Lefkoşa Bienali ‘Merhamet’le açıldı
Kültür sermayesi yoğun, eski bir şehir olan Lefkoşa bienal heyecanı yaşıyor. Lefkoşa Bienali birbirinden değerli eserlerle ziyaretçilerini 6 Aralık tarihine kadar ağırlayacak. Bienalin teması ise ‘Merhamet’

Kuzey Kıbrıs, ilk kez bir uluslararası bienale ev sahipliği yapıyor. Arkhe’nin öncülüğünde ve Lefkoşa Türk Belediyesi’nin himayesinde düzenlenen Lefkoşa Bienali, 6 Aralık’a kadar görülebilir.
Bedesten, Bandabuliya, Ermeni Kilisesi gibi şehrin tarihi mekânlarında gerçekleşen bienalin teması ‘Merhamet’. Türkiye’den Mehmet Güleryüz, Erdil Yaşaroğlu, Ardan Özmenoğlu’nun da eserlerinin sergilendiği, farklı coğrafyalardan yüzü aşkın sanatçının katıldığı bienalde sergiler, söyleşi ve konserler yer alıyor. Bienalin küratöryel ve seçici komitesinde Fransa’dan Herve Matine, İtalya’dan Ginette Caron, Kuzey Kıbrıs’tan Senih Çavuşoğlu ve Aslı Bolayır yer aldı. ‘Merhamet’ ile toplumsal vicdan ve empatiyi öne çıkaran bienalin hazırlık sürecini ve hedeflerini Arkhe Direktörü Halil Duranay ile konuştuk.
Kuzey Kıbrıs, ilk kez uluslararası bir bienale ev sahipliği yapıyor. Bu fikir nasıl doğdu?
Bienal çok eski bir şehir olan Lefkoşa için geç kalmış bir şey. Tarihi katmanları, kolaylıkla görebileceğiniz gibi çok fazla. Sadece bir binaya bakmakla bile üç ayrı dönemi görebilirsiniz. Kültür sermayesi bu kadar büyük bir şehirde bienal için 2025 geç kalmış bir yıl. Bu gecikmenin nihayete ermesi gerekiyordu. Lefkoşa ortadan ikiye bölünmüş bir şehir, Avrupa’nın son bölünmüş başkenti. Mesela bir sürü büyük sanat projeleri yapıldı burada ama bu projelerde çoğu kez o bölünmenin durumuna işaret ediliyordu, bir köprü kurmayla alakalı bir şeydi. Süreci farklılaştırarak, bienal düşüncesini şehrin coğrafi lokasyonunun ve politik durumunun ötesinde direkt sanatsal bir konteks üzerinden kurduk.
Temanın belirlenme sürecinden bahseder misiniz?
Tema seçilirken sınırlar, limitasyon gibi şeyler düşünüldü ama ilk küratöryel toplantıyı yaptığımızda daha yalın ve hepimizi ilgilendiren bir fikre odaklanalım dedik. Projeyi geliştirdiğimizden beri bir şekilde eşikleri aşmayla ilgili meselelere odaklanılması gerektiğini düşünüyordum: Ekolojik eşikler, göç, ekonomik süreçler, küresel ısınma… Dünya büyük bir problemin içinde ve o problemlere cevap verdiğimizi düşünüyoruz. Bazısını, “benimle alakalı değil, orada yaşanıyor, bana etkisi yok” diye görmezden geliyoruz ve kendimizi soyutluyoruz. Ya da tam tersi bir noktadan bu durumlarla ilgili bir bilincimiz olduğunu düşünüyoruz, yazıyoruz çiziyoruz. Sonra gidip kahvemizi içiyoruz, yemeğimizi yiyoruz, konforumuzu sürdürüyoruz. O noktada ‘merhamet’ aslında kilit bir noktaydı. Bütün bu problemleri kapsayıcı bir şeydi. Bir de ‘öteki’nin ve ‘yakındaki öteki’nin durumunu anlamak adına tekrar keşfedilmesi gereken bir kavramdı. Bunun kuramsal zemini önemli. Aklımıza ilk gelen Susan Sontag’ın ‘başkalarının acılarına bakmak’ fikriydi. Sontag’ın çok net vurguladığı bir şey var, merhametin kenarda pasif bir izlemenin ötesinde eyleme geçen bir şey olması gerektiğini söylüyor. O noktada eylem dediği şey de sanatın kendisi oluyor. Politika bunu yapamıyor çünkü bir ideolojiye dönüştürme riski taşıyor.
