Google Play Store
App Store

Hileli taşeron düzenini ve lojistik sektöründeki ağır sömürüyü ifşa eden Migros depo işçilerinin direnişi, ayrıca Türkiye’de sendikal yetki-temsil sisteminin de çıkmazını bir kez daha ortaya koydu. Mevzuat mayınlarıyla döşeli bu adaletsiz ve hantal yetki-temsil sistemi artık değişmelidir. Çözüm işçinin özgür iradesine dayalı yeni bir sistemdir.

Migros direnişinin öğrettikleri!

Türkiye’nin dört bir yanında işçi direnişleri ve grevler sürüyor. Migros ve diğer perakende şirketlerinin işçileri, Gebze’de metal işçileri, Divriği’de maden işçileri, Mersin’de liman işçileri, İzmir’de petro-kimya işçileri, Tokat’ta tekstil işçileri, İtalyan Lisesinde öğretmenler ve burada tek tek sayamayacağım kadar çok işyerinde işçiler ücret ve çalışma koşullarını iyileştirmek, sendikalaşmak ve taşerondan kurtulmak için direniyor.

Kuşkusuz bu hak mücadeleleri arasında en öğretici ve dikkat çekici olanı Migros depo direnişidir. Türkiye’de giderek yaygınlaşan lojistik sektörünün ağır çalışma koşullarını ve düşük ücretlerini, ağır sömürü çarkını çarpıcı biçimde ortaya koydu. Kazanımların direnişle mümkün olduğunu göstermekle kalmadı ayrıca Türkiye’deki toplu pazarlık ve sendikacılık rejiminin bütün zaaflarını, açmazlarını ve prangalarını yeniden açığa çıkardı ve adeta röntgenini çekti.

HİLELİ TAŞERON DÜZENİ

Meselenin özü düşük ücrete ve ağır çalışma koşullarına dayalı taşeron düzenidir. Taşeron düzeni çalışma hayatında adaletsizliğin, ayrımcılığın, sendikasızlığın ve sömürünün derinleşmesine yol açıyor.

Lojistik, Türkiye’nin hızla büyüyen ve taşeron çalışma düzeninin, ağır çalışma koşullarının, düşük ücretlerin egemen olduğu bir sektör. Öyle ki Migros İcra Kurulu Başkanı, depo faaliyetlerinin kendi asıl işlerinin bir parçası olduğunu kabul etti. Ülkenin en büyük perakende zincirlerinden biri olmakla övünen bir şirketin, operasyonunun en zorlu yükünü omuzlayan depo işçilerine asgari ücreti reva görmesi de cabası.

Migros İcra Kurulu Başkanı kendi talimatları altında çalışan depoları çeyrek asırdır bile isteye taşeron şirketlere devrettiklerini de kabul etti. Bir yandan “Lojistik-tedarik bizim işimizin çok önemli parçası, depolar bizim” dedi öte yandan ise 25 yıldır önce yabancı bir taşeron şirket ile o gittikten sonra da yerli taşeronlarla çalıştıklarını itiraf etti.

Asıl işin ayrılmaz bir parçası olan depo işinin muvazaalı (hileli) bir işlemle taşerona devri şirketin tepe yöneticisinin anlattıkları ile netleşti. Depo işçilerini kadroya almadılar; çünkü amaç daha yoğun ve ağır çalıştırma, daha az hak ve örgütsüz bir işgücüydü. Üstelik işçinin sırtından taşeron şirketler de kazandı.

Ne zamanki depo işçileri ücretlerinin artırılması, kadro ve eşit işlem için eyleme geçti Migros işvereni 25 yıl sonra depo işçilerini kadroya almaya razı oldu. Migros işvereni uzun bir süre işçilerin sesini duymak istemedi. Toplumsal gerçeklerin doğasını kavramak yerine, mevzuat bariyerlerinin ve polis kalkanlarının arkasına saklanmayı tercih ettiler.

