey Kıbrıs’ta de herkesi fişleyen Ankara hükûmeti her nedense bu illegal yapıyı bir türlü göremiyor. Ayşemden Akın’ın öldürülen kumar baronu Halil Falyalı’nın eski finans müdürü Cemil Önal ile yaptığı röportaj, bu illegal yapının Türkiyeli siyasetçilere ve bürokratlara milyonlarca dolar rüşvet verdiğini ortaya koyuyor. İşte çözümsüzlük siyasetine tam olarak buradan bakmak lazım.


