Google Play Store
App Store

CHP İstanbul İl Başkanlığı’na bir asliye hukuk mahkemesi tarafından kayyum olarak atanan ve binlerce polis eşliğinde CHP İstanbul’un binasına giren Gürsel Tekin, “kayyum olmadığı” görüşünde. “Biz çağrı heyetiyiz” diyor ama bu “çağrıyı” (her neyin gereğiyse artık) yapması için kim tarafından ne amaçla görevlendirildiği konusunu es geçiyor.

Tekin kendisine, kimsenin ona vermediği bir misyon biçiyor: Partiyi kucaklaştırma. Fakat CHP, toplumsal destek açısından tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşıyor. 47 yıl sonra seçimlerde birinci parti oldu. Adayları, Erdoğan’dan fazla teveccüh görüyor. Her hafta memleketin dört bir yanında on binlerce yurttaşı bir araya getirerek eylemler düzenliyor. Kucaklaşmaya, bütünleşmeye ya da iç barışını sağlamaya ihtiyacı olan bir partiymiş gibi durmuyor.

CHP kitlesi ve kadrolarıyla, genel merkez etrafında yüksek bir birliktelik kazanmış durumda. Haliyle Gürsel Tekin bir çelişki bunalımı içinde. Kimsenin kendisinden böyle bir talebi olmamışken, partide “abi” rolüne soyunup “küsleri barıştıracağım” sloganıyla kayyumluk görevini meşru bir kalıba sokmaya çalışıyor. Ne partinin seçilmiş yönetiminin ne de yetkili bir kurulunun ondan böyle bir talebi var ama o kaynağını açıkça söylemediği bir “görev bilinci” ile hareket ediyor.

Tekin kendi kariyer finalini böyle değil, siyaseten saf dışı kaldığı kurultay sürecinin ardından yeni yönetime başarılar dileyerek yapmalıydı. Herhalde “50 yıllık CHP’li”ye, muktedire hizmet etmektense bu daha çok yakışırdı. CHP’deki değişim, Tekin ve onun gibi pek çok kıdemli CHP’liyi kulvar dışına itti. Bunu kabullenmesi gerekiyordu. Ama bunun yerine, rejimin kendisini siyaset dışı yollarla partiye sokmasını kabullendi. Trajik bir durum.

Siyasette bir çıkar ortaklığına şahitlik ediyoruz lakin bu ortaklığın tarafları, işbirliği yaptıklarını açıktan dile getirmiyor. Bununla birlikte objektif çıkar birliği tüm çıplaklığıyla kendini belli ediyor. Erdoğan, sandıkta yenilginin kokusunu aldığı, CHP’nin eski ileri gelenleri ise partide yeniden egemen olmak için mevcut CHP yönetimini alaşağı etmek istiyor.

Ancak bu, parti içindeki değişime direnemeyen ve küçük bir azınlığa tekabül eden devrik CHP’lilerin yetersizliği nedeniyle demokratik siyasi sınırlar için yapılamadığından, devreye tokmaklar gidiyor.

İktidar eksenli yargı kararlarıyla devrik CHP’lilere fırsat yaratılıyor, onlar da bu fırsatları partide yeniden mevzi kazanmak için kullanıyor. Tabii “Rejimle işbirliği yapıyoruz” diyemedikleri için bu saygın olmayan siyasi pozisyonlarını, “CHP’deki kavgayı bitireceğiz, partiyi adliye koridorlarından kurtaracağız” gibi söylemlerle meşru göstermeye çalışıyorlar.

“Mağlupların ortaklığı” başarılı olursa rejim, CHP’nin iktidar yürüyüşünü keserek, devrik CHP’liler ise partideki değerli koltukları yeniden ele geçirerek kazanmış olacak. Yani devrik CHP’liler, Erdoğan’ın ömür boyu başkan kalması şartıyla CHP’yi geri istiyor.

Konuyu farklı bir boyutuyla da etraflıca tartışmak gerekiyor. Tekin aslında bu konuda iyi bir örnek. Kendisi, 2019’da HDP belediyelere kayyum atanmasına “Darbe” demiş bir isim. Ancak sadece 6 yıl sonra partisine kayyum olarak gönderildi ve CHP İstanbul İl Binası’na binlerce polisle birlikte, askeri darbe dönemlerinde bile eşine az rastlanacak tarihi bir ayıba imza atarak girdi.

Tekin’in dönüşü ilk değil ve son da olmayacak. Bu vahim olay, çok önemli bir mevzuyu hatırlamamıza da vesile oluyor; AKP dönemini bitirmek, sadece AKP iktidarına son vermek olarak değil, siyasi alanı yozlaşmış karakterlerden temizlemek olarak da anlaşılmalı.

Bu bir sistem sorunu. Dolayısıyla siyasetin ve parti hiyerarşilerinin ne üzerine kurulu olduğu bilhassa bu günlerde derinlemesine sorgulanmalı. Muhalif siyaset, dürüst, erdemli, liyakatli ve en önemlisi yurt sevgisi uğruna bedel ödemeyi göze almış idealist kadroların merkezinde yer aldığı bir faaliyet haline getirilmeli. Gerçek bir dönüşümün anahtarı budur.

Siyasetin sağladığı güce veya koruma kalkanına bağımlı olan rantiye takımı, siyasetin ana motoru para olduğu sürece kritik köşeleri tutmaya devam edecek. Yargının siyasi bir baskı aracı olarak kullanılabildiği günün rejim koşullarında, bu zevat, muhalefetin içinde pimi çekilmeye hazır bir bomba gibi duruyor. İktidarın yeni dönemdeki temel stratejisi de buraya oturuyor.