Google Play Store
App Store

Nobel Barış Ödülü alan Machado barışın da ilerlemenin de sembolü değil. Faşizm, Siyonizm ve neoliberalizm arasındaki küresel ittifakın bir parçası. Bu ittifak da demokrasi ve barış diliyle baskıyı ve hegemonyayı meşrulaştırıyor.

Machado’nun Nobel Ödülü’nü almasıyla ‘barış’ anlamını yitirdi
Machado, 2025 Nobel Barış Ödülü’nü "kendisi hak ettiğini" söyleyen Trump’a ithaf etti. (Fotoğraf: AA)

Michelle ELLNER

Marina Corina Machado’nun Nobel Barış Ödülü’nü kazandığı manşeti gördüğümde neredeyse durumun absürtlüğüne kahkaha atacaktım. Ancak bundan vazgeçtim, çünkü yaptığı siyaset bunca acı getiren bir insanın ödüllendirilmesinde komik bir şey olmadığını hatırladım. Duruşunun, değerlerinin ne olduğunu bilenler, onun siyasetinin barışla uzaktan yakından alakası olmadığının da farkındalar.

Eğer 2025 yılında “barış” buysa, o zaman demek ki bu ödül tüm meşruiyetini kaybetmiştir. Ben Venezuela kökenli bir Amerikalı olarak, Machado’nun neyi temsil ettiğini çok iyi biliyorum.

EMPERYALİZMİN SÖZCÜSÜ

Machado, Washington’un rejim değiştirme makinesinin güler yüzü, ambargoların, özelleştirmelerin ve demokrasi kılığına sokulmuş yabancı müdahalelerin parlatılmış sözcüsü.

Machado’nun siyaseti şiddette demlenmiş bir siyaset. Dış müdahale için çağrıda bulunmasından çok daha hayret edilesi olan, Gazze’nin yıkımının mimarı olan Benjamin Netanyahu’dan, “özgürlük” adı altında Venezuela’yı bombalayarak ülkenin “kurtuluşuna” yardımcı olmasını istemişti. Birçok kez çeşitli ambargolar talep etti ki Lancet ve diğer yayınlarda çıkan makalelerin de gösterdiği üzere savaşın bu sessiz biçimi bir savaşın yaratacağından çok daha fazla ölüme sebep oldu, ilaçların, gıdanın, enerjinin tüm bir nüfusun erişimine engellenmesini sağladı.

Machado tüm siyasi yaşamını düşmanlığı körükleyerek, Venezuela’nın egemenliğini aşındırarak ve halkına onurlu bir yaşamı reddederek geçirdi.

Marina Corina Machado gerçekte bu:

Demokratik yöntemlerle seçilmiş devlet başkanının kısa süreliğine iktidardan kaldırıldığı 2022 darbesinin yönlendirilmesinde rol oynadı, Anayasayı ve tüm kamu kuruluşlarını bir gecede ortadan kaldıran Carmona Emri’ni imzaladı.

Washington ile el ele vererek rejim değişikliğini meşrulaştırmaya uğraştı, görünürlüğünü Venezuela’yı zor yoluyla “kurtarabilmek” için yabancı askeri müdahaleler talep etmek için kullandı.

Donald Trump’ın işgal tehditlerini ve “uyuşturucu kaçakçılığı ile mcüadele” adı altında bölgesel bir savaş çıkarma riski yaratan bir güç gösterisi olarak savaş gemilerini Karayiplere konuşlandırmasını alkışladı, Her ne kadar Trump savaş gemilerini ve donmuş varlıklarını gönderse de Machado onun resmi vekili olarak davranmaya hazırdı, Venezuela’nın bağımsızlığını gümüş tepside başkanın önüne sunmayı vaat etti.

Ekonomiyi boğan Amerikan ambargolarının geçmesi için çalışmalar yaptı, peki bunun bedelini kimler ödedi? Yoksullar, hastalar ve işçi sınıfı.

Çocuklar yatağa aç girerken yurt dışında Venezuela’nın kaynaklarını sömüren, kendi kendini “başkan” ilan etmiş birinin yönettiği Washington destekli bir kukla tiyatrosundan fazlası olmayan sözde “geçici hükümetin” kurulabilmesine destek oldu.

Venezuela’nın Kudüs büyükelçiliğini yeniden açmak için yemin etti, kendisini hastaneleri vurup adına meşru müdafaa diyen apartheid devletle açıkça aynı tarafa koydu.

