Mahkemenin içinde olanı, içinden çıkanı biliyorsunuz. 40 yıl, 30 yıl, 20 yıl diye giden ve yüzlerce yıla varan cezalar… Kimi ağırlaştırılmış ömür boyu hapisten lütfedilip indirilmiş…

Barış içinde bir arada yaşama şansımız Demirtaş’ı, ekranlardan “Katil, 37 kişinin katili, az bile!” diye işaret eden iktidarperest “gazeteci”leri de dinlediniz belki. Onları da mahkemenin içi sayın!

Siyaset zaten mahkemelerle içli dışlı. Siyasetin yürütme kanadından “Hesabı sorulur demiştik!”, “Milli yargımızla ne kadar gurur duysak azdır” diyen keyif nidalarını da duymuşsunuzdur.

Kararı protesto da yasak!

Bir yandan Anayasa Mahkemesi’ni, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni hiçe sayan milli yargıyla gurur duyarken, öte yandan da “rasyonel zemine dönüyoruz” diyen M. Şimşek’i gayri milli paralar için yollara revan ediyoruz…

Kobani kararlarının rasyonelliğine kimi ikna eder bilmiyorum, ama rasyonelliğin ve hukukun köküne her geçen gün yeni bir kibrit suyu döküldüğünü biliyorum.

Alın size 9. Yargı Paketi! Pakete “etki ajanlığı” diye yeni tip bir casusluk sarmalanmış. Memleket aşkıyla yanan ve turizmi dert edinmiş bir vatansever olsanız ve bir “turiste tecavüz” haberi peşinde koşsanız, turizmde rakibimiz olan bir ülke için “etki ajanlığı” yapmaktan hapsi boylamanız işten bile değil.

Öyle bir paket ki, en küçük eleştiriyi düşünenin tüm nefes borularını tıkayacak, “otoriterlik de daha nereye kadar” diye merak edenleri dehşete düşürecek bir otoriterlik habercisi.

Tam da “yumuşama”dan söz ederken, “her halde Kavala salıverilecek” hayalleri kurmaya başlanmışken önümüze konmuş bir paket.

Kavala hayali çökerken Kobani kararları geldi. Dileyen yaşlı ve hasta generallerin tahliyesi ile teselli bulup, tekrar yumuşama umutları yeşertebilir.

Ancak, “yumuşama” söylemine gerçek hayatta iktidarın “yumuşatma” eylemi eşlik ediyor. Döve döve “yumuşatma”! Eğer 9. Yargı Paketi de Meclis’e gelip geçerse her birimizin “ajan” diye içeri tıkılıp “yumuşatılması” işten bile değil.

Tek güvenceniz davanın açılıp açılmayacağının bakan iznine bağlı olması!

Öyle bir memleket ki, ayan beyan olup bitenler konusunda bakan tivit atıyor, hepimiz satır aralarından şifre çözmeye çalışıp, yeni bakan mı eski bakana eski bakan mı yeni bakana operasyon çekiyor, mafya işleri mi, darbe mi oluyor diye anlamaya çalışıyoruz.

Sıradan bir demokraside olacak belli: Bakan her şeyi açık seçik anlatır, gazeteciler de sorular sorup manzarayı netleştirir. Kimse sır keşfetmek, şifre çözmek zorunda kalmaz.

38 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanan birinin, hakkındaki karar okunurken Meclis’i yönetmesi gibi bir garabet olmaz!

Mahkemenin içinden yansıyan bu manzara karamsarlığı çağırabilir. Ama siz mahkemenin önüne bakın, bence orada umudu ve bu karanlığı yırtacak eylemde iyimserlik işaretini göreceksiniz.

Mahkemenin önünde, televizyonda göremeyip burada anamadıklarım da olabilir, bir hukuksuzluğa karşı CHP, DEM, TİP, SOL Parti, EMEP ve onlarca kurum temsilcisi ile yüzlerce avukat birlikteydi.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, “Bu karar istinafta bozulmaz” dedi. “Bu kararı ortak dayanışma, ortak mücadele duygusu kaldırır. Bunun için cesaretle mücadele etmek durumundayız, Türkiye’de demokrasi için ve toplumsal barış için. Bunu yapmaya alışmalıyız. Bu karar bizim çok daha fazla bir arada olmamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı.”

Bir şeylerin ya da çok şeyin değişmesi için yapılması gereken belli: Kararın hatırlattığı ve mahkemenin önünün gösterdiği gibi “daha fazla bir arada olmak”! Önümüzü görmek için bakmamız gereken yer de orası; mahkemenin önü!