Muhalefet ‘direniş’, halk ‘değişim’ istedikçe cumhur gerildi: İttifakın arasına ‘yurttaş’ kaması
MHP ve AKP’nin onca güç gösterisine rağmen, ekonomi ve çözüm süreci konusunda ikna edebildikleri kesim yüzde 15’te kaldı. İzlenen yol konusunda fikir ayrılıkları mesafenin giderek açılmasına da neden oluyor.

Cumhur İttifakı, 2018’den bu yana Türkiye siyasetinin merkezine oturmuş durumda. Bu süreç içerisinde MHP ve AKP, yalnızca kendi ortaklıklarıyla ayakta kalacak Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi adını verdikleri bir rejim inşa ettiler. Bahçeli ve Erdoğan, ülkeyi karanlık bir tünele sokan bu süreci büyük bir uyumla bugüne kadar taşımayı başardı.
İttifak içinde kriz konusu olabilecek her mesele, ikilinin özel sohbetleri ve müdahaleleriyle bugüne kadar halının altına süpürülerek ertelendi.
Son birkaç haftadır ilişkide başka bir düzey gelişti. Parti liderleri ve kurmaylar, sanki birlikten çok farklı yanlarını gösterme uğraşına girmiş durumdalar. Bunun bir görev paylaşımı mı yoksa derinleşen fikir ayrılığı mı olduğuna dair, elimizdeki veriler üzerinden kesin bir kanaat bildirmek mümkün değil.
Ancak son yaşananları alt alta koyduğumuzda, geleceğe dair hiç de yabana atılmayacak bir senaryo çıkarmak mümkün.
YENİ DURUM: GERİLİMLİ İLİŞKİ
Cumhur İttifakı hâlâ iki parti için de karşılıklı bir zorunluluk niteliğinde. AKP, parlamentoda çoğunluğunu MHP desteğiyle koruyor. MHP ise iktidar bloğunda yer alarak politik etkisini sürdürüyor. Ama bu zorunluluk, ikili arasında gerilimin yaşanmasına engel olamadı.
Son gerilimin kaynağı olarak Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” projesine AKP cenahının ayak diremesi gösteriliyor. Oysa yaklaşık bir yıldır farklı etaplardan geçen süreç bir şekilde ortak bir proje hâline getirilmişti. Ne olduysa daha çok Erdoğan’ın ABD ziyaretinden önce oldu.
Peş peşe yapılan “kara para” operasyonları ve Bahçeli’nin karşı açıklamaları, dikkatleri ittifak içi çelişkilere çekmeye yetmişti. Ardından Erdoğan–Trump görüşmesi öncesinde gelen TRÇ (Türkiye–Rusya–Çin) açılımı, ilişkinin bir bütün olarak masaya yatırılmasına neden oldu.
Bahçeli’nin KKTC seçim sonuçları sonrası yaptığı çıkışlar, polis atamaları, CHP’ye yönelik operasyonlara dair “bitsin” çıkışı, Kenan Tekdağ olayı ve Bahçeli’nin her defasında Saray’ın duvarına çarpıp yere düşen, yanıtsız kalan çağrıları da bu tabloya eklendi.
Bırakın çatlağın kapanmasını, her defasında sızıntı daha büyük oranlara yükseldi.
SOKAĞIN SESİ PANİĞİ ARTIRDI
MHP lideri Bahçeli, bundan yaklaşık bir yıl önce, 5 Kasım 2024 tarihinde Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada şöyle demişti:
“Eğer terör hayatımızdan sökülüp atılırsa, eğer enflasyon canavarına kesif bir darbe indirilirse, Türkiye siyasi ve ekonomik istikrarın zirvesine çıkarsa, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesi doğal ve doğru bir tercih değil midir?”
Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenirken iki temel konuda “başarıyı” şart koştu: çözüm süreci ve ekonomi.
Geriye dönüp bakıldığında, bu iki meselede adım atılmaya çalışılsa da halkın gözünde çoktan sınıfta kalındı. KONDA’nın son yaptığı kamuoyu yoklamasında, Kürtlerin ve Türklerin iktidarın Kürt sorununu çözemeyeceğine dair mutlak bir kanaate sahip olduğu görülüyor.
