Google Play Store
App Store

Lig ve akabinde başlayan Avrupa Futbol Şampiyonası açıksı beni biraz futbol yorgunu düşürdü. Hani futbolcularda çok maç oynamaktan kaynaklanan; “trend” ifadeyle “mental yorgunluk...

Lig ve akabinde başlayan Avrupa Futbol Şampiyonası açıksı beni biraz futbol yorgunu düşürdü. Hani futbolcularda çok maç oynamaktan kaynaklanan; “trend” ifadeyle “mental yorgunluk”, sokak ağzıyla ise “kafa yorgunluğu” gibi bir şeye düştüm… Bu yüzden 3 hafta ara verdim yazılara.

Beşiktaş’ı yazanlarda bu kafa yorgunluğu iki-üç misli oluyor. Çünkü Beşiktaş’ta akla ziyan o kadar olay yaşanıyor ki rahmetli Ecevit’in dediği gibi “içime sindiremiyorum” yani…

Yıldırım Demirören yönetimi her yeni sezonda “izlediği politika” ile bir önceki çizgisinin yanlışlığını kendisi bizatihi teyid ediyor. Misal, işe ilk başladığında “bizim Fenerbahçe’den kalır yanımız yok” diyerek dünya çapındaki hoca Del Bosque ve Carew gibi bir yıldızla işe koyuldular. Fenerbahçe’den “kopardıkları” futbolcular da cabası… Sonra dikiş tutmadı ve “evladımız Rıza” modeline sarıldı. Daha sonraysa “oyuncu kaşifi Tigana” modeli ve nihayetinde de yine “bizden biri Ertuğrul” dönemi…

Bu yılki oyuncu transferine bakılırsa genel Beşiktaş çizgisine dönülmüş. Gösterişsiz ama “faydalı” oyuncu transferi… Tabii bu modele can atılarak değil, parasızlıktan geçildiği aşikâr. Basketçilerin parasını bile futbola harcayan bir zihniyetin varacağı noktanın bu olması şaşırtıcı değil elbet…

Geçen sezona “4 İbo” ile giriş yapan Beşiktaş’ta bugün “1 İbo”su bile yok. İbrahim Akın, İbrahim Kaş, İbrahim Üzülmez ve İbrahim Toraman"dan eser yok!

Son iki İbrahim takımın kaptanları…

Terlik kavgasında futbolcuları suçlamak en kolayı. Onlar kabahatlerinin bedelini şu an zaten ödüyor. Ya Sinan Engin ve Ertuğrul Sağlam’ın kabahatleri… Hele ki Sinan Engin’in…

Haber yapan gazeteciye posta koyması affedilir değil. Bu bir kenara…  Ancak, yönetimin vereceği kararı dahi beklemeden “İki oyuncuyu affetmem, artık geri dönüş yok” açıklamalarıyla herkesin elini kolunu bağlayarak “kolaylaştırıcı” değil, “zorlaştırıcı” bir menajer.

İyi ama birader sen geçen sezon da oyuna girmek istemeyen Nobre için “her şey bitti” dememiş miydin? Bugün Nobre gelmiş ikinci kaptan falan olmuş! Yarın İbrahimler tekrar takıma dönerse ne olacak? “Bana müsaade” diyecek misin?

İbrahimler vakasından daha vahim olanı Fahri Tatan’a yapılan muamele.

Düşünün Avusturya’daki kampın en çalışkan isimlerinden olan Fahri Tatan, nezaketen kendisine sorulmadan direkt Konyaspor’a satılıyor!

Bu mudur Beşiktaş duruşu? Geldiği günden beri “karizması” eksik olduğu için olsa gerek, hak ettiği şansı bir türlü bulamayan; “vur elindeki ekmeği al” vakurluğuyla Beşiktaş’ta kalmaya çalışan bir oyuncuya yapılan muamele reva mıdır? Bu zihniyetli bir ortamda Beşiktaşlı topçuların Beşiktaşlı(!) basketçilerden öğreneceği çok şey var. Bakın geçen sezonun en pahalı basket takımı, paraları ödenmediği için maçlara asılmayı bıraktı ve banko denilecek bir şampiyonluğu rakibine hediye etti… Diğer yandan formasına aşk besleyen topçular ise habersizce satılıyor! Bu kölelik değil de nedir? Profesyonellikten söz edilecekse o zaman her topçunun parası neden zamanında ödenmez? Bu sorunun muhatabı bütün kulüplerdir...

Ertuğrul Sağlam, UEFA tarafından geleceğin en iyi 20 hocası arasında gösterilmişti. Ancak benim için Sağlam artık o listede değil. Liverpool’dan 8 tane yedikleri gün bile inancım vardı. Ancak geçen sezon arasında Burak Yılmaz ve Koray Avcı’nın gönderilme biçimiyle bugün Fahri Tatan’ın gönderilme biçimi kendisine olan inancımı kaybettirdi.

Çünkü, oyuncu olarak bu kulüpten haksızca gönderildiğine inandığı için hüngür hüngür ağlayan Ertuğrul Sağlam, kendi tecrübesine rağmen öğrencilerinin ayın akıbete uğramasına göz yumdu. Bu da bana “dizginleri” eline geçiremediğini gösteriyor.

Zaten bunun ilk işaretini geçen sezon ki Fenerbahçe maçında televizyon kameralarına yakalanan ifadesiyle vermişti. Hatırlayın: Sinan Engin “Haftaya PAF takımı ile sahaya çıkacağız” derken, arkada fonda, bu sözleri duyan ve şaşkınlığını gizlemeyen Ertuğrul Sağlam"ın hayretler içindeki yüzü…

Geçen günlerde basın toplantısında Mevlânâ’dan beyitler okuyan Sağlam’ın kendisine hizmet eden talebeleriyle yolunu ayırırken nasıl bir “tarikat” izlemesi gerektiğine dair de Mevla’dan feyz alması gerekmez mi…