Google Play Store
App Store

Boğaziçi gibi bir eğitim kurumuna davet ettikleri "6 yaşında çocukla evlenmek caizdir" diyen sapkın pedofiliyi koruyorlar. Onu şiddet içermeyecek şekilde protesto eden öğrencileri kan revan içerisinde bırakıyorlar. Şeriat istemiyle yaşam tarzını ve düşüncelerini beğenmedikleri insanları kaçırıp işkence ederek öldürenleri, kuyulara gömenleri hukuk nezdinde affedip serbest bırakıyorlar. Cumhuriyet’i yıkmak istediklerini ayan beyan haykırarak Alevi ve aydınları bir otele kıstıranlara müdahale etmeyerek saatlerce işkence eden, onları korumayan, öldürülmelerini soğukkanlılıkla izleyen kamu görevlilerinden hesap sormuyorlar ama barış isteyen akademisyenlerden, Cumhuriyet’e bağlı, bilimsel eğitime inanan lâik öğretmenlerden hesap sormak üzere düzmece suç yaratıyorlar. Sivas’taki Cumhuriyet karşıtlarını darbeci kabul etmiyorlar ama darbeci yaftasıyla iktidara yönelik her eleştiriye savaş açıyor, herkesi suçluyorlar. Seçme ve seçilme hakkına müdahaleyle darbeyi kendileri yaparak belediyelere kayyum atıyor, belediye başkanlarını tutukluyorlar. Tarihte ad değiştirse de kimlik değiştirmeyen, gerici tarikatlarla iç içe devlet yönetiyorlar. Hizbullah, İbda-C, Aczmendi, Nakşıbendi, Süleymancı, Menzil, El-Kaide, İşıd, HTŞ her dönem makbulken akademisyene, sanatçıya, gazeteciye, sivil toplum örgütlerine yaşamı dar ediyorlar. Hapishanede tedavisi engellenerek açık insan hakkı ihlaliyle tutsak Esila Ayık’a yöneltilen kin ve düşmanlık iktidarın nefret diliyle her gün körüklenirken sokaklarda kadınlar, çocuklar, canlılar hunharca katlediliyor. Ben barışa bu kadar uzak olduğumuz başka bir zamanı hatırlamıyorum. Bu kindarlıktan barış çıkmaz. Hukukun, demokrasinin ve adaletin olmadığı yerde barıştan bahsetmek abestir.

Her hafta yazmak sorumluluğunu hissettiğim, tekrara düşe düşe hatırlatmaya çalıştığım hak ihlalleri o denli kalabalık ki. Her gün o günlük ya da en fazla bir hafta gündemde kalabilen acıları, güncelken köpürtüp haftaya konu değişince izleğini, direnişini, talebini ve görevini unutan siyasetçiler ellerine popülist bir pankart, bir meyve, alet edevat alarak ya da meclis koridorunda scooter sürerek iktidarın belirlediği ve işine gelen alanda paslaşıyorlar. Ne gençlerin isyanı, ne bu isyandan güçlenerek çiftçiye, esnafa, işçiye yayılan sokağın sesi, ne sokağın bu talebini ardına alarak CHP’nin düzenlediği mitingler iktidarın umurunda. ‘Miting değil eylem’ yapıyoruz vurgusuyla her hafta başka kentte yapılan mitingler başka bir muhalefet hamlesiyle çeşitlenip bütünleşerek sokağı sarıp sarmalamadıkça sıradanlaşacak. Bu mitinglerle verilen mesajlar bağlamından anlamından kopuyor, tekrara düşüyor ve sönümlenmeye mahkûm. Öte yandan her kanalda, her köşe başında, “tarihi barış gelecek, geliyor, geldi” haberleri döndürülüp duruyor. İnsan hakları alanında yıllarca mücadelesiyle gönlümüzde saygın yar edinmiş siyasetçilerin, aydınların kafalarında tek soru yok anlaşılan ki yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle halaya duruyorlar.

Bu mutluluğun sebebini, barışın geldiğine onları ikna eden uzlaşının ne olduğunu ise hâlâ kimse bilmiyor. Barış için, adalet için direniş hattında her zaman sorumluluk alarak çalışmış, hedef olmaktan kaçınmadan söz söylemiş biri olarak ben böyle koşulsuz sevinmeyi istemez miyim? Bellek, akıl ve vicdan izleği birbirinden bu denli kopuksa anlık söylemlerle siyaset yapamayız. İkna olmamız, güvenmemiz ve sürdürülebilirliği görebilmemiz için somut gerçekliklere ihtiyacımız olmalı. Geçmişte bugün olduğu gibi iktidarı düştüğü dar boğazdan kurtarmak için kullanışlı süreçlerde olanca iyi niyetle çıkılan yollarda ödenen bedeller, harcanan hayatlar yokmuş gibi sevinemeyiz? Eşitik, adalet ve barış uğruna 40 yılı aşkın derin acılar yaşanmış, gencecik hayatlar sönmüş, nice ocak çökmüşken barışın kazanımlarını konuşmak, imzalamak, güvence altına almak için gerekli bilgiyi, adımları sorgulamak, bilmek zorundayız. İnanın benim çoğu zaman eleştirilen iyimserliğim bile bu kadar romantik olamıyor.

