MESEM: Sermayenin çocuk düzeni
Arda Tonbul, kafası saç büküm makinesine sıkışarak 14 yaşında hayattan koparıldı. Sedat Kurt, çalıştırıldığı inşaatta kalıp çökmesi sonucu enkaz altında kalarak 15 yaşında yaşamını yitirdi. Alperen Uygun 16 yaşındaydı, çalıştığı şantiyede asansör boşluğuna düşerek öldü. Şanlıurfa’da 15 yaşındaki Muhammet Kendirci kompresörle işkence edilerek katledildi. Konya’nın Karapınar
ilçesinde, kuyu açmak için yapılan sondaj çalışması sırasında 16 yaşındaki Eren Dağ elektrik akımına kapıldı ve hayatını kaybetti. Artık aramızda değiller. Ve isimlerini hiç öğrenemediğimiz yüzlerce çocuk da öyle…
Acı tablo bu kadar açıkken Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul’da “Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi” düzenledi. MESEM’i aklamak için yapılan bu zirveyi “Çocukların kanı elinizde” diyerek protesto eden Türkiye İşçi Partisi Üyesi 17 öğrenci yaka paça gözaltına alındı, 16’sı ifadeleri dahi alınmadan tutuklandı. MESEM programını “MESEM çocuk katilidir” diyerek protesto eden öğretmenler ise ters kelepçeyle gözaltına alındı. Öğretmenlere ve öğrencilere zulmedenler, çocukların ölümü karşısında susuyor. Çünkü bu düzen protesto edenleri değil, ölü çocukların hesabını soranları tehlikeli görüyor.
MESEM düzeninin bilançosu ağırdır, kanlıdır. Bu sistem, çocuk işçiliğinin yasal kılıfı hâline getirilmiştir. MESEM kapsamında okuldan koparılan çocuklar, denetlenmeyen ve güvencesiz alanlarda ucuz işgücü olarak çalıştırılmaktadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’ne göre yalnızca bu yıl çalışırken öldürülen çocuk sayısı 88’dir. Bu bir kaza tablosu değil, organize bir çürümenin istatistiğidir.
***
Yıllardır “ara eleman” yalanıyla meşrulaştırılan bu sistem, yaklaşık 3 milyon çocuğu patronların insafına terk ediyor. MESEM’ler bir eğitim programı değil, bir çocuk katletme mekanizmasıdır. “Eğitim” adı altında sanayiye gönderilen çocuklar pres makinelerinde, kalıp çökmelerinde, forkliftlerin altında, yangınlarda, elektrik akımında ve işkenceyle can vermektedir. Bu sistem çocuklara eğitim mi vermektedir, yoksa ucuz işgücü, güvencesizlik ve ölüm mü?
Çocuklar ölürken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin o koltukta oturuyor. Çocuklar ölürken istifa etmeyenler, denetim yapılmış izlenimi veren rakamlarla kamuoyunu oyalıyor. Yusuf Tekin “253 bin işletme incelendi” diyor ama çocuklar ölmeye devam ediyor. Çünkü sorun birkaç işletme değil, MESEM’in bizzat kendisidir. MESEM, sermayeye teslim edilmiş bir sömürü düzenidir.
Devlet eliyle çocukların bugünü de geleceği de gasp ediliyor. Bu çocuklar okullarda olmak yerine ağır sanayide çalıştırılıyor. Gelecekte başka bir meslek seçme hakları da ellerinden alınıyor. Elbette yaşayabilirlerse, büyüyebilirlerse… Yalnızca Kasım ayında 13 çocuk işçi öldü. Bu ülkede büyüyemeden ölen çocukların hesabını kim verecek?
Bu ülkenin çocukları MESEM’lerde ölürken, buna itiraz eden gençler zindanlara atılıyor. Sermayenin çıkarı uğruna çocuk ölümlerini normalleştiren düzeni protesto etmek suç sayılmakta; çocukların ölümüne neden olanlar ise dokunulmazlık zırhının ardında korunmaktadır.
***
Protesto haktır, cinayet suçtur. Çocukların ölümüne karşı çıktığı için 16 genç tutuklandı; bu ölümlerin gerçek sorumluları ise serbest. Oysa tutuklanması gerekenler öğrenciler değil, çocuk katilleridir. Bu tablo, yargının bir adalet mekanizması olmaktan çıkarılıp bir baskı ve cezalandırma aracına dönüştürüldüğünün açık göstergesi. Anayasal haklar yine, yeniden fiilen askıya alınmıştır.
Bu tutuklamalar, Yusuf Tekin’in gerici ve piyasacı politikalarını meşrulaştırma girişimidir. Çocuklar ölürken Milli Eğitim Bakanlığı da, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da sessiz. Bu sorumluluktan daha ne kadar kaçacaksınız?
MESEM çocukları hayattan koparırken bu ölümcül düzenin devamına nasıl hâlâ göz yumulmaktadır? Bu sömürü çarkını kimler koruyor? Kimlerin kârı çocukların hayatından daha değerlidir?
Çocuklarımızı sermayenin önüne atan bu düzen ne hukuka ne de insanlığa sığar. Çocukların yaşam hakkını savunmak ne zamandan beri suç olmuştur? Asıl suç, onları ölüme gönderen bu sistemi sürdürmekte ısrar etmektir. Ne MESEM’deki zulmü ne de bu zulme itiraz eden gençlere yapılanları unutacağız.
Tutuklanan öğrenciler serbest bırakılacak, MESEM’ler tarihe karışacak! Çünkü bu ülkenin geleceği ölmesin diye ayağa kalkan gençlerin sesi, hiçbir hücre kapısıyla susturulamaz.


