Marx 207 yaşında ve hâlâ yaşıyor
Marx hâlâ “bizimle” ve yalnızca teorik değil siyasi bakımdan da vazgeçilmez olmayı sürdürüyor. 19 Mart’tan bu yana gerçekleştirilen eylemlerde öğrencilerin ellerinde onun fotoğraflarının olduğu pankartları görmemiz şaşırtıcı değil. Dünya işçi sınıfının devrimci önderi 207 yaşında ve hâlâ yaşıyor.

Onur Özgen - Gazeteci, Yazar, Editör
Karl Marx’ın doğumunun üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen düşünceleri hâlâ güncel ve güçlü kalmaya devam ediyor. Son dönemde küresel ölçekte yaşanan ekonomik krizler, Marx’ın kapitalizm üzerine yaptığı çözümlemelerin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Özellikle 2008 yılında patlak veren finansal kriz, Marx’ın teorilerini günümüz koşullarında yeniden değerlendirmemize yol açmıştı. Bu kriz, kapitalizmin doğasında bulunan genişleme zorunluluğu ve onun yarattığı istikrarsızlıklar hakkında Marx’ın yaptığı eleştirileri doğrular nitelikteydi.
Marx, kapitalizmi analiz ederken yalnızca üretim sürecini değil, aynı zamanda bu üretimin pazarda gerçekleşmesi ve sonuçta ortaya çıkan kârın dağıtılması süreçlerini de kapsamlı bir şekilde ele almıştır. Günümüzde finans sektörünün ve piyasaların ekonomiler üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, Marx’ın dolaşım ve dağıtım süreçlerini vurgulamasının ne kadar isabetli olduğu görülür. Günümüz ekonomilerindeki spekülatif finansal hareketler, sermayenin üretken yatırımlara değil, kısa vadeli spekülasyonlara yönelmesinin sonucudur ve bu da Marx’ın dolaşım süreçlerine dair yaptığı analizi desteklemektedir.
Marx’ın kapitalizme dair en temel vurgularından biri de sistemin sürekli genişleme gerekliliğidir. Bu genişleme ihtiyacı, bugün özellikle ekolojik krizler ve sürdürülebilirlik sorunları bağlamında kritik bir önem kazanmış durumda. Kapitalizmin bu sonsuz genişleme eğilimi, kaynakların tükenmesine, çevre felaketlerine ve toplumsal eşitsizliklerin artmasına neden oluyor. Dünya ekonomilerinin sürekli büyümeye bağımlı olması, aslında Marx’ın teşhir ettiği temel çelişkiyi yeniden gündeme getiriyor: Fiziksel sınırları olan bir dünyada sonsuz büyüme nasıl sürdürülebilir olabilir?
Marx’ın kapitalizm analizinde zaman ve mekân kavramları önemli bir yer tutar. Zaman açısından bakıldığında, kapitalist ekonominin geleceği sürekli olarak borçlanma yoluyla bugünden tükettiğini görürüz. Bu durum, özellikle genç kuşakların geleceğini belirsizleştirip, onları sürekli bir borç sarmalına sürüklüyor. Öğrenci kredileri, konut kredileri ve tüketici kredileri gibi çeşitli borçlanma biçimleri, insanların yaşamlarını ve geleceklerini sistemin taleplerine göre şekillendirip sınırlandırıyor.
Marx’ın kapitalizme dair en temel vurgularından biri de sistemin sürekli genişleme gerekliliğidir. Bu genişleme ihtiyacı, bugün özellikle ekolojik krizler ve sürdürülebilirlik sorunları bağlamında kritik bir önem kazanmış durumda. Kapitalizmin bu sonsuz genişleme eğilimi, kaynakların tükenmesine, çevre felâketlerine ve toplumsal eşitsizliklerin artmasına neden oluyor. Dünya ekonomilerinin sürekli büyümeye bağımlı olması, aslında Marx’ın teşhir ettiği temel çelişkiyi yeniden gündeme getiriyor: Fiziksel sınırları olan bir dünyada sonsuz büyüme nasıl sürdürülebilir olabilir?
