Google Play Store
App Store

Laiklik, emekçiler için sadece bir üst yapı kurumu değil, emeğin özgürleşmesi, sınıf bilincinin dinsel sislerden arınması, sömürünün ortadan kaldırılması ve doğrudan kendi kaderini tayin etme mücadelesinin ön koşuludur. Laikliği savunmak, emeği savunmaktır.

Laikliği savunmak da sınıfsaldır

Gökhan Bulut

Türkiye’de laiklik tartışması genelde çarpık bir eksende yürütülüyor. Konu çoğu zaman “Atatürkçüler ile İslamcılar arasında bir yaşam tarzı çatışması” olarak sunuluyor. Oysa laiklik meselesi kültürel tercihlerin ötesinde, doğrudan doğruya sınıf ilişkileriyle bağlantılıdır. Laikliği yalnızca hukuki bir düzenleme ya da bireysel inanç özgürlüğü meselesi olarak görmek, onun toplumsal işlevini görünmez kılar. Gerçekte laiklik, sınıf mücadelesinin hem ideolojik hem ekonomik zeminidir.

Kapitalizm, yoksullaştırdığı ve değersizleştirdiği emekçileri, geçimlerini sağlamak ile değerlerini savunmak arasında tercih yapmaya zorlar. Burada iktidarlar devreye girerek geçimlerini her gün yeniden sağlamak zorunda olanlara bazı değerler empoze eder ve bunların, emekçilerin kendi değerleri olduğuna inandırır. Bu sınıfsal illüzyonun toplumsal karşılığını anlamak için, sınıfların dönüşümü ile laiklik algısı arasındaki bağı kurmak gerekir.

SINIFLAR DÖNÜŞÜRKEN

Laiklik tartışmasının Türkiye’de aldığı biçimleri anlamak için sınıfsal “orta sınıfların” yaşadığı dönüşüme bakmak iyi olur. AKP öncesi “eski” orta sınıflar için laiklik, tarihsel olarak sahip oldukları kültürel ve siyasal moral üstünlüğün bir güvencesi olarak da işlev görüyordu. Bu nedenle onların laiklik savunusu çoğu zaman kaybedilen bir konuma karşı geliştirilen nostaljik bir sınıfsal refleks gibi de işliyor.

Buna karşılık AKP’nin yeniden düzenlediği sınıfsal kompozisyonda ortaya çıkan “yeni” orta sınıf farklı bir karakter taşıyor. Bu kesimlerin değeri büyük ölçüde piyasada satılabilir nicel becerilerle ölçülüyor. Bu durum onları görünürde ayrıcalıklı kılarken aslında daha güvencesiz ve kaygan bir konuma yerleştiriyor. Alt sınıflardan gelerek bu konumlara yükselen birçok kişi için dinselleşmenin güç kazandığı dönemler aynı zamanda kendi sınıf atlama hikâyelerinin yaşandığı yıllardır. Bu nedenle laiklik talebi, AKP’nin yükselttiği orta sınıflar için çoğu zaman “eski düzenin dili” gibi ve kendi sınıfsal konumlarına bir tehdit olarak algılanıyor.

“DİN DÜŞMANLIĞI” DA SINIFSALDIR

Öte yandan, tüm toplum için geçerli bir eğilim ve süreç var. Dine dayandırılan düzenlemeler ve örgütlü ilişkiler (cemaatler, tarikatlar vs.) arttıkça din, gündelik inançlardan çıkarak sosyolojik eğilimlere dönüşmeye başlıyor. Bireylerin zihnindeyken afyon (ağrı kesici) olan din, sosyolojik eğilim olmaya başlayınca, ağrı kesici olmaktan çıkıp siyasal narkoza dönüşüyor. Artık özel alandaki din, yerini kamusal alandaki din temsillerine ve bunlara inanışa bırakıyor. Bir süre sonra da bu temsiller (kişiler, kurumlar, yapılar vb.) asıl dinin yerini almaya başlıyor.

Dolayısıyla da dinleşmiş kurum, kişi ve örgütlerin karşısında siyasal ve ekonomik hakların talep edilmesi, din düşmanlığı görünümü alıyor. Örneğin, devletin dinden arındırılmasını talep etmek, kamu işlerinde dini inanışların esas alınmaması gerektiğine inanmak; tarikatlara, cemaatlere, dinsel örgütlenmelere karşı çıkmak, dini kullanan siyasi figürlerin herhangi bir icraatını eleştirmek bile, kişiyi “din düşmanı” haline getirebiliyor.

SADECE SİYASAL VE İDEOLOJİK DEĞİL EMEK SÜRECİNDE VE EKONOMİK

Bu koşullarda laiklik, “marjinal” ve “tuzu kuru” insanlara ait bir kültürel tercih gibi sunularak, yoksullaştırılmış ve muhafazakârlaştırılmış geniş emekçi sınıflar laiklikten uzaklaştırılıyor. Bu oldukça sınıfsal bir illüzyondur da. Oysa laiklik işçi sınıfı açısından sanıldığından çok daha önemli ve çok daha kendilerine ait bir değerdir. Laiklik, dinin emek sürecine yerleştirilerek sömürüyü artıracak somut bir aygıt olarak kullanılmasını da engeller. Laiklik, emekçiler için sadece bir üst yapı kurumu değil, emeğin özgürleşmesi, sınıf bilincinin dinsel sislerden arınması, sömürünün ortadan kaldırılması ve doğrudan kendi kaderini tayin etme mücadelesinin ön koşuludur. Laikliği savunmak, emeği savunmaktır.