Google Play Store
App Store

Bir yargılamanın temelini oluşturan gerçeği ortaya çıkarma hedefi, zaman zaman yasallığı da peşine takarak, silinip gitmiş; geriye salt yargı bürokrasisi kalmıştır. Zira bu davalar Nazi lideri Joseph Goebbels’in sözü olan “bu adam gitmeli” tespitiyle başlar; kişiden suça, suçtan iddianameye hareket eder.

Lawfare Örneği Olarak 19 Mart-I: Taktikler, stratejiler ve siyasi etkileri

Ayşegül Kars Kaynar

Demokratik gerileme ve yükselen yeni otokratik rejimler tartışmalarında, otokratların birbirlerinden öğrendikleri ve iktidarlarını uzatmak için benzer güzergahlar yarattıkları vurgulanır. Hukuk darbesi (lawfare teriminin Türkçeleştirilmesi konusunu bir sonraki yazıya bırakıyorum) ve bilhassa bunun yargısal biçimi, anlaşıldığı kadarıyla bu ortak güzergahlardan biri olmayı başardı.

Buna göre, seçimlerde yerleşik iktidarın karşısına çıkacak olan güçlü adaylar, kritik dönemlere denk getirilen soruşturmalar ve mahkumiyetlerle, seçimlerden diskalifiye ediliyor. Malezya’nın muhalefet lideri Enver İbrahim, 2015 yılında beş yıl hapis cezasına çarptırılarak 2018 genel seçimlerine katılması engellendi.

Brezilya’da Lula da Silva yolsuzluk gerekçesiyle 2017’de dokuz buçuk yıl hapis cezasına mahkum edilerek Ekim 2018’de yapılan genel seçimlerde aday olmasına izin verilmedi. Pakistan’da ana muhalefet partisinin lideri Şahbaz Şerif, 2018’de ulusal seçimlerden kısa süre önce yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı ve on yıl hapis cezasına mahkum edildi. Ekvador’da 2021 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı Andrés Arauz Galarza’ya ceza soruşturması başlatıldı. Tunus’ta 2024 seçimleri öncesinde en az sekiz muhalefet adayı tutuklandı ya da mahkum edildi. Önde gelen isimlerden Abir Musi iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ana muhalafet partisinin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 18 Mart 2025’de diplomasının iptal edilerek adaylıktan diskalifiye edilmesi ve hemen ertesi gün tutuklanmasıyla Türkiye, işte bu listeye eklenmiş oldu.

Hukuk darbesi denilen olguda hukuki teknikler savaş taktikleri, ceza davası açmak ise siyasi rakibe saldırı stratejisi niteliğini almıştır. Yukarıda bahsi geçen uluslararası örneklerde de tespit edilebileceği üzere sürecin değişmeyen özellikleri, yargıç ve savcıların özel olarak görevlendirilmeleri, soruşturmaların “manidar” zamanlarda başlatılması ve tutuklama tedbirinin kural haline gelmesidir. Amaç, seçimlerdeki rakibi sadece siyaseten öldürmek (itibarsızlaştırarak toplumsal desteğini azaltmak ve siyasal alandan sürmek) değil, aynı zamanda rakibin hukuki ölümünü gerçekleştirmektir (aday olma ya da görevini yürütme ehliyetini elinde almak).

Hukuk darbesi ifadesi, içinde “hukuk” kelimesini barındırmasına karşın, hukukilik ile bir bağı yoktur; hatta bu olgunun özü anti-hukuktur. Yargısal hukuk darbeleri de bir yargılama pratiği değildir. Bir yargılamanın temelini oluşturan gerçeği ortaya çıkarma hedefi, zaman zaman yasallığı da peşine takarak, silinip gitmiş; geriye salt yargı bürokrasisi kalmıştır. Zira bu davalar Nazi lideri Joseph Goebbels’in sözü olan “bu adam gitmeli” tespitiyle başlar; kişiden suça, suçtan iddianameye hareket eder.

19 MART’TA KULLANILAN YASAL TAKTİK VE STRATEJİLER

İmamoğlu’nun yargılandığı İBB Davası’nda, uluslararası literatürde yargısal hukuk darbesinin klasik örneklerinde görülen, tipik hukuki taktikler kullanılmıştır. Bunlardan en göze çarpanları kısaca şu şekildedir:

• SAVAŞ MEYDANI VE FORUM SEÇİMİ

Hukuk darbesinin istenen sonucu doğurması için belirli bir yargısal ya da idari merciin seçilmesine “savaş meydanı seçimi” denir. İstanbul’da 2019 yerel seçimlerinde bu savaş meydanı YSK iken, 2024 yerel seçimleri sonrasında hukuk darbesi yargısal bir biçime bürünmüş ve ceza mahkemelerine taşınmıştır. Yargısal hukuk darbesinin ayırt edici özelliği ise, siyasi rakibe karşı açılan davaların, çeşitli hukuki gerekçelerle tekrar tekrar aynı yargıç veya savcının önüne düşmesidir. Uluslararası özel hukuktan alınan ve forum/mahkeme seçimi olarak adlandırılan bu durum kendiliğinden gerçekleşmezse, doğal hakim ilkesi ihlal edilerek yargılama yetkisi bilinçli şekilde yeniden düzenlenir. Nitekim 30 Ekim 2024’te CHP yönetimindeki belediyeleri hedef alan operasyonlar Akın Gürlek, 8 Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandıktan sonra başlamış ve Aziz İhsan Aktaş soruşturmasının temelini oluşturan gizli tanık ifadeleri bu atamadan sonra alınmıştır.

