Lysistrata: Kadınların Savaşı

Zahide Genç
TV ve Radyo Yapımcısı
Savaş ve kadın üzerine düşünürken ve bu konu ile ilgili yazıları karıştırırken, Lysistrata oyunu ile karşılaştım. Lysistrata, Aristofones tarafından MÖ 411 yılında yazılmış tarihin ilk savaş karşıtı oyunuymuş. Ve bugünlerde Amerika ve Orta Doğuda barışı getirmek üzere örgütlenen kadınları konu alarak yeniden yorumlanıyormuş.
Lysıstrata oyunu, erkek egemen toplum düzenine son vermek için, ülkenin dört bir yanından gelerek toplanan ve savaşan erkeklere karşı direniş başlatan kadınları konu alıyor.
Lysistrata, “Biz kadınlar daha savaşın ilk günlerinde haddimizi bildik, her yaptığınıza boyun eğdik” diye düşünürken, erkekler tarafından bildirilen hadlerini aşmaya karar veriyor ve kadınları savaşa karşı örgütlenmeye çağırıyor. İkna etme çabaları, bıkıp yorulan ve bir yolunu bulup mücadeleden kaçmaya çalışan kadınları yeniden cesaretlendirme çabaları ile dolu mücadele anları. Savaşa karşı geliştirdiği barış taktikleri aynı zamanda kadınların savaştan nasıl etkilendiklerini düşündürüyor.
Günümüzde de dünyanın birçok yerinde estirilen savaş rüzgârı karşısında biz kadınların savaş süreçlerinde neler yaşayabileceğimizi anlayarak barış için daha fazla neler yapabiliriz sorusunu sorması gerekiyor. Savaş tüm insanlar için yeterince yıkıcı. Fakat toplumsal yapılanmada zaten kırılgan olan kadınlar üzerindeki yıkıcı etkisi tartışma götürmez bir gerçeklik.
Tarihin hiçbir döneminde savaşı başlatan kadınlar olmamış. Ve yine çok açıktır ki başka alanlarda olduğu gibi savaş kararlarının alınmasında da söz yetki karar sahibi değildiler, buna rağmen kadınlar savaşın en ağır mağdurları.
Savaş esnasında yaşanan tecavüz, istenmeyen gebelik, erken yaşta evlilik, göç ve çalışma ortamı kadınların yaşadığı başlıca zorluklar.
Dünyanın her yerinde savaş kadınların cinsellikleri ve doğurganlıkları üzerine kurulmakta. Kadınlara yönelik tecavüz halen bir savaş silahı ve bunların yüzde doksanı toplu tecavüzden oluşuyor. Her savaş dönemi cinsel sağlık hizmetleri durdurularak, kadınların cinsel sağlık hizmetlerine ulaşımı engelleniyor ve bunun sonucunda birçok kadın için kürtaj mümkün olmuyor. Tecavüz savaş esnasında karşı taraftan toprak koparma ile eşanlamlı.
UNWOMEN’ın 2015 yılına ait verdiği savaş anında gebelik istatistiklerine göre, savaş bölgelerinde anne ölümlerinin ise 100.000 canlı doğumda 531 olduğunu buna karşılık dünya genelinde anne ölümünün 210 olduğu şeklinde.
Irak ve Suriye’de, İŞİD gibi terörist gruplar kızları ve kadınları savaş ganimeti olarak görmüş, bu kızlar tecavüze uğramış, satılmış, kaçırılmış ve evliliğe zorlanmış.
UNHCR 2016 raporuna göre dünya genelinde 65 milyon insan göç etmiş. Göç eden kadınlar hem aile hem de göç ettikleri ülkede toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele etmek zorunda kalıyor.
Normal koşullarda bile iş bulmakta zorlanan kadınlar savaş dönemlerinde ev ve aile ile daha fazla ilgilenmek zorunda olduklarından iş yaşamından uzaklaştırılıyor, kadın yoksulluğu artıyor ve güvenilir gıdaya ulaşmak zorlaşıyor.
Sonuç olarak, ataerkil iktidarların hükmetme çabası militarist ve milliyetçi anlayışı beraberinde getiriyor. Ve bu hükmetme çabası sonucunda gidilen savaşlar, elbette kadınlar kadar erkeklerde de onarılamaz yaralar açıyor. Yine de savaş kararını veren erkekler. Kadınlar asla nedeni olmadıkları savaşa karşı, barışın inatçı savunucuları olup, Barış için aktif sorumluluk almak istiyor. Kadınların savaşı da bu. Lysistrata gibi.


