Bizim zamanımızda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde o zamanlar “FKB” diye isimlendirilen ilk seneyi Vezneciler’deki Fen Fakültesi’nde okurduk. Aklımda kalan fizik, kimya, biyoloji, istatistik dersleri. Çoğumuz lisede fen bölümünden geldiğimiz için dersler kolay gelirdi. Amfi devasa olup hocalar da pek yoklama almadığı için okuldan çok Yenikapı, Kumkapı’daki Odunluk, Kömürlük, Serin Gölge gibi zamanın öğrenci çay bahçelerine takılır, olabildiğince İstanbul’u keşfetmeye çalışırdık. Gene de sınıfı pek takılmadan geçerdik.

Cerrahpaşa’ya ikinci sene adım atardık. Henüz hasta bakmazdık ama gene de beyaz önlük giymenin heyecanı güzel olurdu. Bu arada dersler ilk senenin rövanşını alır gibi birden zorlaşırdı. Anatomi, fizyoloji, histoloji, biofizik, filan, “temel bilimler”. Üst sınıflardaki abilerimiz, ablalarımız da gözümüzü korkutur, bütün günümüzü şimdilerde yerle yeksan olan Tevfik Remzi Kazancıgil, TRK Amfisi’nde geçirirdik.

Üçüncü, dördüncü sene patoloji, farmakoloji, mikrobiyoloji, sonradan neden kaldırıldığını bir türlü anlayamadığım fizyopatoloji, artık kliniğe adım atmaya, hasta bakmaya hazırız. Zaten bir yandan da klinik dersler başlamıştır.

∗∗∗

Mesleğe asıl adımı atmamız ise staj döneminde olurdu. Artık toplu ders görülen sınıf düzeninden çıkarız. Kürsü kürsü dolaşıp bütün bölümleri tamamlamamız gerekir.

Stajlar esas olarak ikiye ayrılır.

Birinciler dahiliye, çocuk, kadın doğum, genel cerrahi; büyük stajlar, “majörler”. Hem konular geniş hem staj süresi uzun. Üstelik de hekimliğin temelleri. Fakülteyi bitirdiğimizde ihtisas yapıp yapamayacağımızı, yaparsak hangi branşa yöneleceğimizi de tam bilmediğimizden hepimizin iyi öğrenmesi mecburi.

İkinciler göz, kulak burun boğaz, üroloji, nöroloji, ortopedi, beyin cerrahisi gibi küçük stajlar, “minörler.” Önemsiz değiller ama özel bir ilgi duymuyorsak genel bir bilgi edinip sınavını vermek yeter.

Fakülteye ilk girdiğimizde en büyük kaygımız bu uzun altı yılı nasıl geçireceğimizdir. Yıllar ilerleyip sona doğru yaklaşırken onun yerine bitirince ne yapacağımız sorusu geçer.

Kimimiz daha en baştan hedefini belirlemiştir. Çoğumuz ise stajlarda gördüklerimiz, deneyimlediklerimizle zaman içinde karar veririz. En çok da hocalarımızı örnek alırız.

Gönlümüzden en çok geçenler gene “majörler”dir; dahiliye, çocuk, kadın doğum, genel cerrahi.

∗∗∗

Geçtiğimiz günlerde 2024 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 1. Dönem Yerleştirme Sonuçları açıklandı.

Aylarca, yıllarca gece gündüz çalışıp TUS’ta en yüksek puanları alan “tusiyer”lerin en çok tercih ettiği bölümler arasında cildiye, spor hekimliği, plastik cerrahi, nükleer tıp, biyokimya, tıbbi genetik, farmakoloji, fizyoloji, anatomi yer aldı.

Dahiliye, çocuk, kadın doğum, genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin cerrahisi, kardiyoloji, nöroloji gibi branşlar ise en düşük puan alanların tercihleri arasında kendine yer bulabildi.

Yanlış anlaşılmasın, hiçbir uzmanlık dalı bir diğerinden daha üstün ya da daha değersiz değildir. Önemli olan seçilen branşta iyi hekimlik yapmaktır.

Ancak bu TUS sonuçları AKP’nin “Sağlık Reformu”nun tıp eğitimini ve sağlık sistemini nereye getirdiğini açık olarak gösteriyor.

Kışkırtılmış sağlık talebi, istiap haddini aşan hasta sayıları, uzun ve yorucu nöbetler, sürekli mahkemeye taşınmayı gerektiren ceza ve trilyonları bulan tazminat davaları, en çok da siyasi iktidarın ısrarla umursamazlıktan geldiği sağlıkta şiddet.

Netice Mazhar Fuat Özkan’ın “Buselik Makamına” şarkısında olduğu gibi; “Majörler tükendi, minörlere yolculuk.”

Zannetmeyin ki bu mesele sadece doktorları ilgilendiriyor. Asıl zarar gören çocuğunu tedavi ettirecek, dâhili hastalığını teşhis edecek, ameliyatını yapacak, doğumunu yaptıracak doktor bulamayacak hastalara olacak.

Umarım ve dilerim sağlıkta şarkıdaki “Mevla’yı bulma yollarında”n bir an önce geri döneriz.