• MADDİ TEMELİ OLMAYAN SUÇLAMALAR VE DUYUMA DAYALI DELİLLER

İBB iddianamesinde yer alan suçlamalar, maddi delillerle desteklenmemekte, büyük ölçüde gizli tanıkların ifadelerine dayanmaktadır. Çoğu varsayımsaldır, spekülatiftir, açık hatalar içermektedir ya da aslında suç olmayan eylemleri konu almaktadır. Davada toplam on beş gizli tanık vardır. On yedi sanık için gizli tanık ifadeleri dışında hiç bir delil yoktur. Bazı gizli tanıklar, iddia edilen suçlara dair doğrudan bilgi sahibi olmadıklarını açıkça belirtmiştir.

• MUHBİRLER (ETKİN PİŞMANLAR)

Türk Ceza Hukuku’nda “etkin pişmanlık” olarak geçen olgu suç işleyen kişinin, diğer failleri ihbar etmesi ve onlara karşı delil sunması karşılığında cezasının azaltılmasıdır. Muhbirlerin sağladığı delil, hukuken sorunlu kabul edilmektedir; çünkü ceza indirimi vaadi, sahte itiraflar veya dayanaksız suçlamalar yapılmasını teşvik eder. İBB Davası’nda 42 şüphelinin etkin pişmanlıktan yararlanmak için başvurduğu, bunlardan 39’unun serbest bırakıldığı basına yansımıştır. En bilinen muhbir Aziz İhsan Aktaş’tır. Yolsuzluk soruşturmasının yurt çapında CHP yönetimindeki belediyelere genişlemesinin ardında, Aktaş’ın ifadeleri vardır. Diğer bir muhbir olan Hüseyin Gün’ün ifadeleri de İmamoğlu’nun casusluk suçlamasıyla ikinci kez tutuklanmasına yol açmıştır.

• TUTUKLU YARGILAMA

19 Mart sürecinde tutuklu yargılama tedbiri yeterli gerekçe gösterilmeden, şüphelilerin kaçma veya davaya müdahale etme riskini destekleyen herhangi bir delil sunulmadan, seyahat yasağı veya ev hapsi gibi daha hafif önlemler göz ardı edilerek orantısız biçimde uygulanmış ve uzatılmış; böylece adeta norm haline gelmiştir. İBB davasında, 402 şüpheliden 105’i tutuklu yargılanmaktadır. Basına yansıdığı üzere tutukluluk bir pazarlık aracı olarak kullanılmış; serbest bırakılma vaadi, itiraf almak için bir baskı mekanizması haline gelmiştir. Tutuklamalar-muhbirlik-yeni tutuklamalar zinciri 19 Mart yargısal hukuk darbesinin en temel stratejisidir.

• DİKEY VE YATAY AŞIRI SUÇLAMA

Dikey aşırı suçlama, suç isnadının gerçekte olan olaydan daha ağır olması durumudur; verilen ceza, fiilin ağırlığıyla uyumlu değildir. Bu durum İmamoğlu’na açılan hakaret davalarında hem hapis cezası hem de siyasi yasak talep edilmesinde belirgindir. Örneğin Ahmak Davası’nda İmamoğlu Aralık 2022’de iki hapis ve dört yıl siyasi yasak cezası almıştır. Ayrıca Temmuz 2025’te Gürlek’e yönelik eleştirileri nedeniyle İmamoğlu’na bir yıl hapis cezası ve siyasi yasak verilmiştir.

Yatay aşırı suçlama ise tek bir suç için birden fazla suç isnadı yapılmasıdır. Aynı fiil için yolsuzluk, kar amacıyla suç örgütü yönetmek, kara para aklama, rüşvet almak, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma gibi çeşitli suçlamalar yapılması bu kapsamda değerlendirilir. Sadece İBB davasında İmamoğlu, 143 ayrı suçla yargılanmaktadır. Savcılar toplamda 849 ile 2.430 yıl arasında hapis cezası talep etmiş ve mahkeme, tüm 143 suçlamanın görülmesinin yaklaşık 12 yıl sürebileceğini belirtmiştir.

• HUKUK DARBESİ’NİN SİYASİ ETKİSİ

Muhalefet liderlerini hedef alan hukuk darbesi pratiğinin nihai amacı toplumsal değişimdir. Hukuk darbesi, ceza hukukunun teknik araçlarının stratejik olarak seferber edilmesi yoluyla yürütülen, uzun vadeli bir toplumsal dönüşüm mücadelesidir. Hem Lula da Silva hem İmamoğlu vakalarında görüleceği üzere, bir muhalefet liderinin seçimlere katılmasının veya kamu görevinde bulunmasının engellenmesi yalnızca bir bireyin siyasi kariyerine müdahale etmek değil; çok partili sistemi ve siyasi katılımı anlamsızlaştırmak, temsili siyasetin temelini kazımak ve demokratik yönetimden kalan son unsur olan rekabetçi seçimlerden de feragat etmek demektir. Bu nedenle 19 Mart hukuk darbesinin siyasal rejim üzerindeki etkisi seçimsizleştirme ya da hegemonik otoriterliğe geçiş olarak ifade edilmiştir. Doğru ancak betimleyici ve yüzeysel kalan bu tespit için şunları söyleyerek bitirelim: Vuku bulmakta olan seçimsizleştirme, vuku bulmuş olan anayasasızlaştırma ve parlamentosuzlaştırma ile birleştiğinde 19 Mart sürecinin kümülatif etkisinin siyasi rejim ile sınırlı kalmadığı açıktır. Türkiye’de devlet değişmektedir ve devlet tartışması bizi sadece yasallığı, hukukun üstünlüğünü, temsil mekanizması ve seçimleri değil; bunların meşruiyetini, egemenliği ve kurucu iktidarı tartışmaya çağırmaktadır.