Kuzey Kıbrıs’ta sağın karanlık tarihi

Politika Kolektifi
Kıbrıs adasının son 50 yılı, Türkiye yakın siyasi tarihinden bağımsız düşünülemez. Özellikle de 1960’larda ve 70’lerde Kıbrıs’ta Türklere yönelik saldırı ve katliamlar, adanın dışına çıkarak Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve ABD arasında bir siyasi gerilim oluşturmuştu.
Yunanistan’daki faşist cuntanın saldırılarına karşı NATO üyesi Türkiye’nin adaya askerî müdahalesi, önce ABD başkanı Lyndon Johnson’ın İnönü’ye ünlü mektubuyla kesilmiş, ardından 1974’te Ecevit’in başbakanlığı döneminde yapılan müdahale sonrası ABD Türkiye’yi ağır ambargolarla cezalandırmıştı.
Türkiye’nin adanın Kuzey yarısı üzerinde kurmaya çalıştığı siyasi hakimiyet Akdeniz’in iki yakasında da kritik siyasi gelişmeleri, cinayet ve örgütlenmeleri tetikledi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz kontrolünde bulunan adanın geleceği hem Türkiye hem Yunanistan açısından başlıca gündemler arasındaydı. Yunanistan’da Siyonist terör örgütlerini örnek alarak kurulan ayrılıkçı, ırkçı faşist EOKA’nın kurulmasının ardından adadaki Türkler de Demokrat Parti döneminde TSK ile iltisaklı, eğitimlerinden finansmanına, örgüt yapısına kadar ordunun tasarrufunca belirlenen Türk Mukavemet Teşkilatı adı verilen silahlı bir direniş örgütü kurmuştu. EOKA’nın Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama emelinin karşısında TMT ise Taksim Planı denilen bir planla Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin bir kenti olması gerektiğini savunuyordu.
Nitekim 1964 ve 1974’te Türkiye’nin; ABD’nin tehdit ve ambargolarıyla karşılaşan müdahaleleri sonrası adanın siyasal durumu belli bir netlik kazanmış olsa da Türkiye ve KKTC arasındaki ilişki, Türkiye’de ABD güdümünde geliştirilen kontrgerilla ve TMT içerisinden çıkan aktörler etrafında çetrefilleşerek ilerledi.
***
GÜRKAN VE HİKMET CİNAYETLERİ
Henüz daha 1964’teki müdahalenin öncesinde Kıbrıs’taki Türk halkının siyasi liderliği önemli bir gerilimdi. 27 Mayıs sonrası iklimde Rauf Denktaş ve Fazlı Küçük’ü Menderesçilikle suçlayan Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet, adanın da yeni kurulan cumhuriyetin bağımsızlığı hattında bir siyaset yürüttüler. Bu siyasi tutum, iki lideri TMT ve bağlı olduğu Özel Harp Dairesinin hedefi haline getirdi. Aynı Türkiye’de devrimci öğrenci ve aydınlara karşı gelişen saldırılara benzer şekilde şiddet ve provokasyon eylemleri adada TMT eliyle gerçekleştirildi. 1962’de adada yaşanan cami bombalarından TMT ve Denktaş’ı suçlu gören Gürkan ve Hikmet, sonrasında gerçekleşen şiddet olaylarının hedefi oldu. İngiliz ve Rum hayranlığı ile suçlanan Gürkan ve Hikmet, 23 Nisan 1962 günü, birlikte oturdukları bir mekanın çıkışında, TMT militanları tarafından öldürüldü.