Tuncer Bakırhan yaptığı açıklamada “artık demokratik bir Türkiye inşa etmemek için herhangi bir gerekçe kalmadı” diyor. Elbette Kürt sorununun çözümü için atılacak her adım, yapılacak her müzakere önemli ve umut vericidir. Ancak gerçekten demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek istiyorsak az önce vurguladığım gibi daha önce defalarca yaşadığımız travmaları bertaraf edecek güvene ihtiyaç olduğu kadar ülkenin sorunlarını ne denli derin ve önemli bir yara olsa da sadece Kürt sorunuyla sınırlı tutan bakış açısından da kurtulmamız gerekli. Bu ülkede hâlâ başta Aleviler, “halay çektiği için” bedel ödetilen Kürtler, ağır işkence gören gençler, kayyumla ele geçirilmiş belediyeler, “kent uzlaşısı” suçlamasıyla tutuklananlar, katilleri iktidar mertebelerine getirilmiş mağdurlar var. Müzakere zarar görecek diye iktidarın en zalim, en hukuksuz hamlelerine sessiz kalınarsa -ki durum tam olarak böyle- çok özlediğimiz barışın inşası öksüz kalır.

PKK fesih açıklamasında; Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan sürecin en başından beri asal belirleyici olacağı aşikar olan “yeni Anayasa” çalışmalarının çok tartışmalı maddelerini işaret eden izler var. Ülkemiz birlik ve bütünlüğünü sarsacak, Cumhuriyetimizi hedef alacak maddelerde değişiklik gerici iktidarın çoktandır adım adım kurguladığı bir hedef. Barışı temelinden uzaklaştırıp koparacak bu hedefe hizmet edecek Lozan vurgusuna yönelik soruyu bile yanıtını bilmediğini açıkça ifade ederek sürecin aktörlerine yönlendiren muhatap parti liderinin düşürüldüğü durum yeterince açıklayıcı. Barış şimdilik sadece halay başına, fotoğraf karesine düştü. Erdoğan’ın hem Türkiye’deki durumunu kurtaracak uzlaşı hem de bölgede saygınlığını inşa edecek Ukrayna ve Rusya arasında gidip gelen barış elçiliği rolü henüz giydiği takım elbisenin üst cebindeki mendilin halay başının eline geçeceği bir yol kat etmiş değil. Suriyedeki vahşi Alevi katliamı belki bu iktidarın umuru zaten değil. Peki Gazze’de güç savaşlarına yenilmiş “din kardeşliği” bile yaşananlara bu denli körken hangi barışı konuşabilir, hangi halaya durabiliriz?

Kürt meselesi için elbette karar ve strateji merkezi, farklı eğilimleriyle dikkat çekse de PKK’nin, KCK’nın, DEM Parti’nin temsilcileri, ez cümle Kürt’lerdir. Bilinmeyen çerçevesiyle bu barış uzlaşısının iktidarın işine yarayacağı ve yarın yine lehine bir Demokles kılıcına dönüşeceği yadsınamaz. Barışın ve ülkemizin tüm halklarının, tüm toplum kesimlerinin özgürlük ve adalet mücadelesinin geleceği için; sen / ben demeden biz diyebilecek direniş ve geniş bir dayanışma hattında buluşabilmek esas olmalıdır. Ben Sivas’tan Roboski’ye,

Cumartesi Annelerine, faili meçhul cinayetlere, Gar katliamına, Soma’ya, Gezi’ye uzanan insan hakları talebimizle ortak davamızda, bir siyasetçi olarak da ilkeli ve kararlı mücadelemizde  oldukça yalnız hissediyorum. Hiç tahmin edemeyeceğim tutumlarıyla bazı isimleri şaşkınlık ve kırgınlıkla izliyorum. Bunu daha da yalnızlaşmayı, kimilerinin hedefine koyulmayı göze alarak da olsa muhakkak söylemeliyim. Zira aksi davaya, mücadeleye ihanet olur.

Memleketin dağlarında bahar barışa halay durana değin mücadele hepimizin.