Google Play Store
App Store

Ben bir üniversite öğrencisiyim, elimden geldiğince üniversitedeki siyasete katkıda bulunmaya, etrafımdaki arkadaşlarımla güncel-politik gelişmeler hakkında sohbet etmeye çalışırım. Şu günlerde kendisine solcuyum diyen insanlarda darbeye karşı çıkma adına adeta AKP taraftarlığına da ya da haksızlık etmeyeyim AKP sempatizanlığına varan bir durum var. Örneğin biraz önce telefonuma bir mesaj geldi, 'Ne darbe Ne darbe' başlığı ile türbanlı öğrencilerle birlikte yapılacak bir 'sarılma eylemini' haber veriyordu. Sol sanırım bugünkü kadar kafa karışıklığını tarihinde yaşamamıştı, en azından benim tanık olduğum tarihinde."

Hacettepe Üniversitesi'nde okuyan bir genç böyle yazıyor mektubunda.

Gençler bir yana, gerçekten ben de hatırlamıyorum solun böyle bir kafa karışıklığı ve tutarsızlık içinde olduğu bir dönemi.

Haydi solda mazeretimiz çok; ezberlerimiz bozuldu ve hepten şaşırdık diyelim ama, Meclis'e girince sanki ihtiyaç varmış gibi AKPnin ağırlığını artıracak adaylar bir yanda, (E. Günay gibi) uzun yıllar sosyal demokrat cenahta at koşturan bazılarının AKP listelerine koşturmaları diğer yanda, birleşmiş sol partimizin "askerileşmiş politik" halleri öte yanda...

"Her seçim bir vazgeçiştir" diyorlarmış!

Bütünlük ve tutarlı duruş ilkelerinin, yerini hiçbir ilke ve etik tanımayan günübirlik yarar hesaplarına dayanan duruşlara bıraktığı, sevmek kadar vazgeçmenin de bu kadar kolay olduğu bir postmodern dünyadır yaşadığımız.

***

Böyle bir zamanda yazmak, doktorlar ya da kalp sorunu yaşayanlar bilir, karşıdan esen rüzgâra karşı sürekli bir kalp ağrısıyla yürümek gibi, zor bir iştir.

Çok yorar kalbinizi ve çok hırpalanırsınız.

Geçen yıl, aslında çok da önemli olmayan bir rahatsızlığımı bahane ederek, "kırk yıllık birikmiş izinlerimin bir bölümünü" kullanarak kaçmıştım bir süre.

Biliyorum, bazı arkadaşlarımın hoşuna gitmeyecek ama, ben bu yıl da "kırk yıllık birikmiş izinlerimin bir bölümünü daha" kullanmak üzere sizden bir kere daha izin istemek bana biraz müsaade demek mecburiyetinde hissediyorum kendimi.

Gazetede zor koşullarda çalışan arkadaşlarımdan da.

Söylediğim gibi bu bir kaçış elbette ama asla bir veda değil, yalnızca bir mola.

Ne kadar hırpalanırsa hırpalansın, kalbimin veda etmeme izin vermeyeceğini biliyorum.

Bu yüzden, "yeniden görüşmek üzere" diyorum;

Hoşçakalın.