Milyon dolar kere maşallah
Aferin Emre Belözoğlu'na. Ne güzel şeyler öğretti futbol camiasına. En çok da dersine Yıldırım Demirören çalışmış. Kendisine küfredenlere çekiverdi...
Aferin Emre Belözoğlu'na. Ne güzel şeyler öğretti futbol camiasına. En çok da dersine Yıldırım Demirören çalışmış. Kendisine küfredenlere çekiverdi hareketini şeref tribününden. Bilmem ağız hareketlerini okuyabileniniz oldu mu? En kemiksizinden sinkaflar eşliğinde patenti Emre'ye ait olan meşhur kol-bilek çalışmasını kendisinden beklenmeyen serilikte sergiledi büyük başkan. Eğer ağzından çıkan köpükler olmasaydı daha fotojenik olacağı kesindi görüntülerin. Yani işin içine tükürük, köpük filan girince bence hijyen arayanlar bu noktada biraz çekimser kalırlar başkanın performansına. Olsun yine de sağlamdı yapılan gösteri.
En azından kulübedeki Sağlam'dan daha sağlam bir görüntü çizdi Sayın Demirören. Bir röportajında "ben tribünden geldim" demişti. Adabı biliyor yani. Ama bilmediği, belki de unuttuğu bir şey var. Tarih tekerrürden ibaretmiş. Bir zamanlar Süleyman Seba'ya reva görülen tribün küfürü, şimdi Yıldırım Demirören'in başını ağrıtıyor. Kulüp kültürü adına zirve yapılan Seba'lı yıllardan sonra aynı camianın başkanı, tribünlerdeki insanlara küfürler edip hareket çekiyorsa eğer, durup düşünmenin zamanı gelmiştir. Aynı tribünler Süleyman Seba'ya da hakaretler etmişti. Hem de, o günlerde yanında palazlanan birileri tarafından örgütlenmişti bu vicdansızlık. Yapılan terbiyesizliğe katlanamayıp onuruyla istifa etti 60 yılını Beşiktaş'a adayan Süleyman Başkan. Ayrıldığında kulübün borç defterinde 6 milyon dolar yazıyordu.
Fakat yoklukla geçen 16 yıllık sürecin sonunda Ümraniye tesislerinin olduğu arsanın tapusu alınmış, sadece 49 yıllığına kiralanan Fulya'nın, Beşiktaş'ın öz malı olması sağlanmış, Akaretlerdeki kulüp binası, BJK Plaza, Yeşilköy, Pendik ve Çilekli tesisleri yapılmış, İnönü stadının yenilenmesi gibi projeler hayata geçirilmişti. En önemlisi de Serpil Hamdi hocanın büyük özveriyle yetiştirdiği genç jenerasyon, bu ülkede alt yapı çalışmalarının en verimli meyveleri olarak karşımıza çıkmıştı.
Ardından gelen Serdar Bilgili döneminde borç 30 milyon dolarlara çıkarken Beşiktaş'ın varlık sebeplerinden en önemlisi olan "duruşu" da aynı hızla aşağıya doğru inişe geçiyordu. Şerefli ikincilik kavramını öğreten bir kulüpten, mafya babalarına Shengen vizesi sağlayan bir kuruma doğru giden bu sürecin devamında gemiyi ilk terk eden yine Bilgili olmuştu. Alaattin Çakıcı'nın pasaportundaki imzalar mı yoksa tribünlerden edilen küfürler mi onu kaçırdı hâlâ tartışılır. İşte böyle bir zamanda göreve geldi Yıldırım Başkan. 2004 yılında 30 milyon dolar borçla devraldığı BJK, geçen hafta açıklanan şekliyle artık 92 milyon dolar borçluydu.
Üstelik bu borcun 41 milyon doları bizzat Yıldırım Bey'e olan borçtu. Dünya kulübü şiarı ile yola çıkan bir anlayış nasıl olur da kendi başkanına 41 milyon papel borçlanır? Üstelik bu dönemde iki kez halka arz yapılıp nakit akışkanlığı yaratılmışken, Üstelik daha Holosko transferi bütçeye koyul-mamışken, Üstelik önümüzdeki yılların Fulya gelirleri bile hesaba dahil edilmişken,
Üstelik Delgado transferini sponsor kurum yapmışken, Ve üstelik Del Bosque davasının bedeli henüz Beşiktaş'a ödetilmemişken... Şimdi 22-23 Şubat tarihlerinde Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün mali kongresi olacak. Bütün bunları düşündüğümüzde ibra asla mümkün gözükmese de, siz merak etmeyin. Sayın Demirören'in bu tablosu yine ibra edilir. Çünkü "Ahmet dursun, Seba gitsin" sözleri İnönü'de çınladığı günlerde kulaklarını tıkayanlar, bu tablo karşısında da gözlerini kapatacaktır. Ne diyelim? 41 milyon dolar kere maşallah büyük başkan!
TERİMİN BARIŞ ÖZBEK MESAJI
Kabul etmek lazım ki, Barış Özbek bu performansıyla her takımda direkt oynayabilecek seviyede bir oyuncu. Geldiği günden bu yana da her maçta üzerine biraz daha koyuyor. Türkiye'de oyuncu yetişmiyor diye Brezilya'dan mülteci futbolcular dev-şirdiğimiz şu günlerde hepimizin gözü bu tip oyuncuların üzerinde. Uzun zamandır Barış'ın Türkiye adına forma giyip giymeyeceği tartışılırken geçtiğimiz hafta Barış'tan bir açıklama geldi. "Beklediğim ilgiyi görmediğim için yoluma Alman milli takımıyla devam edeceğim" dedi genç oyuncu.
İşin aslı gerçekten bu mu? Milli takımın son yaptığı hazırlık karşılaşması öncesi bu soru Fatih Terim'e de sorulmuştu. Cevap olarak "ailelerine sorun" diyen Terim, sanırım Ba-rış'ı kastederek mesaj vermişti spor medyasına. Öğrenebildiğim kadarıyla Barış'ın ailesi, oğullarının Alman hükümetinin aldığı son karar yüzünden Türkiye formasını giymesine sıcak bakmıyor. Çünkü işin ucunda Alman pasaportunun yanması var. Kendilerince haklı tarafları vardır elbette. Zaten Ba-rış'ta, Galatasaray'da uzun süre kalacak gibi durmuyor. Bir sakatlık olmazsa en fazla 2 sezon sonra Bundesliga'nın güçlü ekiplerinden birisine transfer olur. Ancak bu oyuncunun grafiğinin yüksek olması, spor medyasının konuyu sürekli sıcak tutmasına sebep olacak.
Yapılması gereken belli. Fatih Hoca, ketum tavrını bir kenara koyup, Barış'la ilgili neler yaşandığını bizlerle paylaşmalı. Anlatılanlar bu yetenekli gencin aktardığı şekilde mi, yoksa ailesinin tercihi mi geçerli bilmek isteriz? Eğer Barış, Almanya Milli Takımı'nı seçtiyse bunu hepimizin saygıyla kabullenmesi gerekiyor. Yok, eğer Fatih Terim ve ekibi bu konuda eksikse, o zaman benzer olayların tekrarlanmaması için kompleksleri bir tarafa bırakıp daha çok çalışmak gerekmekte.