Oysa işçilerin talepleri somut ve basitti. Bunları müzakere etmek istiyorlardı. Müzakere çalışma ilişkilerinin en temel özelliği. Sesini duyurmak ve müzakere edebilmek evrensel kabul edilmiş bir hak. Yıllardır sendikalı olmakla övünen şirket sosyal gerçeklerin farkına varamadı. Müzakere kapısını açmadı. Bu yazı kaleme alındığı sırada işverenle direnişçi işçilerin sendikası DGD-SEN arasında müzakere kapısı aralanmıştı. Günler sonra şirketin bir müzakere zeminine yanaşması umarız tatmin edici bir uzlaşmayla sonuçlanır.

ATILAN İŞÇİLER GERİ ALINMALI

Eylemlerine büyük bir toplumsal destek sağlayan işçiler önemli kazanımlar elde ettiler. Bunlardan en önemlisi taşeronun tasfiyesi ve kadro oldu. İşçilerin taşeron şirketler yerine ana şirket bünyesine alınması önemli bir kazanımdır. Aynı şekilde işçilerin mali haklarına ilişkin taleplerinde de kayda değer bir ilerleme sağlandığı anlaşılıyor. Bu da direnişin bir kazanımı olarak not edilmeli.

İşçiler direniş boyunca “onurlu bir uzlaşma” seçeneğini hep gündemde tuttular. Onurlu bir uzlaşma için kaygılar giderilmelidir. Migros 25 yıl yaptığı gibi geçiştirme, oyalama ve muvazaalı işlem yerine açık bir tutum almalı ve işçilerin haklı taleplerini yerine getirdiğini net bir biçimde açıklamalıdır.

Şimdi Migros yönetimi 25 yıllık muvazaalı işlemin özrü olarak gereken adımları atmalıdır. Bunların başında işten atılan 284 işçinin tümünün işe geri alınması geliyor. Barışçıl toplu eylem hakkını kullanan işçilere ve sendikacılara uygulanan kolluk baskısı ve gözaltılar kabul edilemez. Aynı şekilde hak arayan işçilerin işten atılması da hukuksuzdur. Migros yeni bir sayfa açmak istiyorsa bunun olmazsa olmazı işten atılan işçilerin geri alınmasıdır.

ÇIKARILACAK DERSLER

Migros direnişi, Türkiye’deki sendikacılık ve toplu pazarlık sisteminin kronikleşmiş sorunlarını gün ışığına çıkardı. 12 Eylül sonrası çalışma hayatına giydirilen ‘deli gömleği’ni bir kez daha görünür kılan bu eylem; işkolu barajları, yetki ve temsil sisteminin nasıl birer engel haline geldiğini kanıtladı. Türkiye 12 Eylül’den bu yana baraj engelleriyle döşenmiş işkolu sendikacılığı cenderesindedir. Sendikal barajlar ve yetki sistemi işçinin iradesine ket vuruyor, sendika seçme özgürlüğünü ortadan kaldırıyor.

İşverenler işkolu ve işyeri barajlarını ve yetki sistemini sendikalaşmayı engellemek için bir manivela olarak kullanıyor.  Türkiye’deki toplu iş sözleşmesi yetki sistemi sendikalaşmanın önünü açmak değil tıkamak üzerine kuruludur. Çeşitli engellerle ve tuzaklarla döşeli bu sistem artık tıkanmıştır.

Sendikal barajlar ve keyfi olarak belirlenen işkolları nedeniyle sendikaların kayda değer bir bölümü toplu iş sözleşmesi yetkisinden mahrumdur. Ocak 2026’da 247 işçi sendikasının sadece 58’i yüzde 1’lik işkolu barajını geçmiş durumda.

Bütün bu engellere rağmen örgütlenmeyi başaran sendikalar ise bu kez yetki itirazları ile karşılaşıyor. Yıllar süren yetki davaları nedeniyle işçiler toplu iş sözleşmesiz kalıyor. Bu sürecin kazananı işverenler oluyor. Kısaca işverenler bir yandan taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma öte yandan sendikal mevzuatın labirentlerinden yararlanarak keyfi bir çalışma düzeni kuruyor.

