Google Play Store
App Store

Sosyal medya fenomeni Murat Övüç, 21 Aralık 2025’te tutuklandı. Gerekçe, 2024’te çektiğini söylediği ve başörtüsü takarak paylaştığı kısa bir video. Savcılık, bu paylaşım nedeniyle Övüç’ü “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”le suçluyor ve 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası talep ediyor. Övüç ise amacının başörtülü takipçilerini eğlendirmek olduğunu, mizah yaptığını söylüyor. Aradan geçen sürede video ne bir toplumsal infiale yol açtı ne de kamu düzenini bozdu. Demek ki izleyenler ya komik bulup geçti ya da komik bulmayıp geçti. Ama savcılık öyle yapmadı ve Övüç’ün hapsini istedi.

Gazeteci Furkan Karabay’ın haberleştirdiği iddianamede Övüç, “kadınsı hareketler sergileyen ve kendisini gay olarak tanımlayan şüpheli” olarak anılıyor. Başörtüsüyle “alay ettiği”, tanınmış biri olduğu için paylaşımın “toplumsal barışı bozma bakımından açık ve yakın tehlike oluşturduğu” ileri sürülüyor.

***

Murat Övüç, Türkiye Cumhuriyeti bir şeriat ülkesiymiş gibi -ki Anayasa aksini söylüyor- İslami kurallara aykırı davranmak ve gay olmakla suçlanıyor. Birkaç saniyelik başörtülü videosunu ister komik, ister ‘cringe’, ister yersiz bulursun ama hapis cezası gerektiren bir suç olarak görmenin başka motivasyonlar taşıdığı açık. Bu soruşturma bize gösteriyor ki, LGBTİ+ bireylerin kamusal alanda görünürlükleri kadar cinsel kimlikleri de kriminalize ediliyor. Övüç’ün, bir gay olarak toplumdaki varlığı, bizzat tehdit, tahrik sebebi ve suç olarak görülüyor.

İktidar uzun süredir ‘müstehcenlik’, ‘kamu düzeni’ ve ‘genel ahlâk’ gerekçeleriyle sansür politikaları yürütüyor. Murat Övüç’ün, 2023 yılında Samsun-Bafra’da yapacağı ‘Kadınlar Matinesi’ etkinliği, AKP’li Bafra Belediye Başkanı Hamit Kılıç’ın hedef göstermesi sonucu Samsun Valiliği tarafından “milli ve manevi değerlerine aykırı” denilerek iptal edilmişti. Kılıç, “Şehrimizin herhangi bir noktasında böyle bir etkinliğin yapılmasına hiçbir şekilde müsaade etmedik, etmeyeceğiz” demişti.

Eşcinsel ve trans bireylerin sahneye çıkması, 80 darbesinden sonra yasaklanmıştı. Darbecilerin gerekçesi ‘toplumsal ahlâk kurallarını korumak’ idi. En bilinen örnek Bülent Ersoy. Devletin ‘erkek’ olarak tanıdığı Ersoy’un sahnede kadın kıyafetleriyle görünmesi, ‘kamu düzeni ve ahlâkı’ açısından sakıncalıydı. Ersoy, yıllar sonra Beştepe’deki davetlerin kadrolu drag queen’i oldu. 80 darbecileri, kendi toplumsal normlarına uymayan LGBTİ+ bireylerin sahneye çıkmalarını yasa çerçevesinde yasaklamadı ama açık şekilde engelledi. Nazi Almanyası’nda LGBTİ+ bireyler, özellikle eşcinsel erkekler ve cinsiyet normlarına uymayan kişiler acımasızca hedef alınmıştı. Gay davranışları kriminalize edilmiş, dernekleri kapatılmıştı. Tutuklandılar, işkence gördüler, toplama kamplarında pembe üçgen rozetlerle damgalandılar.

***

Nazi Almanya’sında ceza hukuku kimliği değil, davranışı suç sayıyordu. Eşcinsel olmak doğrudan suç olmasa da, dokunma, sarılma, aynı mekânda bulunma gibi bazı davranışlar suç kapsamına alındı. Naziler, birinin eşcinsel olduğunu düşündüğünde, ona uyacak ve suç sayılacak bir davranış bulmakta zorlanmıyordu. Kâğıt üzerinde kimse kimliği yüzünden suçlu sayılmıyordu ama kimliği yüzünden hayatı yaşanmaz hale getiriliyordu.

Hapsi istenen Övüç hakkındaki iddialarda suçun fiili tarifi yok. Ama ‘kadınsı hareketlerde bulunan’ denilerek gay kimliği ile ilgili vurgu var. Bu nefret dilidir, ayrımcılıktır. 10. ve 11. Yargı Paketi’nde yapılmak istenen düzenlemelerde, LGBTİ+ bireylerin doğrudan varlığının hedef alındığını biliyoruz. “Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlâka aykırı tutum ve davranışta bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” deniyordu. Övüç’ün iddianamesinde yazılanlar, paketten son anda çıkarılan bu maddelerin uygulanmaya başladığını gösteriyor. Büyük bir gökkuşağının altında yaşamak varken tehlikeli bir karanlığa doğru sürükleniyoruz.