Google Play Store
App Store

Üç hafta önce Davos’taki zirve “eski dünyanın bittiğini” göstermişti. Yarından itibaren Münih’te gerçekleştirilecek “Güvenlik Konferansı” da bu durumu daha da net bir biçimde ortaya koyacak.

Davos’taki 56’ncı Dünya Ekonomik Forumu, resmen “diyalog ruhu” temasıyla toplanarak, dışarıya mevcut duruma ters bir mesaj göndermişti. Sonuçta diyalogla değil, Trump’ın monoloğuyla tarihe geçti. 130 ülkeden 60’ı devlet ve hükümet başkanı olmak üzere üç binden fazla katılımcının yer aldığı bu platforma bizzat katılarak damgasını vuran Trump, mevcut uluslararası düzenin yıkıldığını bir kez daha ilan etti.

Bu yıl 62’nci kez düzenlenen “Münih Güvenlik Konferansı” ise Davos’a göre daha gerçekçi bir temayla başlıyor. En azından konferanstan önce yayınlanan raporun başlığı bunu gösteriyor: Yıkım Altında (Under Destruction).

‘DÜNYA YIKIM ALTINDA’

Münih’teki üç günlük konferans da Davos’ta olduğu gibi Avrupa’nın ortasında bir dünya zirvesi niteliğinde olacak. Resmi açıklamalara göre bu buluşmada da 120 ülke temsil edilecek. Katılımcılar arasında 60 devlet ve hükümet başkanı, 100’e yakın savunma ve dışişleri bakanı, NATO ve Avrupa Birliği’nin üst düzey yöneticileri, uluslararası örgütlerin başkanları, askerler, silah üreticileri, tüccarları olacak. Avrupa’nın “baş düşmanı” Rusya, Davos’ta olduğu gibi Münih’te de yok. Aynı şekilde İran da davetli değil.

Kendisini “uluslararası güvenlik konularının konuşulduğu bağımsız platform” olarak tanımlayan Güvenlik Konferansı’nda üç gün boyunca uluslararası politikanın önde gelen aktörleri dünyaya seslenecek. Trump, geçtiğimiz yıl bu konferansa Başkan Yardımcısı J.D. Vance’i göndermiş ve onun aracılığıyla Avrupa ülkelerindeki yönetimleri ağır biçimde eleştirmişti. Aradan geçen bir yıl içinde Trump yönetimi Avrupa’yı da bir hasım olarak kabul ettiğini gösterdi.

Bu yılki konferansta Trump’ı Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio temsil edecek. Onun bu yılki konferansta Vance gibi Avrupa’yla ABD arasındaki uçurumu daha da derinleştirecek bir çıkış yapması beklenmiyor. Her ne kadar Grönland krizi gibi sorunlar ertelenmiş gibi de olsa konferans raporunda işaret edildiği gibi ortada büyük bir “yıkım” var. Ve bu yıkımın sorumlusu olarak da açıkça Trump gösteriliyor.

MİLİTARİZM ARAYIŞLARI

Münih’teki konferans bir yandan yıkımı ilan ederken, diğer yandan da Avrupa’nın bu konudaki arayışlarını gösterecek. Tabii ki ABD’den bir kopma söz konusu olmayacak ama Trump’ın politikalarına karşı en azından prestijlerini koruyacak çıkışlar olacaktır.

Avrupa’nın (ve Almanya’nın) ABD’den bağımsız bir askeri güç olarak ortaya çıkmasını zorunlu gören yaklaşımlara artık itiraz eden kalmadı. Aslında bu yeni bir şey değil. Geçmişte de Avrupa Birliği’nin kendi ortak ordusunu kurması gerektiği zaman zaman üst düzey politikacılar tarafından da ortaya atılıyordu. Ancak diğer yandan NATO ittifakı içine Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini alarak genişlerken, böyle bir politikanın nasıl hayata geçirilebileceğine dair sorular boşlukta kalıyordu.

Yine de askeri açıdan daha güçlü bir Avrupa hedefi ortadaydı.

Tabii silahlı kuvvetlerin yeniden yapılanması ve silahlanma açısından çok büyük harcamalar gerektiren, dolayısıyla sosyal devletin daha da küçülmesine neden olacak bu politikalar, kitlelerin tepkisiyle karşılaşacağı için riskliydi. Bu konudaki “sorunlu” ülkelerin başında da Almanya geliyordu. Giderek zayıflıyor da olsa içinde kiliselerin, sendikaların da içinde yer aldığı barış hareketi, şimdi olduğu gibi milyarlarca avroluk yatırım gerektiren silahlanma harcamalarına, askerliği zorunlu hale getiren politikalar için büyük engeldi.

ŞİMDİLİK NATO İÇİNDE

Ukrayna Savaşı’yla Avrupa uygarlığının ağır bir askeri saldırı tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, Rusya’nın birkaç yıl sonra diğer Avrupa ülkelerine de saldırabileceği tezleri artık söz konusu engelleri ortadan kaldırdı. Sendikalar, kiliseler, sosyal demokrasi, Yeşiller ve hatta Sol Parti’nin (Die Linke) önemli bir bölümü barış hareketinin dışına çıktı. Sosyal demokrat ağırlıklı önceki hükümet, Almanya’nın “savaşma yeteneği” olan güçlü bir ordusu olması gerektiğini ve bunun için milyarlarca avroluk yatırımın zorunlu olduğunu çoğunluğa kabul ettirdi.

Hristiyan demokrat ağırlıklı şimdiki hükümet ise Almanya’nın Avrupa’daki en büyük konvansiyonel orduyu kuracağını açıkladı. Askerliği yeniden zorunlu hale getirecek süreci başlattı. İki dünya savaşının dersleri nedeniyle Almanya’yı bu konuda tamamen bağımsız hareket etmesi mümkün değil tabii… Yeniden bir askeri güç olma hedefini şimdilik NATO içinde gerçekleştiriyor.

Son haber: NATO’nun içindeki komuta kademelerindeki Avrupalı ve tabii ki Alman generallerin sayısı artacakmış. Hatta NATO Askeri Komitesi’nin (üye ülkelerin genelkurmay başkanlarından oluşuyor) başına da Almanya’nın Genelkurmay Başkanı (Müfettişi) Orgeneral Breuer getirilecekmiş.