Migros depo işçilerinin direnişinin önemli yönlerinden biri de işçileri kimin temsil edeceği sorunudur. Konunun düğüm noktalarından biri budur. DGD-SEN, depo işçilerinin 16 nolu iş kolundan 10 nolu iş koluna geçirilerek ana şirket bünyesine dahil edilmesini, kendilerini tasfiye etmeye yönelik bir operasyon olarak değerlendiriyor ve bu değişikliğe itiraz ediyor. İşçilerin ana şirket bünyesine alınması nedeniyle ana şirkette yetkili olan Tez Koop-İş ise şirketle toplu iş sözleşmesi görüşmelerine devam ettiklerini belirterek artık depo işçilerinin kendilerine üye olduğunu veya olması gerektiğini söylüyor.

BARAJLAR VE İŞKOLU LABİRENTLERİ

Migros direnişinde işçilerin ekonomik taleplerinde önemli bir yol alındığı ve şimdi meselenin bir yetki ve temsil tartışmasına geldiği görülüyor. Türkiye sendikal hareketinin en kadim ve netameli meselesi budur. Bu tartışma Türkiye’de sadece sendikalar arasındaki bir mesele değil, işverenlerin hukuksuz biçimde müdahil olduğu bir meseledir. İronik bir biçimde işverenler işçilere özgülenmiş sendika seçme özgürlüğünün kendileri için de olduğunu sanıyor ve işçilerin sendika tercihine müdahale ediyor. Oysa bu TCK’nin 118. maddesine göre sendikal faaliyeti engelleme suçudur.

Güçlenen, işçinin kabul ettiği sendikalar karşısında güdümlü sendikaları devreye sokan işverenler bir yandan da yetki itirazları ile sendikasızlaştırmanın envaiçeşit yöntemlerini uyguluyor. 1960 ve 1970’lerdeki mikro sendikalar, çantacı sendikacılar bunun en bilinen örneğidir. Bugünlerde 60. yılını deviren 1966 Paşabahçe grevinin veya meşhur 1968 Derby lastik fabrikası direnişinin özü de yetki ve temsil meselesidir. İşverenin işçilerin sendikal tercihlerine müdahalesi bu büyük işçi eylemlerini ortaya çıkardı. Tarihten ders almak lazım!

Migros depo işçilerinin kadroya alınması nedeniyle bu işçiler artık 16 nolu gemi yapımı, deniz taşımacılığı ardiye ve antrepoculuk işkolunda değil 10 nolu işkolundadır. Ancak Türkiye’de işkolu sistemi son derece keyfi düzenlenmiş ve zoraki bir cenderedir.

16 nolu işkolu da keyfi düzenlenmiş bir işkoludur. Örneğin metal işkolunda olması gereken gemi yapımı ile ulaştırma işkolunda olması gereken deniz taşımacılığı bu işkolunun kapsamına alınmıştır. Bu değişiklik adrese teslim ve bazı sendikaların barajı aşması için özel olarak yapıldı. Bu işkolunda yetkili üç sendika (Deniz-İş, Dok Gemi-İş ve Liman-İş) bulunuyor. Üçünün de üye oranı yüzde 3’ün altındadır. Halen 242 bin işçi çalıştığı bu işkolunda yüzde 1 işkolu barajını aşmak için yaklaşık 2400 üye gerekiyor.

10 nolu ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar işkolu da keyfi düzenlenmiş ve avukattan tezgahtara, öğretmenden depo işçisine, sanatçıdan büro işçisine kadar herkesin aynı torbaya tıkıştırıldığı bir gayya kuyusudur. Bu işkolunda 4,4 milyon işçi vardır. Neredeyse tüm işçilerin dörtte biri bu işkolundadır.

Bu işkolunda 30’dan fazla sendika olmasına rağmen sadece üçü (Koop-İş, Tez Koop-İş ve Öz Büro-İş) yetkilidir. İlk ikisin yüz binden fazla üyesi olmasına rağmen işkolundaki örgütlülük oranları yüzde 3’ün altındadır. Öz Büro-İş’in temsil gücü ise yüzde 1,2 düzeyindedir. 10 nolu işkolu Türkiye’nin en örgütsüz işkollarından biridir.  Sektördeki sendikalaşma kamu işletmeleri ve birkaç büyük perakende şirketi ile sınırlıdır. İşkolunda market zincirlerinin ezici çoğunluğu sendikasızdır.