Eylül ayı itibarıyla “İktidar Kürt sorununu çözer” diyenlerin oranı yüzde 12’de kaldı.
Ne tuhaf bir rastlantıdır ki, “Ekonomi iyiye gidiyor” diyenlerin oranı da yüzde 15’le bu rakama çok yakın.
MHP ve AKP’nin, tüm gürültülü güç gösterisine rağmen, iki temel konuda ikna edebildikleri toplumsal kesim yalnızca yüzde 15’lik dilimde kaldı.

Bu rakam sadece MHP’de değil, AKP’de de tedirginlik yaratıyor. İzlenen yol konusunda fikir ayrılıkları giderek duygusal kopuşa da neden oluyor.
İki parti için tek kriter seçmen davranışı da değil; çekirdek kadroda çözülme emareleri baş göstermiş durumda.
Kıbrıs, PKK ve İsrail başlıkları, Türkiye sağını yıllardır bir arada tutan birer “tutkal” vazifesi gördü.
KKTC seçimlerini Tufan Erhürman’ın kazanması sonrası MHP’den gelen tepkiyi de bu açıdan değerlendirmekte fayda var.
Bugüne kadar savundukları her şeyden vazgeçen bir MHP, kimi nasıl ikna edebilir?
KİM, NEDEN KATILMADI?
Beştepe’de Erdoğan tarafından verilen Cumhuriyet resepsiyonu, MHP–AKP ve DEM–AKP ilişkilerinin de yeniden tartışılmasına neden oldu.
Devlet Bahçeli hem Anıtkabir’de hem de Beştepe’de yoktu. Bu durum, “Kıbrıs tavrı” olarak yorumlandı.
DEM Parti, alışkanlıktan olsa gerek Beştepe’ye çağrılmadı bile. Buna rağmen DEM’den gelen açıklama “Süreci etkileyecek bir durum değil” şeklinde oldu.
Bu olaydan yaklaşık 12 saat sonra, komisyona Hakan Fidan ve Yılmaz Tunç katılarak bilgi verdi. Numan Kurtulmuş “Rapor yazım aşamasına geldik” dedi. Aynı gün İmralı heyetiyle Erdoğan bir görüşme gerçekleştirdi. Kandil, Türkiye’den çekilme gerekçesini açıkladı.
Tüm bu gelişmelere bakınca gerçekten her şey istenildiği çizgide ilerliyor gibi bir görüntü var. O hâlde sıkıntı nerede? Belli ki yine dönüp bir kez daha KONDA’nın araştırmasına bakmakta fayda var. Halkın iktidara ve uygulamalarına karşı duruşu, herkesi adım atmak konusunda bir kez daha düşünmeye itiyor.
BİR KEZ DAHA BAHÇELİ Mİ?
MHP lideri Devlet Bahçeli, ülkenin makas değiştirme anlarında yaptığı çıkışlar ve hamlelerle tanınır. AKP’yi iktidara getiren de, onu o koltukta tutan da büyük oranda bu hamleler oldu.
AKP ile MHP arasında son günlerde artan gerilim sonrası, “Bahçeli bir kez daha devreye girer mi?” sorusu akla geldi.
Son günlerde ortaya çıkan iktidar içi tepişme, aralarındaki mesafenin her gün arttığına işaret ediyor. Bu mesafe henüz bir kopuş sinyali vermese de, siyasetin önümüzdeki dönemde daha gergin, iç rekabetli bir ittifak ilişkisine evrileceğini gösteriyor.
Bu gerilimin derinleşip ülkenin erken seçime gitmesi ise muhalefetin göstereceği dirayet ve izleyeceği yola bağlı.
Halkı inandıramayan bir iktidar var; bu artık netleşti.
Muhalefet ise rüştünü ispatlamak ve halkı ikna etmek zorunda.
Siyaset tam da bu noktada sıkışmış durumda.