Şimdi ise ülkenin petrolünü, suyunu ve alt yapısını tamamen yabancı şirketlere devredebilmek istiyor. Latin Amerika’yı 1990’lar boyunca neoliberal sefaletin laboratuvarı haline getiren tam olarak buydu.

Machado ayrıca 2014’te quarimba taktiklerinin de kullanıldığı şiddet eylemlerinin artması için çağrı yapan 2014 muhalefet kampanyası La Salida’nın da siyasi mimarlarından biriydi. Bu kampanya, yabancı basının adlandırdığı gibi “barışçıl protestolar” değildi; ülkeyi felç etme ve hükümeti düşmeye zorlama amacıyla örgütlenen barikatlardı. Sokaklar ateşe verilen çöpler ve dikenli tellerle kapatıldı, işçileri taşıyan otobüsler ateşe verildi, Chavezci olduğu düşünülen insanlar dövüldü ve katledildi. Ambulanslara ve doktorlara dahi saldırılar oldu. Kübalı bazı tıbbi ekipler neredeyse canlı canlı yakılacaktı. Kamu binaları, gıda kamyonları ve okullar yıkıldı. Kimi mahallelerin tamamı tehditlerle rehine haline getirilirken Machado gibi muhalefet liderleri kenarda durup olanları destekliyor ve yaşananları “direniş” olarak adlandırıyordu.

“Suç şirketi” olarak adlandırdığı şeye karşı Trump’ın “kararlı eylemlerini” överek, göçmen çocuklarını kafesleyen ve ICE’nin gözetiminde aileleri dağıtan adamla yan yana dururken, Venezuelalı anneler ABD göçmen polisi tarafından kaybedilen çocuklarını arıyor.

İŞGAL ALTINDA MERHAMET

Machado barışın da ilerlemenin de sembolü değil. Faşizm, Siyonizm ve neoliberalizm arasındaki küresel ittifakın bir parçası, bu ittifak da demokrasi ve barış diliyle baskıyı ve hegemonyayı meşrulaştırıyor. Venezuela’da bu ittifak darbeler, ambargolar ve özelleştirmeler anlamına geliyor. Gazze’de soykırım ve halkın ortadan kaldırılması anlamına geliyor. İdeoloji ise aynı: bazı yaşamların vazgeçilebilir, bağımsızlığın ise pazarlık konusu olduğuna ve şiddetin düzen olarak pazarlanabileceğine inanç.

Eğer Henry Kissinger Nobel Barış Ödülü’nü kazanabiliyorsa neden Maria Corina Machado kazanamasın? Belki gelecek sene de “işgal altında merhamet” adı altında bu ödülü İsrail-ABD’nin kurduğu ve gıda kuyruğundaki insanları ölüme sürükleyen Gazze İnsani Vakfına da verirler.

Ne zaman bu ödül diplomasi kılıklı şiddetin mimarlarından birine verilse her seferinde gerçekten barış için mücadele eden insanların yüzüne tükürülmüş oluyor: Molozların altından bedenleri çıkartan Filistinli doktorlar, Gazze’de gerçeği belgeleyebilmek için hayatlarını riske atan gazeteciler ve ambargoyu kırarak Gazze’deki aç çocuklara yardım götürmek için cesaret ve kararlılıktan başka hiçbir şey olmadan denize açılan Filoların gönüllü çalışanları.

Barış Ödülünü gerçekten hak eden, Gazze’de ambargoyu kırmak ve insani yardım götürmek gibi insani bir misyonla harekete geçen Sumud Filosu.

Ancak gerçek barış, yönetim kurulu toplantılarında anlaşılamayacağı gibi sahnelerde de ödüllendirilemez. Gerçek barış ambargo ve blokajlar sürerken gıda ağları kuran kadınlar, nehirleri kuraklığa karşı savunan yerli toplulukları, aç bırakılarak boyun eğdirilmeyi reddeden işçiler, ICE ve göçmen polisinin el koyduğu çocuklarının kendilerine geri verilebilmesi için örgütlenen Venezuelalı anneler ve bağımsızlığı esarete seçen uluslar tarafından yaratılır. Venezuela’nın, Küba’nın, Filistin’in ve Küresel Güney’deki diğer tüm halkların hak ettiği barış budur.

Kaynak: codepink.org

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