İşkolundaki işçi sayısının yüksekliği nedeniyle yüzde 1’lik işkolu barajı 44 bin işçiye karşılık geliyor. Oysa Türkiye’de 40 binin üstünde üyesi olan sendika sayısı çok azdır. Bu durum işkolunda pek çok sendikanın barajı aşmasını imkânsızlaştırıyor. Yetki ve temsil tartışmaların en yoğun yaşandığı işkollarından biri bu işkoludur. Bir yandan işveren ve hükümet müdahaleleri öte yandan sendikal rekabet nedeniyle işkolunda sendikal geçişkenlik yüksektir.

İşkolundaki en eski ve yetkili sendikalarından biri olan Tez Koop-İş yönetimine hataları, eksikleri ve zaafları nedeniyle kamuoyunda ciddi bir tepki olduğu görülüyor. Kamuoyundaki tepkiler haklıdır. Bu süreçten Tez Koop-İş sendikasının da önemli dersler çıkarması gerekiyor. Migros direnişi vesilesiyle sendikal demokrasi, şeffaflık ve sendikal denetim meselelerinin tekrar gündeme gelmesi ve tartışılması çok isabetlidir. Kabul edilemez sendikal pratiklerin üzerine gidilmeli ve bunların tekrarı önlenmelidir.

Ciddi ve kapsamlı eleştiri ve arınma şarttır. Dikkat edilmesi gereken ise şeytanlaştırmadan kaçınmaktır. Bu sermayenin ekmeğine yağ sürer. Tez Koop-İş sendikasının sürecin önemli bir bileşeni olduğunu unutmadan hareket etmekte yarar var.

ÇÖZÜM: İŞÇİNİN KANTARI

Türkiye’de sınıf sendikacılığı geleneğinin işverenlerin yetki ve temsil müdahalelerine karşı geliştirdiği en önemli yöntem referandumdur. Referandum işçilerin sendikal tercihinin en sade biçimde ortaya konduğu bir yoldur. İşçinin kantarıdır. Ancak bu kantarda tartılmayı göze alanlar etkili bir sendikal mücadele verebilir.

Migros direnişi işçilerin ekonomik ve sosyal talepleri yanında kolektif çalışma hukukunun kangrenleşmiş bir sorununu tekrar açığa çıkardı: Yetki ve temsil! Bu meseleye sadece teknik bir mesele olarak bakmamak lazım. Bu mesele işçiye zarar vermeyecek şekilde çözülmeli ve işçilerin bu süreçteki kazanımlarının önüne set çekmemelidir. Bu bir meşruiyet ve sendika seçme özgürlüğü meselesidir. Migros depo işçilerinin direnişi, Türkiye’deki sendikal yetki ve temsil sisteminin kronik çıkmazını net bir biçimde görünür kıldı. Mevzuattaki engelleriyle örülü bu hantal ve hukuksuz yapı artık değişmelidir.

Migros depo işçilerinin bu eyleminden de ders çıkarılarak sendikal sistemde köklü değişikliklere gidilmelidir. Artık Türkiye’nin kangren olmuş sendikacılık ve toplu pazarlık düzenine neşter atma zamanı gelmiştir. Temsil tartışmasını işçinin iradesiyle çözmek gerekir. Bunun adı referandumdur. Öte yandan barajlı sisteme de son verilmesi şarttır. Sendikal demokrasiyi koruyacak köklü önlemlerin zamanı geldi geçiyor.

Mevzuat mayınlarıyla döşeli yetki ve temsil labirentleri, barajlı-zorunlu işkolu sendikacılığı prangası yozlaşmayı ve güdümlü sendikacılığı da besliyor. Referandum ve barajların kaldırılması sendikal demokrasinin gelişmesi için de hayatidir.

Migros direnişi Türkiye’de lojistik sektöründeki vahim çalışma koşulları yanında geleneksel toplu pazarlık ve sendikacılık düzeninin derin krizini de açıkça ortaya koydu. Sırf bu nedenle bile Migros depo işçilerine teşekkür borçluyuz. Teşekkürler size!