ADALI CİNAYETİ
Kıbrıs’ta siyasi cinayetler, kontrgerilla ve mafya ilişkileri, 90’lar karanlığında ve AKP iktidarında da sürmeye devam etti. 1996 yılında Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı evinin önünde gerçekleşen silahlı saldırıda katledildi. Geçmişte de yazdığı siyasi eleştirilerle saldırıların hedefi olan Adalı, son olarak Aziz Barnabas Manastırında gerçekleşen soyguna dair yaptığı ısrarlı haberler sebebiyle hedef alınmıştı. Cinayetten yaklaşık 20 yıl sonra, organize suç lideri Sedat Peker, geçmişte Kutlu Adalı cinayeti için Mehmet Ağar, Çatlı ve Çakıcı gibi isimlerle ilişkisi bilinen Özel Harp mensubu Korkut Eken’in kendisiyle iletişim kurduğunu, cinayet için adaya kardeşi Atilla Peker’i yolladığını ancak başarılı olamadıklarını iddia etmişti.
ANNAN PLANI
AKP ilk döneminde Kıbrıs konusunda AB ile uyumlu bir pazarlık süreci içerisindeydi. Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adıyla anılan Annan planını destekleyen AKP hükümeti, Kıbrıs’ta siyasi çözümü Türkiye’nin AB üyelik sürecinin parçası haline getirmeye çalışmış, bu dönemde Brüksel’den gelen tüm taleplere sıcak karşılık vermişti. Ancak Nisan 2004’te adanın her iki yakasında gerçekleştirilen referandumda Türk tarafının %65’e varan desteğine rağmen Rum tarafının %75,38’inin hayır oyu vermesi sebebiyle Annan planı suya düşmüş, AKP de adayı farklı bir politik rotaya soktu.
BAHİS-UYUŞTURUCU-SİYASET ÜÇGENİ
2022 yılında gerçekleşen Halil Falyalı cinayeti, KKTC’de iktidar ve mafya arasındaki çetrefilli ilişkileri bir kez daha göz önüne serdi. Özgeçmişinde yasa dışı bahis, uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama, tehdit gibi çeşitli suçlar bulunan Falyalı, KKTC’nin özerk konumu sebebiyle adada otel, marina ve kumarhane sahipliğini sürdürüyordu. 8 Şubat 2022 günü içinde bulunduğu aracın otomatik silahlarla taranması sonucu öldürülmesi, basında suç örgütleri arasında hesaplaşma diye aktarıldı. Ancak Sedat Peker ve Behçet Töre gibi mafya liderleri, Falyalı cinayetinin yalnızca organize suçla değil siyasi motivasyonlarla da işlenmiş olabileceğine işaret ediyordu. Peker, Falyalı’nın Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım ile birlikte Kolombiya ve Türkiye arasında kokain rotası kurduğu iddiasında bulundu. Peker ayrıca, Falyalı’nın birçok siyasinin kasetine sahip olduğunu iddia etti. Nitekim ölümünden bir yıl önce Falyalı tutuklanınca KKTC Başbakanı Ersan Saner’e ait olduğu iddia edilen müstehcen bir kaset yayınlanmıştı. Kıbrıs siyasetinden farklı isimler de çeşitli kerelerde Falyalı’nın siyasette rüşvet ve tehdit üzerinden kendine politik bir zırh oluşturduğunu iddia etmişti.
Nitekim Falyalı, AKP-MHP ittifakının KKTC’de kurduğu suç ve kara para ağının sembol isimlerinden biri oldu. Ancak adada yaşanan skandallar Falyalı ile sınırlı değil. Kumarhaneler, yasa dışı bahis, uyuşturucu ve fuhuşun özellikle son 10 yılda yoğunlaşması, KKTC meclisinin dahi gündemine gelmişti. İşte böyle bir dönemde, geçmişte uyuşturucu kullandığı iddia edilen görüntüleri servis edilen Mesut Özil, hakkında kumar bağımlılığı iddiaları bulunan Yavuz Bingöl, birçok mafya lideri ile fotoğrafı bulunan Süleyman Soylu gibi isimlerin adada seçim kampanyası yapması, mafya lideri Çakıcı’yı kamuoyu önünde aklayan Bahçeli’nin seçimin ardından darbe çağrısı yapması, Sarayın Kıbrıs sevgisinin sebeplerini ortaya koyuyor.