Merhamet kavramını kültürel açıdan istismar etmek de mümkün, özellikle Ortadoğu’da. Dolayısıyla bu eylemsel harekete baktığınızda sanat orada devreye giriyor. Uluslararası sanat camiasını bir araya getirmeyi hedeflediğinizde şunu görmek mümkün, Japonya’daki, Fransa’daki, Kıbrıs’taki bir insan bunu nasıl görüyor, nasıl okuyor, nasıl kavramsallaştırıyor ya da soyutluyor, sanatçının üretim biçimine kalmış bir şey. Böylece eylem çeşitliliği de ortaya konmuş oluyor. Üretilen işlerde hem o eylemi görüyoruz ve eylemin sanat eseriyle beraber izleyiciyle nasıl konuştuğunun da çeşitliliğini görmüş oluyoruz.

Bienal, Gazze Bienali’ne de ev sahipliği yapıyor. Bu buluşma nasıl gerçekleşti?
Filistin’de yaşananlarla ilgili ilk harekete geçme noktamız Gazze Bienali değil. Geçen yıl Eklektik Manifest’in içinde de Gazze Bienali ile ilgili çok önemli bir afiş sergisi vardı. 80’lerin sonunda Bağdat International Expo’da, Filistin’de yaşananlarla ilgili insanların dikkatini çekmek için, dünyadaki grafik tasarımcıların yaptıkları afişler sergilendi. Afişler, Hikmet Uluçam’ın koleksiyonundaydı. Expo’dan 30 yıl sonra afişleri yeniden sergiledik. Bu bizim için geçen seneden beri hassasiyeti olan bir konuydu. Bienal büyük bir iş olunca biz Filistin’den bazı sanatçıları ağırlamayı istedik. Küratörlerimizden biri olan Aslı Bolayır bize Gazze Bienali’nden bahsetti. Sanatçıların çoğunluğu Gazze ablukasında olduğundan ürettikleri işler dışarıya çıkamıyor. Gazze Bienal’i, onların eserlerinin yeniden üretimiyle dünyadaki farklı sanat organizasyonlarında, bienallerde paralel etkinlik olarak geziyor. Gazze Bienali yetkilileriyle temas ettiğimizde onlar da davetten mutlu olduklarını söylediler. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu ambargo süreciyle kendilerini yakın gördüler. 15 Filistinli sanatçı Lefkoşa Bienali’ne özel işler üretti.
İkinci Lefkoşa Bienali için çalışmalar başladı mı?
Geçen yıl yaptığımız Eklektik Manifest, Lefkoşa Bienali’ne giriş adımıydı. Geçen yılın teması ‘Diaspora’ydı. ‘Merhamet’ ile arasında geçişler var. Geçen yılki sanatçılardan biri bu yılki küratör grubunda. Bazı sanatçılar işlerinin devamını getirdiler. Planımız şu; bienal 2025 ile tekli yıla denk geldi. Her çift yılda Eklektik Manifest’i devam ettirip bir sonraki yıl yapılacak bienalin ön hazırlığını yapmak. Muhtemelen seneye Eklektik Manifest’in ikincisi düzenlenecek. Bu sefer daha çok ‘tanıklık’ ve ‘arşiv’ üzerine, Giorgio Agamben ve Ulus Baker’le gezindiğimiz teorik bir zemin var. 2027 bienalinin çerçevesini de 2026 Eklektik Manifest belirleyecek.