Tarihte kapitalizmin yayılabileceği alanlar vardı ve bu alanlara sermaye akışı sağlanabiliyordu. Ancak günümüzde bu tür yeni alanlar neredeyse kalmadı. Dolayısıyla kapitalizm, mevcut alanları sürekli yeniden yapılandırmak zorunda kalıyor. Bu yeniden yapılandırma, şehirlerdeki dönüşüm projelerinde ve yeni gayrimenkul yatırımları gibi süreçlerde açıkça görülüyor.
Ana akım ekonomi teorileri genellikle bu yapısal çelişkileri görmezden gelir ve sistemin krizlerini yüzeysel çözümlerle ele almaya çalışır. Bu nedenle, krizlerin kök nedenleri çözülmeden kalır ve sistem yeniden benzer krizlerle karşılaşır. Marx’ın kapitalizmin iç çelişkilerini vurgulayan yaklaşımı ise krizlerin temel nedenlerine işaret eder ve bu nedenle günümüz koşullarında daha kapsamlı ve derinlikli bir anlayış sunar.
Bugün tüm dünyada, neoliberal politikaların yarattığı sosyal eşitsizlik ve ekonomik belirsizliklere karşı çeşitli toplumsal hareketlerin yükseldiğini görüyoruz. Bu hareketlerin Marx’ın analizlerinden öğrenecekleri çok şey var. Çünkü Marx’ın kapitalizm çözümlemesi, toplumun farklı kesimlerini etkileyen ortak sorunları ortaya koyar ve bu sorunlara karşı geniş tabanlı ittifaklar oluşturmanın önemini vurgular. Marx’ın sunduğu perspektif, farklı mücadele alanlarının birleşmesini ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesini sağlar.
Sonuç olarak Marx’ın düşünceleri, kapitalizmin bugünkü krizlerini anlamamız ve bunlarla etkili mücadele yolları geliştirebilmemiz için hâlâ eşsiz bir kaynak olarak önemini koruyor. Sermayenin dinamikleri, dolaşımı ve krizlerinin yanı sıra zaman ve mekân üzerindeki etkileri üzerine yaptığı çözümlemeler, günümüz kapitalizminin çürümüşlüğüne ışık tutmaya devam ediyor.
Rekor borç yükleri, balonlaşan varlık fiyatları, güvencesiz emek ordusu, ekolojik çöküş ve sosyal eşitsizlik dalgaları… Bunların her biri Marx’ın analiz ettiği kapitalizmin temel çelişkilerinin çağdaş tezahürleri. Dolayısıyla Kapital’i bugün okurken elimize yalnızca bir “teşhis kılavuzu” değil, aynı zamanda pratik eylem için bir yol haritası geçmiş oluyor.
Marx’ın güncelliği, kavramlarının “eski” olmamasından değil, kapitalizmin hâlâ aynı sonsuz genişleme mantığıyla işlemesinden kaynaklanıyor. Bugünün göreviyse bu mantığın sınırlılığını göstermekle kalmayıp, yerine yaşamı ve gezegeni önceleyen bir düzen inşa etmektir. Marx’ın bize bıraktığı en büyük miras, tam da bu eleştirel akıl ve örgütlü yaratıcı güçtür.
Dolayısıyla Marx hâlâ “bizimle” ve yalnızca teorik değil siyasi bakımdan da vazgeçilmez olmayı sürdürüyor. 19 Mart’tan bu yana gerçekleştirilen eylemlerde öğrencilerin ellerinde onun fotoğraflarının olduğu pankartları görmemiz bu anlamda şaşırtıcı değil. Dünya işçi sınıfının devrimci önderi 207 yaşında ve hâlâ yaşıyor.


